Fetva Meclisi
Soru
Hocam, erkek hanımına; "seni sevmiyorum" derse nikah düşer mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Bu söz 1 (bir) boşamayı gerektirir. Kocanıza söyleyin Allah'ın doğru yerde ve doğru şekilde kullanabilme adına verdiği bu hakkı öfkesinin esiri ve teskin/rahatlama aracı olarak kullanmasın. Allah'tan korksun. Hanımını zenginliği görsün. Şeytana alan açmasın.
Selamünaleyküm. Nikâh, 'boşadım, boşsun' sözleri ile gerçekleşir. 'defol veya benzeri tehditlerin boşama olması için sözü kullananın bununla 'boşama' kastını kullanması gerekir.
Bu söz, erkeğin ne kastettiğine bağlı olarak sonucu değiştirir. Erkek boşamayı kastetti ise bir talak gerçekleşir. Aksi de olabilir. Problemin sahibi en yakın müftülüğe gidip cevap almalıdır.
Selamünaleyküm. Önemli olan sizin 'boşadım' kelimesini kullanmanızdır. Siz 'boşadım' demedikçe zarar yok.
Selamünaleyküm. Kadının erkeğini boşama hakkı yoktur. Nikâh, kadının boşama sözü ile kalkmaz.
SENİ BOŞADIM sözü dışındaki sizin sözleriniz gibi sözler mecazi manada kullanılabilen sözlerdir. O esnada eşinizi boşamış olmak için söyledi iseniz bunları eşiniz boşanmış olur. Tehdit ve korkutmak için söyledi iseniz boşanma olmaz.
aile konusundaki diğer fetvalar
Domuz ürünü ve alkol gibi aleni haramlar söz konusu ise elbette titiz olacaksınız, tavanızı ayıracaksınız. Onun haricinde tartışmalı konular için aile huzurunu zedelememeyi esas alınız.
Selamünaleyküm. Peçe nedeniyle bir ailenin dağılmasının dini duygularla olacağını söyleyemeyiz yani annenizin bu tavrı yanlıştır. Aile huzuru peçeden önemli tutulmalıdır. Korkarım, asıl mesele peçe değildir de bahane o yapılmıştır.
Selamünaleyküm. Allah'ın emri olan namazı men edebilecek bir kul veya makam yoktur. Yaşadığımız dünyada hiçbir beşeri sistem de böyle bir yasaklamadan yana tavır koyamamaktadır. Kişisel hakların putlaştırıldığı bir zamanda ailen sana karşı zulmetmektedir. Tek ihtimal senin namazı öne çıkararak ders çalışmamak, evdeki vazifelerini ihmal etmek gibi hatalar işliyor olabilmendir. Bunun dışında zulme razı olma. Farz olduğu gibi kıl namazını, taviz verme. En azından şimdilik farzları kıl. Dosdoğru kıl hemde!
Selamünaleyküm. Birinci gerçek: Allah’ın emri olan bir işi yaparken insanların ne diyeceğini önemsemeyiz. Kim olursa olsunlar. İkinci gerçek: Onlar tepki gösterseler de sana yapabilecekleri bir şey yoktur neticede. Bir ara alevlenseler de sönmek zorundadırlar. Sen mükellef bir insansın, çocuk değilsin. Üçüncü gerçek: Sen diklenmeden, birden parlamadan adım adım konuyu açabilirsin. Mesela gitmeden önce onlara başını örtmeyi düşündüğünü hafiften anlatarak giriş yapabilirsin. Sonra da örttüğünü söylersin. En fazla bir iki saat sana köpürebilirler. Sen alttan alan, narin biri olduğun sürece sana yapabilecekleri bir şey yoktur. Namaz konusunda ise zaten seni nefes nefes takip etmeleri mümkün değlidir. Dördüncü gerçek: Senin bu durumun, yaptıklarının Allah katında çok daha sevaplı olması anlamına gelmektedir. Zira Allah Teâlâ senin çileni görmektedir, bilmektedir.
Reşit bir insanın evlenmesi kendi sorumluluğunda olur. Evlenmek bir hak veya ihtiyaç, her nasıl görülüyorsa neticede evlenmekten çok daha büyük hak/ihtiyaç olan şeyler kişinin kendi sorumluluğunda olmaktadır. Evet, mü'min bir baba çocuğunun evlenmesini kendisi için bir vicdani vazife veya ihmali durumunda sorumluluk alabileceği bir destek olarak görmelidir ama hukuki bağlayıcılık niteliğinde bir sorumluluğu olmaz. Özellikle de fakru zaruretten ötürü evlenemeyen ve harama girme riski taşıyan çocuğuna karşı bu sorumluluk biraz daha derinleşebilir ama ‘baba sorumludur’ diye bir kural yoktur. Gençlerin evlenme konusunda babalarına dayanmaları, kendileri sağlık açısından bir sıkıntı yaşamadıkları hâlde, arkadaşları ile gezerken babalarının onları evlendirmek için çalışmasını beklemeleri makul değildir. Öğrenci olmak da babaya dayanma nedeni olmamalıdır. Elbette babalar evlatlarını ihmal etmeyeceklerdir ama reşit bir insan kendi evlilik masraflarını üretmelidir. Onurlu bir evlilik açısından böylesi daha basiretli ve hayırlı tutum olur.
Asıl sorumlu olanların ona vekalet vermesi ile onların zekâtını vermesinde bir sakınca yoktur. Sorumluluk sahiplerinin buna niyet etmesi gerekir. Onlar niyet ederse olur.