Fetva Meclisi
Soru
Engelliler için sosyal güvence oluşturabilecek ekonomik kaynaklar İslam toplumunda nasıl temin edilebilir?
Cevap
Benzer fetvalar
Zekât ve fıtır sadakasının sahih olmasının şartlarından biri temliktir. Temlik eşya üzerindeki mülkiyet hakkını veya malî bir hakkı başkasına devretmeyi ifade eder. Bu itibarla fakirlere temlik etmek üzere zekât ve fıtır sadakalarını ayrı bir fonda toplayan ve her bakımdan kendilerine güvenilen kimseler eliyle yönetilen dernek ve kurumlara (muhtaçlara ulaştırmaları için yöneticileri, vekil tayin edilerek) zekât ve fıtır sadakası verilebilir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/4) Söz konusu dernek ve vakıflar, zekât almaları caiz olan kimselerin tedavileri için zekât almak ve aldıkları zekâtı bu ihtiyaçlara sarf etmek üzere bunlardan vekâlet aldıkları takdirde, onlar adına zekât alabilirler. Henüz ergenlik çağına varmamış küçükler için de bunların velilerinden vekâlet almak gerekir. Şüphesiz vekâlet verilecek kişilerin her bakımdan güvenilir kimseler olmaları, toplanacak zekâtın başka işlere harcanmaması ve bu yöndeki denetimlerin ihmal edilmemesi gerekir. Adı geçen vakıf ve kuruluşlarda tedavi gören ancak fakir olmayan insanlara zekât, fitre ve fidye gelirlerinden harcama yapılamaz.
Selamünaleyküm. Verilen zekât paralarını veya yardımları çocuğun hesabına alabilirsin. Harcarken de ona harcarsın. Allah size sabırlar ihsan etsin.
İbadetler için en temel şartlardan biri akıl nimetidir. Akıl nimetinden mahrum olan ibadetle yükümlü değildir. Kardeşlerine ait olan mal için zekât gerekmez.
Fıtır sadakası, kişinin bakmakla yükümlü olmadığı yoksul Müslümanlara verilir. Fıtır sadakası ve oruç fidyesini vermek durumunda olan kimsenin bunlardan doğrudan ya da dolaylı olarak yararlanmaması esastır. Zekât için de aynı kural geçerlidir. Bu sebeple bir kimse zekâtını, fıtır sadakasını ve fidyesini kendi usûl ve fürûuna veremez. (Usûl, bir kimsenin anası, babası, dede ve nineleri; fürûu ise; çocukları, torunları ve onların çocuklarıdır.) Ayrıca eşler de birbirlerine zekât, fitre ve fidye veremez. Hanefîlere göre aşağıda sayılanlara fitre verilmez: a) Ana, baba, büyük anne ve büyük babalara, b) Oğul, oğlun çocukları, kız, kızın çocukları ve bunlardan doğan çocuklara, c) Eşine, d) Zengine yani aslî ihtiyaçları dışında nisap miktarı mala sahip olan kişiye, e) Babası zengin olan ergen olmamış çocuğa (Merğînânî, el-Hidâye, 1/111-112) f) Şâfiîlere ve İmam Ebû Yûsuf’a göre fitre, Müslüman olmayana da verilemez. (Mâverdî, el-Hâvî, 3/387; 10/519; Merğînânî, el-Hidâye, 1/111) Zikredilenlerin dışındaki kardeş, teyze, dayı, amca, hala ve onların çocukları, gelin, damat, kayınpeder ve kayınvalide gibi akrabalar zengin değillerse kendilerine zekât, fitre ve fidye verilebilir. (Zeylaî, Tebyîn, 1/301)
Zekâtın verileceği yerler, Tevbe sûresinin 60. âyetinde belirlenmiştir. Buna göre zekât, ilke olarak fakirlerin ve ihtiyaç sahibi bireylerin hakkıdır. Bu itibarla, belirli şartları taşıyan Müslümanların yükümlü oldukları zekât ve fıtır sadakasının, Kur’ân-ı Kerîm’de belirlenen yerler dışında herhangi bir yere verilmesi veya cami, köprü, yol, okul, su gibi hayır işlerine sarf edilmesi caiz görülmemiştir. Bu esas gözetilmeksizin zekât niyeti ile yapılan ödemeler zekât yerine geçmez. Zekât, kendilerine zekât verilmesi caiz olan kimselere doğrudan teslim edilebileceği gibi aracı vasıtası ile de ulaştırılabilir. Bu aracının birey olması ile kurum olması arasında fark yoktur. Buna göre hayır kurumu veya sivil toplum kuruluşu, toplayacağı zekâtları Kur’ân’da belirlenen yerlere/fakir ve ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyorsa aracı konumunda olan bu kuruluşlara zekâtı fakir vb. alacaklılara ulaştırma vekâleti verilebilir. Zekâtı hak sahiplerine ulaştırmayıp, inşaat, aydınlatma, büro masrafları gibi genel hizmetleri içinde değerlendirecek olan kuruluşlara ise zekât verilmez. Halka hizmet veren bu gibi kurumların varlıklarını sürdürmeleri için desteklenmeleri önemlidir. Ancak bu, zekât dışında gönüllü yardımlar yolu ile yapılmalıdır. Bunun yanında kamusal ve bireysel denetimler de ihmal edilmemelidir.
Öncelikle ibadetler, ekonomik veya sosyal sorunu çözmeleri amacıyla yerine getirilen işler değildir. İbadetleri, onlardan sıfır düzeyinde pratik fayda görüyor olsak dahi Allah Teâlâ’nın emretmiş olması sebebiyle yerine getiririz. Hatta hayatımıza dokunan sakıncalarından söz ediyor olsak bile bu böyledir. Ancak hadis-i şeriflere ve Kur’an ayetlerinin ayrıntılarına bakıldığında zekâtın toplumdaki yoksulluğu, sosyal hataları giderici nitelikte olduğu da tartışmasız biçimde söylenecektir. Bu konuda iki husus öne çıkarılmalıdır: Zekât müessesesinin işlediği bir yerde hiçbir şekilde hırsızlık, yoksulluk vb. sorunların görülmeyeceğini iddia edemeyiz. Çünkü insanın bulunduğu yerde sosyal konfor ve refah ne kadar yükseltilse bile asla sıfır derecesine inmez. İnsanın yapısı ve dünyanın işleyişi buna aykırıdır. Lâkin zekâtla beraber bu ve benzeri sorunlar asgarî seviyeye indirilmiş olacaktır. En azından Müslümanlar yoksulluktan kaynaklanan sorunları gidermede üzerlerine düşeni yerine getirmiş olurlar. Zekât ve sadakalar yüzde yüz devreye girince tembelliği veya çalışmama türlerini bir şekilde teşvik ediyor gibi olabilir. Zekât, acil ihtiyacı giderecek niteliktedir. Mesela nisab miktarı vardır, 81 gram altınla başlar. Bir kişiye -olağanüstü durumlar hariç- zekâtın nisaptan fazlasını vermek caiz olmaz. İnsanın yakın akrabalarına zekât vermesi de caiz değildir. Bunların sebebi zekâtın acil ihtiyacı giderme maksadıyla var olmasıdır; tembelliğe, çalışmamaya müdahale boyutu söz konusudur. Bu pencerelerden bakıldığında zekât ve sadaka, toplumda kelepir geçinen kitle oluşturmaya yönelik kullanılamayacak niteliktedir.
adak konusundaki diğer fetvalar
Nafile bir orucu tutmaya karar vermek/niyet etmek hemen onu farz duruma getirmez. Gece kalkıp yese idiniz ve o anda niyet etse idiniz sonra da bozsa idiniz o günü kaza etmeniz gerekirdi. Bu durumda siz düşünmüş ama düşündüğünüzden vazgeçmiş durumdasınız. Bir ceza gerekmez. Adak adamış olsa idiniz onu yapmanız vacip olacaktı.
Eğer bunu adak olarak yaptı iseniz sözünüzden dönemezsiniz. “Her ay yüzde beşi hayır olarak vermeyi Allah için adıyorum” demeniz bir adaktır. Genel olarak “yüzde beşini hayır veririm” demeniz ise adak değildir. Yerine getirmeyince vebale girmezsiniz.
Adak yaptı iseniz onun kefareti yemin kefareti değildir, yaptığınız adağı yerine getireceksiniz. Sözünü ettiğiniz durum yemin ise yeminler için de ayrı ayrı kefaret tutmanız gerekir. Hatırlamama gibi bir durum için inşaallah bir kefaretle geçmiş kapanır ama siz tevbe ve istiğfarı unutmayınız. Tekrarına karşı da dikkatli olmayı öğrenmiş olunuz.
‘Hafızlığım biterse kurban keseceğim’ ifadesi bir adaktır. Adaklar, adandığı şekilde yerine getirilirler. Bir başka ibadete dönüştürülmeleri caiz olmaz.
Adağı olduğu gbi onlara verebilirsiniz. Et onların olduktan sonra size ikram etmelerinde bir sakınca yoktur.
Adağı zenginin yememesi gerekir. Bu nedenle sadece fakirlere ulaştıran kurumlara verin, onlar götürsün. Adak olduğunu da belirtin. Ağır iş nedeniyle oruç tutmamak diye bir şey yoktur. Böyle bir şey yapan yani işi ağırdır diye oruca niyet etmeyen keffaret tutmaz. Çünkü keffaret bir hatanın affolması içindir. Hiç niyet etmemek bir hatadar çok daha ağırdır.