Fetva Meclisi
Soru
Hocam, hadisleri en çok rivayet eden isim olarak Ebu Hureyre biliniyor. Bu kadar hadisi rivayet edecek bir sahabilik dönemi de olmamış. Ömer ve bazı sahabiler de onun çok rivayet etmesine sakıncalı olarak bakıyorlarmış. Bunların doğrusu nedir, nasıl bakmalıyız konuya?
Cevap
Benzer fetvalar
Ebu Hureyre radıyallahu anh bir sahabidir. Gece gündüz üç yıla yakın zaman Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber olmuştur. Üç yılda bir insan gün boyu beraber olduğu birinden birkaç bin söz duymuş olamaz mı? Sadece akılla düşünüldüğünde bile ortada garipsenecek bir durum yoktur. Buna rağmen şunu da bilmemiz gerekir: Sadece Ebu Hureyre radıyallahu anhın rivayet ettiği ve diğer sahabilerden rivayet edilmemiş hadis sayısı sadece 110 (yüz on) adettir. Diğer rivayet ettiği hadisleri başka sahabiler de rivayet etmişlerdir.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin ashabının yüz binin üzerinde olduğu kesin bir bilgidir. Onların tamamından bize hadis gelmemiştir. Yaklaşık olarak bin kadar sahabinin hadisleri bize ulaşmıştır. Onlardan da ilk yedisinin hadisleri büyük bölümü oluşturmaktadır. Ebu Hureyre, 5370; İbni Ömer, 2630; Enes bin Malik, 2286; Aişe, 2210; İbni Abbas, 1696; Cabir bin Abdillah, 1540; Ebu Said el-Hudri, 1170 hadis rivayet etmiştir. Sahabilerin diğerlerinden hadis rivayet edenlerin sayıları daha azdır. Kiminin geç Müslüman olması, erken ölmesi, dış faaliyetlerle görevlendirildiği için bilgi birikimi olmaması gibi pek çok sebep olabilir hadis rivayet azlığında. Allah her birinden razı olsun. Bizi dünya ve ahirette onlarla beraber kılsın.
Vahyin ilk indiği yıllara ait tek tek gelen hükümlerin zamanını düşünmelisiniz. Şimdi ise bir bütün olarak dinimizin tamamı elimizdedir elhamdülillah. O zamanki şartların değiştiğini gören sahabiler ilk zamanlarda sakladıklarını son günlerinde tebliğ etmiş oldular. Ara vakitleri kendinizi kültür ve fizik çalışarak da olsak dinçleştirerek, abdest alarak, bir âyet veya hadis ezberleyerek değerlendirmeye çalışın.
Aleykümselam. Bütün zamanlar Allah’ındır. Allah bir zaman hakkında 'o kötüdür' demedikçe kimsenin kanaati ile bir zaman kötü olmaz. Bunların özünde 'boş Müslüman' olmak hastalığı vardır. Ümmetimizin hâli ortada iken ve maddi sebepler henüz kullanılmamış iken böyle işlerle takva adına uğraşmak eğer cahillik değilse din üzerinden şöhret bulma arzusudur. Uzağız, uzak kalmayı yeğleriz. Allah'a emanet olun.
Selamünaleyküm. Böyle bir haber hadis kaynaklarında vardır. En eski kaynağı da tespit edebildiğimiz kadarı ile Darimî’nin Sünen’idir (449 no’lu hadis). Bu kaynakta sözünü ettiğiniz konu şu şekilde geçmektedir: Sahabeden Cabir radıyallahu anh naklediyor: Ömer bin Hattab radıyallahu anh elinde tevrat’tan bir parça ile Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme geldi. Dedi ki: ‘Ya Resulellah! Bu Tevrat’tan bir paçadır.’ Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona bir cevap vermedi. O da elindekinden okumaya başladı. O okurken Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin yüzü değişiyordu. Allah ona rahmet etsin Ebu Bekir dedi ki: ‘Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin yüzünü görmüyor musun, başı belalı adam?’ Ömer Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme baktı ve dedi ki: ‘Allah’ın gazabından ve Resûlü’nün gazabından Allah’a sığınırım. Allah’tan Rab olarak, İslam’dan din olarak ve Muhammed’den Peygamber olarak razı olduk.’ Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: ‘Muhammed’e hayat veren Allah’a yemin ederim ki, size Musa görünecek olsa ve beni bırakıp ona uyacak olsanız, hak yoldan sapmış olursunuz. O yaşıyor olsa ve peygamberliğimi bilse bana uyardı.’ Bu hadis genel olarak hasen bir hadistir. Hasen hadis olması da bilgi olarak sağlam bir bilgi olarak önümüzde durduğunu göstermektedir. Buna göre bu hadisin anlatmak istediği konuyu şu şekilde özetleyebiliriz: Ömer radıyallahu anh, önceki kitaplardan birine ait bir parça bulmuş ve onu merak edip Peygamber aleyhisselama getirmiştir. Onunla ilgilenmenin ne gibi bir sakıncası oluşturacağını tahmin edemediği için de elindekini okumaya başlamıştır. Kur'an gibi bir kitabın indiği bir zaman ve yerde kaldırılmış bir kitabın okunmasının görünürde bir sakıncası yok ise de, Müslüman bir toplumun içinde bunun oluşturacağı psikolojik ve sosyolojik sakıncaları açısından Peygamber aleyhisselam onu ikaz etmiştir. Bu ikazdan anlaşılıyor ki, eskilerin kitapları ile ilgilenmek bile neticede Müslümanlar arasında Kur'an ve Peygamber aleyhisselama bakışta bir zafiyet meydana getirebilir olmaktadır. Dikkat edilmesi gereken durum da budur.
Tarihte sıradan birini konuşur gibi bir sahabiyi konuşuyorsunuz, gayet düşündürücü bir durumdur bu. Size bu düşünceden ve sözlerden uzak durmanızı tavsiye ederim. Andığınız isim bir sahabidir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin eşlerinden birinin kardeşidir. Öyle veya böyle bu ümmetin önünde durmuş isimlerden biridir. Sıradan bir siyasetçi gibi değerlendiremezsiniz onu. Madem bizim önümüzdeki sahabe neslindendir, bizim onu amelleri ile beraber Allah'a bırakmamız gerekir. Doğrusu ve yanlışı ile yaptıklarının hesabının görüleceği bir yerdedir o şu anda. Biz ise o ve onun arkadaşları olan sahabilerin bütününe karşı edepli olmakla emrolunduk. Size tevbe etmenizi tavsiye ederim. Aklınızın almadığı olaylar ve konuları Allah'a havale edin. Böylesi daha makul olur.
aişe konusundaki diğer fetvalar
Peygamber aleyhisselam efendimiz annemiz Aişe radıyallahu anhaya HÜMEYRA diye de hitap ettiği söylenmektedir. Hümeyra Türkçe ifadesiyle kızılcık gibi bir anlama gelmektedir. Kastedilen ise BEYAZ ifadesidir. Bu da o zamanki Araplar arasında kullanılan bir nevi mecazi ifadelerden biridir. Bu bir taltif ve şakalaşma, gönül alma ifadesi olarak kullanılmıştır.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz annemiz Aişe radıyallahu anhanın odasında, onun dizi üstünde mübarek başı bulunuyorken vefat etti. Dolayısıyla en net bilgi annemiz üzerindendir. O da son anları olarak şu bilgiyi vermiştir: “Dişlerini misvakladı. Gözlerini tavana çevirdi, dudakları hareket etmeye başladı. Eğilip dinledim. Şöyle diyordu: “Peygamberlerle, sıddıklarla, şehitlerle, salihlerle beraber… Allah’ım, beni mağfiret et, bana rahmet et, beni REFİK-İ A’LÂ’YA yücelt, Allah’ım, refik-i a’lâ.” Bu son sözü üç kere tekrar etti. Elini saldı ve refik-i a’lâya yüceldi.”
Allah sizden razı olsun, dikkatli dinlemişsiniz. Evet, ‘onu olduğu gibi şer zannetmeyin’ emri vardır ortada. Âyet geldi, Kur'an âyeti ile tertemiz olduğu anlaşıldı, ailesi güçlendi vb. pek çok hayır sayabiliriz. Asıl bilmemiz gereken ise bunlar değildir. Bizim başını ve sonunu bilmediğimiz bu olaylar dizisinde Allah Teâlâ’nın sakladığı hikmetlerdir asıl olan. O hikmetleri ancak, Allah’a ve hikmetlerine teslim olanlar kavrayabilirler. Sonra da rahat ederler. Özet olarak şunu söylememiz mümkündür: O olayı, o günkü sınırları ile kavramaya çalışmayın. Asırlar öncesinden asırlar sonrasına taşınacak büyük bir olayın parçası olarak görün.