Fetva Meclisi
Soru
Hadis okunurken hemen hemen aynı sahabilerin ismi geçiyor. Sahabilerin hepsi hadis söylemediler mi?
Cevap
Benzer fetvalar
a. Ebu Hureyre radıyallahu anh Ashab-ı Kiramdandır. Bütün sahabilerin faziletleri gibi o da faziletlerle dolu bir kimliğin sahibidir. O veya bu sebeple bir sahabi hakkında gelişigüzel konuşulması asla kabul edilemez. Bütün nesiller Müslümanlık izzetini ve Kur'an nimetini bir anlamda onlara borçludurlar. Bu gerçek göz ardı edilemez bir hakikattir. b. Sahabi Ebu Hureyre radıyallahu anh hakkındaki yersiz sözlerin kaynağı oryantalistler ve onların izinden giden bazı cahillerdir. c. Ebu Hureyre radıyallahu anh yaklaşık olarak dört yıl Peygamber aleyhisselam ile beraber bulunmuştur. Bu beraberlik basit bir beraberlikten çok daha ötesi olmuş ve adeta bir özel kalem gibi beraberlik gerçekleşmiştir. Bu beraberlik dönem dönem ortaya çıkan ayrılıklar çıktıktan sonra üç yıl kadardır. Kendisi de bunu üç yıl olarak söylemektedir. Bu üç yıl içinde her gün sadece beş cümle öğrenmiş olsa ve daha sonra bunları nakletse yaklaşık olarak beş bin civarında bir hadis külliyesi oluşacaktır. Ortadaki ona ait hadis sayısı da bu kadardır. d. Ebu Hureyre radıyallahu anh hadisi olarak kitaplarda bulunan beş bin civarındaki hadisin bir bölümü âlimlerin hadis olarak kabul etmedikleri mevzu ve zayıf hadislerden, bir bölümü de aynı hadisin ravisi farklı olduğu için tekrarlarından oluşmaktadır. Bundan da anlaşılacaktır ki ortada bir kişinin rivayet edemeyeceği kadar hadis söz konusu değildir. e. Bir başka husus da şudur: Ebu Hureyre radıyallahu anh rivayet ettikleri hadislerin tamamını bizzat Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden duymamıştır. Bazı hadisleri, kendisinden önce Müslüman olan diğer sahabilerin birikiminden aktarmıştır. f. Ebu Hureyre radıyallahu anh adı anılırken, ileri derecede bir zekâyı, yoğun bir beraberlik, dua almış olması gibi yan sebepler de dikkate alınmalıdır. g. Sahabilerden Ömer ve Aişe radıyallahu anhumanın Ebu Hureyre’yi yalancılıkla veya hadis uydurma ile itham ettikleri de yoktur. Kendi aralarındaki yanlış ve hatalı bildiklerine ikaz vazifesi niteliğinde sorular sormuşlar, ikaz etmişlerdir. Bu da onların din ve hassasiyet anlayışlarının farklılığından kaynaklanmaktadır. Allah ondan razı olsun. Bıraktığı mirasın bereketinden istifade etmeyi bize nasip etsin. Âmîn.
Ebu Hureyre radıyallahu anh bir sahabidir. Gece gündüz üç yıla yakın zaman Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber olmuştur. Üç yılda bir insan gün boyu beraber olduğu birinden birkaç bin söz duymuş olamaz mı? Sadece akılla düşünüldüğünde bile ortada garipsenecek bir durum yoktur. Buna rağmen şunu da bilmemiz gerekir: Sadece Ebu Hureyre radıyallahu anhın rivayet ettiği ve diğer sahabilerden rivayet edilmemiş hadis sayısı sadece 110 (yüz on) adettir. Diğer rivayet ettiği hadisleri başka sahabiler de rivayet etmişlerdir.
Tarihte sıradan birini konuşur gibi bir sahabiyi konuşuyorsunuz, gayet düşündürücü bir durumdur bu. Size bu düşünceden ve sözlerden uzak durmanızı tavsiye ederim. Andığınız isim bir sahabidir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin eşlerinden birinin kardeşidir. Öyle veya böyle bu ümmetin önünde durmuş isimlerden biridir. Sıradan bir siyasetçi gibi değerlendiremezsiniz onu. Madem bizim önümüzdeki sahabe neslindendir, bizim onu amelleri ile beraber Allah'a bırakmamız gerekir. Doğrusu ve yanlışı ile yaptıklarının hesabının görüleceği bir yerdedir o şu anda. Biz ise o ve onun arkadaşları olan sahabilerin bütününe karşı edepli olmakla emrolunduk. Size tevbe etmenizi tavsiye ederim. Aklınızın almadığı olaylar ve konuları Allah'a havale edin. Böylesi daha makul olur.
Peygamber aleyhisselam efendimiz, dünya ve ahiretimiz için gerekli bütün bilgileri bize aktararak bu dünyadan gitmiştir. Onun bize aktardığı bilgiler arasında kıyamete kadar olacak olağan dışı bazı olaylar da bulunmaktadır. Bu aktardığı bilgilerin bir kısmı herkesin çıplak gözle bile görebileceği kadar açık konular, bazıları da derin bilgi gerektirecek konulardır. Sözünü ettiğimiz bu derin konuları ele alırken şu noktalara dikkat edilmesi gerekmektedir: Peygamber aleyhisselam efendimizden bize ulaşan bilgilerin sahih olanı ve olmayanı vardır. Sahih, ona ait olduğunda şüphe bulunmayan demektir. Bu bilgilerin önce sahih olup olmadığına bakılır. Özellikle sahih olmayan hadislerin sıradan insanlara aktarılıp zihinlerinin karışmasına ve umutsuz kalmalarına neden olmak yanlıştır. Hadisler bize Arapça dili ile taşınmıştır. Hadisleri anlarken iyi bir Arapça bilmeyenin iyi anlaması mümkün değildir. Hadislerde geçen konuları “işte şu olay/işte şu kişi/işte şu mekân” şeklinde muayyen bir noktaya tahsis etmek isabetli olmayabilir. Dünyanın ne kadar daha ömrü varsa bu hadisler o zamanlar için de geçerlidir ve bizim büyük, dehşet diye yorumladığımız nice olay belki de gelecek zamanlar içinde basit kalacaktır. Bu ihtimal unutulmamalıdır. Hadislerde anlatılan ağır olaylar Müslümanların umutsuz kalmalarını ve bir kenara çekilmelerini gerektirmemektedir. Müslüman için kural şudur: Her şeye rağmen Müslümanca hayatı devam ettirmek, kıyamete birkaç dakika bile kalsa elindeki fidanı dikmek. Bu ciddiyet ve önemseme ile bakılmadığında bu hadisler üzerinden Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme söylemediğini veya kastetmediğini söyletmiş oluruz. Allah muhafaza buyursun. Bu da Müslümanları yarın Rablerinin huzurunda mahcup olacakları evhama, vesveselere ve hatalı uygulamalara sevk edebilir. İnsanlara zulmetme, belli yerleri uğursuz görme, zaman ve umut israfına neden olma gibi sonuçlar da muhtemel olur.
Aleykümselam.Sözünü ettiğiniz hadis İbni Mace'de rivayet edilen bir hadistir. Bu hadis hadis ilmi açısından sahih bir hadis değildir ama cemaat ehli olmayı, ümmet düşünceli olmayı emreden naslar pek çoktur. Kalabalıktan yana olmak gibi bir anlayış Müslüman anlayışı olamaz. Bir kişi bile olsa Kur'an ve Sünnet eksenli olanla olmak Müslümancadır. Kur'an ve Sünnet eksenli olmak da iddia ile değil yaşantı ile olmalıdır. Türkiye Müslümanları olarak muhakkak bir grup içinde bulunmaya kendimizi mecbur hissetmemeliyiz. Birden fazla grup içinde de bulunabiliriz. Kim ne kadar Kur'an ve Sünnet verebiliyorsa onunla o kadar bulunuruz. SEVAD-I A'ZAM'ı kuru kalabalık değil pratik Müslümanlık olarak anlamamız daha doğru olur.
Vahyin ilk indiği yıllara ait tek tek gelen hükümlerin zamanını düşünmelisiniz. Şimdi ise bir bütün olarak dinimizin tamamı elimizdedir elhamdülillah. O zamanki şartların değiştiğini gören sahabiler ilk zamanlarda sakladıklarını son günlerinde tebliğ etmiş oldular. Ara vakitleri kendinizi kültür ve fizik çalışarak da olsak dinçleştirerek, abdest alarak, bir âyet veya hadis ezberleyerek değerlendirmeye çalışın.
hadis konusundaki diğer fetvalar
Bu söz ve sözün alt yapısını oluşturan olay, hadis ilmi kriterleri açısından sahih değildir. Ömer radıyallahu anh, öyle söylemiş olabilir ama dini bir kriter olarak kullanılması için sahih yani bize ulaşmasında sorun olmayan söz olması gerekir. Bu sözün ulaşması da sahih değildir.
Heysemi, özellikle hadis ilminin önemli isimlerinden biridir. Allah ona rahmet etsin. Hicri 753 yılında doğmuş, 807’de vefat etmiştir. Meşhur hadis alimi Irakî’nin talebesi ve damadı, yine meşhur hadis alimi İbni Hacer’in de hocasıdır. Mecmeuzzevaid isimli kitabı meşhurdur. Bu kitap, hadis ilminde ZEVAİD olarak adlandırılan dalda yazılmış bir kitaptır. Heysemi, bu alanın öncü isimlerindendir. Kitabı da bu açıdan çok değerlidir.
Bu söz bir hadistir. Tirmizî’de 2699 nolu hadistir. Hadis: ‘Selam kelâmdan öncedir.’ şeklindedir.
Saç meselesi hadislerde ve sahabi uygulamalarında geçmektedir. Buna göre erkek bir Müslüman: a. Saçını uzatmak veya kestirmekte serbesttir. Kestirdiğinde de sünnete uymuş olur uzattığında da. Saç kestirmede sünnet başı en yapılabilecek kadar az saçla tutma şeklindedir. Berber ifadesiyle sıfıra vurdurmak diyebiliriz. Yalnız bu “sadece öyle olabilir” şeklinde bir sünnet değildir. Bilhassa hac ibadeti esnasında ihramdan çıkmak için tıraş yapıldığında Müekked sünnet böyledir. Saçını uzatan da saçını bakımlı tutması sünnettir. Dağınık ve bakımsız saç sahiplerini Peygamber aleyhisselam efendimiz ikaz etmiştir. Aynı şekilde ayna önünde esir durmayı da hoş görmemiştir. b. Saç tıraşının BİR BÖLÜMÜ BIRAKILACAK ŞEKİLDE olması hadislerde yasaklanmıştır. Mesela sadece sağ veya sol tarafın alınıp gerisinin bırakılması ya da kenarların alınıp tepenin bırakılması şeklindeki tıraşlar yasaklanmıştır. Bu tür tıraşlarda o yasak geldiği zamanki yabancıları taklit edip onlara benzeme gerekçesi vardı. Bugünkü nesil tam anlamı ile o gerekçe ile tıraşını o şekilde yapmaktadır ki bunun anlamı Müslüman olmayan kültüre benzeşmektir. Bu da nehyedilmiştir.
Namaz hırsızlığı TA’DİL-İ ERKÂN üzerinden özellikle anlaşılmalıdır. O da rükûdan kalkınca SUBHANELLAH diyecek kadar bekleyip secdeye gitmek ve iki secde arasında aynı oranda beklemek olarak anlaşılabilir. Kıraatin hızlı olması okunan anlaşıldığı sürece o anlama gelmez.
Kendimiz için istediğimizi mü'min kardeşimiz için istemeyi ilke olarak dünyevi işler için, yarışmayı da ahiret işleri için diye belirlerseniz sorun kalmaz. Şöyle bir mantıkla meseleyi daha rahat anlayabilirsiniz: Mü'min, iyi işleri en iyisi ile yapan olmak için koşuşturur. Bu iyi işler arasında mü'min kardeşi için de iyilik istemek olacağından kendisi için istediği iyilikleri samimi bir şekilde kardeşleri için de isteyecektir. Vasıflı ve ihlaslı bir mü'min için zor değildir bu.