Fetva Meclisi
Soru
Hocam benim çalıştığım gayrimüslim firmanın önceden Suriye’de bazı gruplara lojistik destek sağlamak amacıyla kullandığı bir bina vardı. Binada silah ve diğer aletlerde kullanılan malzemeler yapılıyordu ama işleri bitti ve bu binayı boşattılar. Boşalttıkları binada çeşitli malzemeler kaldı ve ben de nasılsa yabancıların malzemesi diye alıp hepsini sattım. Paranın bir kısmıyla Suriyeli bir aileye de yardım ettim. Bu durum beni daha sonra bir musibete sürükledi ve yaptığımın yanlış olduğunu anladım. Bu vebalden kurtulmak istiyorum ama malzemeler yabancı bir devlete ait ve benim helalleşecek bir muhatabım yok. Alıp yerine koysam bina zaten terkedilmiş başkası alacak. Ayrıca bu durumdan bizim yöneticilerin haberi oldu ve hırsızlık suçundan bana dava açtılar. Mahkemede yalan söylemek istemiyorum ama işimden olma durumum da var. Mahkemede nasıl bir yol izleyeyim? Ailemi ve çocuğumu düşünüp yalan mı söyleyeyim yoksa ceza alıp hapse mi gireyim?
Cevap
Benzer fetvalar
Güzel kardeşim, elbette haklılık payın var. Fakat kendini bu kadar üzmene gerek yok. Sen alkol ve domuz eti satmadığın sürece vebalde olmazsın.
Bu sürecin nasıl başladığını izah etmen gerekmiyor ama süreci ahlaka uygun, şeriata göre sürdürmen gerekiyor. Şeriat hassasiyetini koru, hayır ve bereket umarak yola devam et.
Mazlumun günahkâr biri olması ondan zulmün kaldırılması için destek olmayı engellemez. İşlediği günaha yönelik ona destek olmak caiz değildir. Bir de şunu bilmelisiniz: Mazlumluk iddiasının yanlış olduğunu anladığınızda yani onunla ilgili iddialar gerçek olduğuna ikna olduğunuz anda desteğinizi geri çekmelisiniz. Allah yardımcınız olsun.
Şu anda yapabileceğin bir şey yoktur. Mü'min, yanlışa karşı uyaran insan rolünde olmalıdır. O zamanki hatan için istiğfar etmen yeterlidir.
Öncelikle söz konusu hatada senin bir katkın direkt veya dolaylı var mı, bunu bil. Direkt senin imzan da bulunduğu için bu iş yürüyorsa imzanı çekmek zorundasın. Değilse, bu iş hakkında tereddütlerin mi var yoksa kesin bilgilerin mi? Kesin bilgin olmadıkça taşlarla oynama. Kesin bilgin varsa, ortadaki zulme elbette müdahale edeceksin. Sen en üst makama iletirsin. Senin işine mal olsa bile bu sen zulme engel olmanın sevabını kazanırsın. Asla sadece şüphe ile bir işi yapma. Kesin bil, belgeli bil.
Böyle bir rezaleti rezaletle devam ettirmen yanlış olur. Önce sen şu geçmişine tevbe et. Tevbeni samimiyetle koru. Kimseye de bu rezaletleri anlatma. Tekrar bir araya gelmenizin anlamı yoktur. Bu yara çocuk büyüyünce tekrar depreşir sende. Gerekiyorsa çocuğu bir başkası götürüp getirsin.
ahlak konusundaki diğer fetvalar
Önce kendi dinine ve insanlığına verdiği zararı düşünmelisin. Sana zararı kesindir. Diğer zarar ise muhtemeldir.
Din ve iffet daha önemli. Ahlâk daha önemli. İnsanlık daha önemli. Mürüvvet daha önemli.
Bacı, beddua işi bitirmiyor. Bu ahlâk kıtlığına ve insanlığı terk etmeye karşı bir tedbir bulmalı, Şeriat’ımızı getirmeye çalışmalıyız. Allah yardımcımız olsun.
Güzel kardeşim, doktorların en iyisi diye görüp beğendikleri ile evlenmeleri gerektiği kanaatindeyim. Doktorun evliliğinin başarılı olmaması onun akıbeti açısından daha ağır risklere davetiye çıkarır. Meseleyi meslek özellikleri açısından doktorun evliliği meselesi olarak görmek gerekmektedir. Elbette insan olarak hepimiz insanız neticede ama doktorların insan ve karşı cins bağlantıları diğer mesleklere göre farklıdır. Bunu birinci nokta olarak tespit etmeliyiz. İkinci nokta da şudur: Ne olursa olsun sizin evlenmeniz mü'min biri ile olacaktır. Dolayısıyla iman noktasını açmaya gerek yoktur. Üçüncü noktaya gelince: Hem güzel hem takvalı ve iyi karakterli biri olur, neden olmasın? O da size rastlayabilir ama bu rastlama oranı bilinemez. Tencere kapağını da bulabilir başka bir tencereye ait kapağı da. Bu açıdan iddialı olmak mümkün değildir. Mümkün olan ise şudur: • İlk bakıştan itibaren etkileyen ve zihinde yer bulan biri ile evlenmek gerekir. Bu erkek için de böyledir kız için de. Daha sonra sevgi ve alaka oluşabilir ama bu ne kadar ve ne zaman olur bilinmez. Evlilik bile bile hata etmeye uygun bir ortam değildir. • Dört başı mamur dedikleri bir eş adayı bulunmaz değil ama onu bulana kadar senin ömrün geçebilir. Bir de insan kendisini de ne kadar dört başı mamur görüyor da önemlidir. Neticede insanız, insan olarak yaşıyoruz; mükemmeliyetçilik yanlıştır. Bulunanlar arasında en iyisini, iyiye en yakınını tercih etmek idealdir. • Güzelliğin yerini karakter doldurabilir, karakterin yerini de güzellik doldurabilir. Burada evlenecek kişinin taviz vermeyeceği alan nedir ona bakılmalıdır. Eğer taviz vermeyeceği alan mesela itaat eden bir eş karakteri ise o güzellikle kapanmayacak bir açık üzerinden iş görecek demektir. Bunu herkes kendisine sormalıdır, kendi yorumunu yapmalıdır. • Anne babaların evlenmede çocuklarına yardım etmeleri makul olandır. Kendileri için uygun gördüklerini çocukları için de “zorunlu uygun” görmeleri hatadır. Bile bile yavrularına eziyet demektir bu. • Size tavsiyemiz şudur: Geç de kalmayın, acele de etmeyin. Evlilik sizin için farz noktasında ise ilkeleriniz ve beklentilerinizden taviz verin. Farz noktasına gelinceye kadar da ilkeli yürüyün. Allah yardımcınız olsun.
Buna ve daha da muhtemel beterine rağmen yılmadan ve usanmadan devam edeceksiniz. Allah’ın kapısı sadece iyilerin kapısı değildir. İyi olmak isteyenlerin de kapısı o kapıdır. Şeytan sizi çökertmeye çalışıyorsa siz aksine üzerine üzerine gidin. Sabredin ve işin sonunu yakalamaya bakın. Allah yardımcınız olsun.
Elbette Müslümanlık güzel ahlâkın kaynağıdır. Güzel ahlâk imanla bağlantılıdır. Ahlâk sorunu olanın iyi Müslüman olduğu hiçbir şekilde iddia edilemez. Rabbimiz bize bir din gönderdi. Bu dinin esaslarından biri ahlâktır. Namaz ağırlığında olmasa da dinin muhtevasında ahlâk vardır. Ne yazık ki dinimiz konusunda gevşedikçe ahlâk her şeyden önce zarar gören din başlıklarından olmaktadır. Neden böyle oluyor sorusuna gelince şunu söyleriz: Allah Teâlâ her şeyi kader ile yarattı. Ahlâk da o kaderin içindedir. Ahlâklı olun buyururken ahlâklı olmanın sebeplerini de yarattı. O sebepleri elde etmedikçe hiçbir insan sadece istedi diye ahlâklı olamaz. Kur'an terbiyesi almış olmak, ahlâklı bir çevrede yaşamak, kötülüklerle mücadele azmi taşımak, sabrı kuşanmak ve istiğfar eden mü'min olmak gibi pek çok sebep ihmal edildikçe ahlâktan doğal olarak uzaklaşılmış olur. En önemli sebeplerden biri de dünyayı ebedi zannetmektir. Ahiret hesabı ertelendikçe ahlâk sıcaktaki buz gibi erimeye mahkûm olur ne yazık ki.