Fetva Meclisi
Soru
Uzun yıllar önce bir iş yerinde çalışmaya başladım. Bu süreçte daha önceden hiç tanımadığım müşteriler ve dost edindiğim insanlar oldu. Mesleğimle ilgili birçok bilgi ve tecrübeye sahip oldum. Bir vesileyle iş yerindeki dini hassasiyetlerin azalması ve bazı dini esasların ihlali nedeniyle işverenim kızsa da kendi isteğimle ayrıldım. Sizin değerli bilgi ve görüşlerinize çok kıymet verdiğim için meseleyi sizinle paylaşmak ve fikrinizi almak istedim. Asıl konu şu; ben bu iş yeri civarında aynı işi yapacağım bir iş yeri açsam ahlaki ve fıkhî açıdan yanlış yapmış olur muyum?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. İçinizi açmayan bir kişi ile evlenme görüşmesi yapmanız gerekmez. Bu tutumunuz da doğrudur.
Selamünaleyküm. Onun dini kimliği ile ilgili bir karar vermemiz için bu ifade yetersizdir; sizi sınamak için de söylemiş olabilir bu sözü. Siz ise böyle bir mantıkla yola çıkmamayı tercih etmelisiniz.
İş yeri idarecinizin izin vermesi veya vermemesine göre değerlendirin bunu.
Özellikle bir Müslüman’a zarar vermek ve onu batırmak gibi bir maksatla böyle bir iş yaparsanız bu bir kere niyet açısından çirkindir, sizi de vebal altına sokar. Özel bir kastınız olmadığı sürece ve yürürlükteki yasalara, kurallara aykırı düşmeden ticari bir faaliyet yapmanızda sakınca olmaz. Onlar da siz de Allah’ın yazdığı rızkı elde etmeye çalışacaksınız.
Selamünaleyküm. Allah'ın haram ettiği bir işin yapıldığı yerde duramayız. Aç kalmak gibi bir neden hariç açık haram işlenen yer, bizim durabileceğimiz yer olamaz. Düzeltebilecekseniz orayı düzeltin. Düzeltemiyorsanız kendinize helal bir yer bulun.
Selamünaleyküm. Burada iki ihtimal var. Birincisi siz, eşinizin harama bulaşmasından endişe ettiğiniz için iş ortamını tenkit ediyorsunuzdur. Bunda haklısınız, tenkit de etmelisiniz. Tavsiyelerde bulunmalısınız. İkinci durum, o ortamda eşiniz ikinci bir kadınla bağlantı kurar veya ikinci kadınlar sizin eşinizle alakanızı zayıflatmaya neden olabilir. Bunu endişe etmekte de haklısınız elbette. Ancak ikinci durum yani sizin eşinizi ikinci kadınların bulunduğu ortamlarda görmekten endişe etmeniz öne çıktığında siz, bunu kolay kolay garanti edemeyeceğinizi bilmek zorundasınız. Evde onu hapsetmedikçe başaramazsınız bu arzunuzu. Eşiniz üzerindeki bu endişenize çok erken başlamışsınız. Bir aylık evli bir kadının, ilerideki muhtemel endişelerden ötürü 'boşanmaktan' söz etmesini gayet ağır buldum. Müslüman bir hanım olarak bunu size yakıştıramadım. Boşanmak kelimesini bu kadar rahat kullanmanız hiç doğru değil. Böyle bir ortam sizin aile yapınızı harap eder. Evet, eşinizin ortamı onun açısından veballe yüz yüze bulunması demektir ama sizin bunu sadece 'onun harama düşmesi tehlikesi penceresinden ele aldığınızı söyleyemezsiniz. Siz takvadan önce kadınlık endişesinden yola çıkıyor gibi duruyorsunuz. Zannederim önce sizin kendinizi toparlamanız gerekiyor. Bu bakışla devam ederseniz, eşinizi düşmeyecekse de bataklığa düşürürsünüz. Lütfen tekrar düşünün, kendi abartınızı da hesaba katın ve yeni evli bir kadının ağzından çıkmayacak sözü kullanmayın. Eşinizi sevdiğinizi söylüyorsunuz ama o ifadeye uygun olmayan evhamlar üretiyorsunuz. Tekrar düşünün ve teenni ile hareket edin. Allah yardımcınız olsun.
ahlak konusundaki diğer fetvalar
Evet, yaşlılara saygı ve alaka dinimizin emridir. Tirmizî’de (1919) rivayet edilen bir hadiste deniyor ki: Yaşlı biri Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi görmek için gelmiş ama orada bulunanlar ona yer açmamışlardı. Bunun üzerine aleyhisselam efendimiz şöyle buyurdu: “Küçüğümüze merhamet, büyüğümüze saygı göstermeyen bizden değildir.” Eğer bu büyük: • Açıkça günah işleyen bir fasık, • Ahlâksız, karaktersiz biri ise bu saygıyı hak etmez. Ona saygı göstermek vacip olmaz. Yine de onun hak etmediği ama bizim görevimiz olan düzeyi kullanarak onunla ilişkide oluruz. Bu da şu demektir: Seviyesine düşmemiş sözlerle ve tavırla ona karşılık veririz.
Erkeklerin de eşlerinin zevklerine dikkat etmeleri gerekir. En azından hakkaniyet gereği böyledir. Erkeklerin avret bölgelerini açmaları haramdır ama diğer bölgelerini açmaları ve eşi dışındaki insanlara karşı göze hitap edecek şekilde bulunmaları avret bölgelerini açmaları gibi bir haram değilse de Müslüman ahlâkı açısından sakıncalıdır. Ahlâk ise imanın ikizi gibidir.
Şu andaki Batı kültüründe bin bir rezilliğe rağmen kimi ahlâk denebilecek değer kalıntılarının bulunmasına benzer bir durum o zamanki Arap toplumlarında da bulunuyordu. Doğru konuşma, misafire ikram, sözde durma, komşuluğa saygı, şecaat, sabır… vardı denebilir.
Yaşadığımız zamanın teknolojik gelişmeleri akıl uçuracak düzeye gelmiştir. Oyunlar da bu gelişmeden nasibini almış görünmektedir. Klasik oyunlar olsun yeni nesil oyunlar olsun oyunları şu riskleri açısından ele almak gerekiyor: - Kumar olmaları veya kumara alıştırmaları, • İbadetleri ve insani bağlantıları ihmal nedeni olmaları, • Kâfirlere ait değerleri içselleştirmeye neden olmaları, • Mal ve zaman israfına neden olmaları. Bu sorunlardan biri bulunduğunda bile bu oyunların dini hükmünün ne olacağını sormaya dahi gerek yoktur. Bu sorunlar yoksa oyun mübah olan işlerdendir. Her mübahın da sınırları vardır. Ekmek yemek de mübahtır ama sınırları ve ölçüleri kollandığında mübah olarak kalır, aşıldığında hükmü değişir. Özellikle de eğitim amaçlı oyunlar için bir gereklilikten de söz edilebilir. Bazı muasır âlimler, bu elektronik oyunların kontrol edilebilirliği olmayacağını, gençlerin akidesine olumsuz etki edeceğini görerek/zannederek esastan haram olması gerektiğini düşünmektedirler. Bu da incelenmeye değer bir görüştür. Bu oyunlarda: a. Akide açısından bir sakınca bulunmamalıdır. b. İbadetleri engellememelidir. c. Ahlâk kaymasına neden olmamalıdır. d. Toplumda uzun vadede bile olsa kin ve nefret yerleştirmemelidir. e. Mal ve zaman israfına neden olmamalıdır. f. Asla kumar mantığı bulunmamalıdır. Bu şartlarda bu oyunlar oynanabilir ama ne kadar kurallar korunabilir, çizgi aşılmaz olduğu önemli bir sorudur.
Bir hastalık yaşayınca hayatı terk ediyor muyuz? Elbette hayır. O hastalıktan iyileşmeye çalışıyor, yaşama gayretimizi de sürdürüyoruz. Şeytanın bir dönemi kazanması hayatın tamamını ona vermemizi gerektirmez. Yaşadığımız sıkıntıyı düzeltmeye çalışırken yeni bilgiler, ibadetler, heyecanlar elde etmeye de çalışacağız. Doğrusu böyledir. Yılıp yıkılan mü'min şeytana teslim olan mü'min sayılır. Şeytanı sevindirmek hiçbir zaman doğru değildir. Bin kere yıkılsak bile bin birinci kalkışımız ve Rabbimize doğru yürüyüşümüz zorunludur. İbadet de böyledir. İlim de böyledir. Ahlâk da böyledir. Sosyal ilişkiler de böyledir. Hayata bakışımız böyledir.
Önce şunu iyi bilmeliyiz: Şeytan işinde mahirdir. Herkese kafa numarasına göre bir külah uydurur. Mesela sizi o üyeliğe mahkûm ederken makul görülebilecek bir mantığa da ikna etmiş olabilir. Ateşin etrafında dönmenin akıllıca bir yanı yoktur. Uzak durmaktan başka her yol çıkmazdır.