Fetva Meclisi
Soru
Eşlerin yatağını aileden (damat, gelin, kız) kullanabilir mı? Çarşafını değiştirse orada yatabilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. İki kadın veya iki erkek aynı yorganı kullanacak şekilde bir yatakta yatmamalıdırlar.
Selamünaleyküm. Eşinizin ısrarı doğru üslubu yanlış olabilir. Siz de ailenizin saadeti için giyin, ardından da onu çarşaf kadar güzel olabilecek başka kıyafetlere ikna etmeye çalışın. Ama bırakın eşinizin bu kadar bir hakkı olsun üzerinizde. Bu nedenle tartışmaya değmez. Aranızdaki samimiyeti kırmamalısınız. Daha ağır konularda söz hakkınızı öldürüyorsunuz.
Selamünaleyküm. Eşlerin ayrı yatmalarının nikâh açısından sakıncası olmaz.
Böyle bir kural yoktur. Görünmek ve hayâ açısından bakılmalıdır meseleye.
Selamünaleyküm. Hak iddia edeni olmayan ve kurallara göre yapılmış bir ev ise oturulabilir.
Bir erkeğin gelini kızı gibidir. Kızı ona ne yapabilirse gelini de yapar. Allah sabırlar versin.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. Direkt öğrenciye verilmesi zekât olarak geçerli olması için yeterlidir. O öğrenciden yarı zorla masrafa harcatılması ise takdir edersiniz ibadete şüphe getirir. Bu nedenle öğrencilere masrafları karşılamak için onlara da yükümlülük düşeceğini izah ettikten sonra onlara verilecek paradan bunu karşılamalarını isteyerek bir nebze kolaylaştırılabilir mesele.
Aleykümselam. Biz, kalplerden mesul değiliz. Dış görünüş itibariyle yani sözlerimiz ve tavırlarımız itibariye bir sıkıntı var mı yok mu ona bakarız. Gerisi Allah'a kalmış bir iştir.
Selamünaleyküm. Bunu HARAM olarak anlamayın. Bu bir sıkıntı oluşturabilecek tutumdur. Pek çok insan böyle bir öpücükle kendini helak etmiştir. Tehlikelidir, kaçınmak gerekir diyoruz ama haramdır demiyoruz. Sizin için de baba için de durum budur.
Selamünaleyküm. Faize kim nerede ne kadar bulaşırsa o kadar günaha girmiş olur, bunun tereddüdü yoktur. Devlet memuru olmak, devlet emrettiği için yapmak bir farklılık olabilir. Bu farklılık ise helal duruma getirecek düzeyde olmaz zannederiz. Zira devletin vatandaşına ceza kesmesi ile bankanın faiz borcu alması bir nebze farklı görülebilir ama sizin de gördüğünüz gibi mü'minin kalbini rahatsız eden bir durum vardır.
Selamünaleyküm. ‘Müçtehidin hatasını Allah’tan başkası bilemez’ sözü anladığınız gibi olamaz. O sözü şu şekilde anlamalıyız: Müçtehit eğer müçtehitlik vasıflarını taşıyarak bir içtihat yaptı ise onun yaptığı içtihadın, Allah’ın hükmüne isabette tam olup olmadığını yani hakkı temsil edip etmediğini biz bilemeyiz. Bunu kesin olarak Allah Teâlâ bilir.’ Böyle kesin bir doğrulama cetveli elimizde yoktur, olamaz da. Bu durumda da içtihat şatlarını barındıran müçtehitlerin içtihatlarını birbirine kırdırma gibi bir yetkimiz de olamaz. Sizin zikrettiğiniz örnekte, yanlışı ortaya çıkardığını söylüyorsunuz ama bir müçtehidin kanaatini, kendisi gibi birinin değerlendirmesi durumunda ortaya bir sonuç çıkabilir. Cümle güzelliği ve benzeri yüzeysel etkilerle hangisinin haklı olduğu üzerinde bir kanaat kullanılamaz. Bundan dolayı da bizim gibi avamdan birilerinin müçtehitler arasında mekik dokuması boş bir iş olur. Bir müçtehide, zahiren hatalı bir tutumu ortaya çıkmadıkça bağlı kalmak zorunlu olmaktadır. Allah’a emanet olunuz.
Selamünaleyküm. Böyle bir haber hadis kaynaklarında vardır. En eski kaynağı da tespit edebildiğimiz kadarı ile Darimî’nin Sünen’idir (449 no’lu hadis). Bu kaynakta sözünü ettiğiniz konu şu şekilde geçmektedir: Sahabeden Cabir radıyallahu anh naklediyor: Ömer bin Hattab radıyallahu anh elinde tevrat’tan bir parça ile Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme geldi. Dedi ki: ‘Ya Resulellah! Bu Tevrat’tan bir paçadır.’ Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona bir cevap vermedi. O da elindekinden okumaya başladı. O okurken Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin yüzü değişiyordu. Allah ona rahmet etsin Ebu Bekir dedi ki: ‘Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin yüzünü görmüyor musun, başı belalı adam?’ Ömer Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme baktı ve dedi ki: ‘Allah’ın gazabından ve Resûlü’nün gazabından Allah’a sığınırım. Allah’tan Rab olarak, İslam’dan din olarak ve Muhammed’den Peygamber olarak razı olduk.’ Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: ‘Muhammed’e hayat veren Allah’a yemin ederim ki, size Musa görünecek olsa ve beni bırakıp ona uyacak olsanız, hak yoldan sapmış olursunuz. O yaşıyor olsa ve peygamberliğimi bilse bana uyardı.’ Bu hadis genel olarak hasen bir hadistir. Hasen hadis olması da bilgi olarak sağlam bir bilgi olarak önümüzde durduğunu göstermektedir. Buna göre bu hadisin anlatmak istediği konuyu şu şekilde özetleyebiliriz: Ömer radıyallahu anh, önceki kitaplardan birine ait bir parça bulmuş ve onu merak edip Peygamber aleyhisselama getirmiştir. Onunla ilgilenmenin ne gibi bir sakıncası oluşturacağını tahmin edemediği için de elindekini okumaya başlamıştır. Kur'an gibi bir kitabın indiği bir zaman ve yerde kaldırılmış bir kitabın okunmasının görünürde bir sakıncası yok ise de, Müslüman bir toplumun içinde bunun oluşturacağı psikolojik ve sosyolojik sakıncaları açısından Peygamber aleyhisselam onu ikaz etmiştir. Bu ikazdan anlaşılıyor ki, eskilerin kitapları ile ilgilenmek bile neticede Müslümanlar arasında Kur'an ve Peygamber aleyhisselama bakışta bir zafiyet meydana getirebilir olmaktadır. Dikkat edilmesi gereken durum da budur.