Fetva Meclisi
Soru
Evlilik görüşmesinde zaman ve mekan nasıl olmalıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Evlenmek niyetiyle iki tarafın görüşmeleri caizdir hatta sünnettir. Kör bir evlilik sünnete aykırıdır aslında. Bu görüşme evvela samimi olmalıdır. Saniyen de kesinlikle HALVET halinde olmamalıdır. Halvet, üçüncü kişilerden emin bir ortamda erkek ve bayanın başbaşa kalmasının adıdır ki iki yabancı durumundaki erkek ve kadının halvet hali haramdır. Böyle bir görüşmede, taraflar beklentilerini ortaya koydukları gibi fiziki beğenme veya itirazlarını da araştırabilirler. Eğer evlenme sürecine ait bir ilerleme olmuyorsa defalarca görüşmek doğru olmaz. Görüşme süreci yürürken her iki tarafın da ehil birileriyle istişare etmesi uygun olur. Duygusallaşmaya karşı dikkatli olmak gerekmektedir. Zira duygusallaşma başladığı anda akıl geri kalır. Akılsız işten de zor hayır çıkar. Allah’a emanet olunuz.
Müslüman bir erkek veya kadının, evlenme teklif edeceği bir kişi ile görüşmesi caizdir. Özellikle de evlenecek olanların görüşmesi gerekir; bu bir Sünnet uygulamasıdır. Ancak bu görüşme: a- İkisinin kapalı bir ortamda tek başına kalacakları HALVET halinde olmamalıdır. Zira HALVET nikâhtan önce haramdır. Muhakkak beraberlerinde üçüncü bir kişi bulunmalıdır. b- İkisinin de niyeti evlenme teklifi olmalıdır. Başka bir niyetle beraber bulunup da evlilik niyetini kullanmak hile olur; kesinlikle caiz olmaz. c- Görüşme, konuşup anlaşma için yeterli süre ile sınırlı olmalıdır. d- Görüşme, ancak iki nikâhlının konuşabileceği konuları ihtiva etmemelidir. e- Görüşmenin sonuçlarını iki taraf da itimat ettikleri kişilerle istişare etmelidirler ki, duygusallığa mağlup olup yanlış bir karar vermesinler. Allah'a emanet olun.
Bir kadın ile kontağı o kadının mahremi veya bir kadın sağlamalıdır. İdeal olan budur. Ön şartlar oluştuktan sonra ise kadın ile erkek uygun bir ortamda görüşürler. Bu görüşmede kadının peçesini açması caiz olan bir iştir.
Evlenmek niyetiyle iki tarafın görüşmesi caizdir hatta sünnettir. Kör bir evlilik sünnete aykırıdır aslında. Bu görüşme evvela samimi olmalıdır. İkinci olarak da kesinlikle HALVET halinde olmamalıdır. Halvet, üçüncü kişilerden emin bir ortamda erkek ve bayanın baş başa kalmasının adıdır ki iki yabancı durumundaki erkek ve kadının halvet hali haramdır. Böyle bir görüşmede, taraflar beklentilerini ortaya koydukları gibi fiziki beğenme veya itirazlarını da araştırabilirler. Eğer evlenme sürecine ait bir ilerleme olmuyorsa defalarca görüşmek doğru olmaz. Görüşme süreci yürürken her iki tarafın da ehil birileriyle istişare etmesi uygun olur. Duygusallaşmaya karşı dikkatli olmak gerekmektedir. Zira duygusallaşma başladığı anda akıl geri kalır. Akılsız işten de zor hayır çıkar.
Evlilik maksadı ile görüşen erkek ve kadının, birbirleri ile görüşmeleri sınırsız değildir. Görüşebilirler. Bu görüşmede kadının erkeğe, erkeğin kadına bakmasında bir sakınca yoktur. Ancak erkeğin kadına bakması ise belli bir ölçüde mümkündür. Bir kere elle temas kesinlikle yoktur. İkinci olarak da en fazla kadının ev kıyafeti denebilecek bir kıyafetle bulunduğu kadarı ile görülmesi mümkündür. Bu konuda sınırın olmadığını söylemek caiz değildir.
İleri düzeyde bir görüşmede sorulunca cevap verilmesinde sakınca olmaz ama bu seviyesi düşük bir soru olur.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Aynı şekilde mikroplar da hayatımızı kuşatmış durumdadır. Biz, nasıl mikroplara teslim olmadan yaşamaya çalışıyorsak aynı şekilde haramlardan bir haramı da o şekilde algılarız. Sıyrılabildiğimiz kadar sıyrılır gerisinde Allah'ın mağfiretine iltica ederiz. Sorun, kendimizi salmak veya salmamaktadır. Nefsi gıdıklayan, vakti öldüren, daha efdal bir işi yapmaya mani olan her ne ise onun adı mâlâyânidir. Her mâlâyâni zayiattır. Ölçümüz bu olsun. Allah'a emanet olunuz; Kur'an'la yüreğinizi ferahlatma seviyesine gelmeye çalışınız.
Aldığınız size 'harammış gibi geliyorsa' onu terk edin kurtulun. Tişört veya başka bir giyecek, tesettür sağlıyorsa giyilebilir. Üzerinde canlı resmi veya küfrün simgesi olabilecek bir şekil bulunan giyecekleri ise giymekte sakınca vardır.
Kendinize daha iyi bir yer buluncaya kadar annenizin yanından ayrılmayınız. Annenizi de bakabileceğiniz bir yer ve imkân bulunca ayrılırsınız. Yengenizin durumuna da daha tedbirli davranarak çare üretmeye çalışın.
Lailaheillellah Muhammedünresulullah’ diyen, bizimle aynı kitaba, aynı peygambere iman eden, sahabe-i kiram'ın, raşit halifelerin ve selef-i salihîn'in yolundan giden herkesle kardeşiz. Ortak paydamız imanımız ve Kâ'be'mizdir. Kâ'be'mizin etrafında dönerken aramızda çıkan veya çıkacak olan ihtilafları kabullenmemiz imanımızın gereğidir. Zira insanların farklı düşünmeleri Allah'ın kaldırmayacağı bir iradesidir. Kur'an böyle haber vermektedir. Nasıl sabah namazına kalkmakla imtihan ediliyorsak, farklılıklara rağmen birbirimizi idare etmeyi becermekle de imtihan ediliyoruz. Sabah namazını becerip orucu beceremeyenin bir kanadı kırık olduğu gibi, ümmetimizin iç ihtilaflarını fitneye dönüştürenler de bir kanatları kırık olarak uçmak zorunda kalacaklardır. Maalesef, bin iki yüz seneden daha uzun bir zamandan beri ümmetimizin içinde 'Şiilik' olarak adlandırılan bir ayrılık vardır. Bu ayrılığın, görmezden gelinmeyecek kadar ağır bölümleri vardır. Ama hiçbir şekilde iman iddiasındaki birini Yahudiler gibi en melun sıfatlardan bir sıfatla anmak doğru değildir. Yahudilik, daha ötesi olmayan bir lanetliliğin adıdır. Keşke Şiilerle aramızda bir ihtilaf bulunmasa şeklinde bir temenninin de inandırıcılığı yoktur. En temel akidevi konularda bile aramızda farklılıklar vardır. Ve daha önemlisi Şiilik, ihtilaf üzerine kurulmuş ve o mantıkla ayakta duran bir anlayışın adıdır. Biz; hulefâ- râşidîn, sahabe-i kirâm ve selef-i sâlihîn'in temiz ve pak yolunu takip ederiz. Gerisini yok sayarız. Karıştırıp düzelten olmamıştır. Hatta düzeltme maksatlı çalışmalar bile sonunda fitnenin daha kökleşmesine neden olmuştur. Biz, yolumuzun hak olduğuna, hak yolda haklı olduğumuza inanıyoruz. Onlar da böyle düşünüyorlardır. Başkasının yanlışı üzerine çalışma takvimi oluşturulamaz. Allah Teala, rızası uğruna yaşamayı hepimize lütfetsin.
Elin, kulağın, fercin, gözün, cebin haramdan korunması ile ilgili imtihanımız tam anlamıyla bir cihaddır. Cephelerde savaşmak ne ise gözümüzü haramdan korumak için mücadele etmek de o dur. Bunu böyle bilelim. Mesele şudur: Biz, gözümüzü korumayı bir cihad görürsek ona göre de tedbir alırız. Basite alırsak, şeytanın bize müdahelesi daha kolay olur. Haramdan korunmanın beşeri ölçülerle en önemli aracı harama götüren sebeplerden uzak kalmaktır. İletişim organları, büyük şehirler ve benzeri göz kirliliğini kolaylaştıran hatta mecbur hale getiren sebeplerden uzak durmaya gayret edilmelidir. Elbette bu, kolay değildir. En azından Allah Teala bizi bu hususta çırpınırken görmelidir. Kesinlikle bir cemaat içinde olmak, o cemaat de hayır ve ilim üzerinde aktif bir durumda olması ise ciddi bir yardımcıdır. Dağlara kaçarak haramlardan korunmuş olamayız. Bulunduğumuz yerlerde mücadele ederek kazanmamız gerekmektedir. Allah Teala, sizi de bizi de korusun, korunacak yollarda bulunmayı hepimize müyesser kılsın.
Sonradan ortaya çıkmış meselelerde Müslümanlar ictihad ederek karar verirler. Bu ictihadları da Kur'an ve sünnete göre olur ya da olmalıdır. İbn-i Teymiye veya başka birinin sözüne gerek yok, beşeri bir sistemin hakkında Müslüman'ın ne diyeceği bellidir. Ama özel şartlar veya benzeri nedenlerle Müslümanların yaptıkları ictihadları aralarında münazara konusu haline getirmeleri uygun değildir. Niyetlerimizi ve amellerimizin akıbetini Allah'a havale etmek zorundayız. Birbirimizin kadıları durumunda olamayız. Bir Müslüman'ın Allah'ın kitabı ile hükmedilmeyen bir yerde huzur içinde yaşaması, hicret etmemesi tartışılmazken öbür Müslüman'ın filan yerde oy kullanması tartışılırsa dengesizlik olur. Bunun için birbirimizi ictihadi konularda serbest görmeliyiz. Niyetlerimiz, hırs ve menfaatlerimizden arınmış olarak canlı kalabiliyorsa inşaallah bizim için kurtarıcı olur. Allah'a emanet olunuz.