Fetva Meclisi
Soru
Şia mezhebine bakış açımız veya İran'a karşı dinsel tavrımız, inanışımız nasıl olmalıdır? Şia, biz Ehli Sünnet'e karşı Yahudiler kadar (böyle bir inanış olduğu için soruyorum) tehlikeli midirler?
Cevap
Benzer fetvalar
İhtilaf ve farklılık bu ümmetin kaderidir. Hiçbir zaman bu ümmetin, Kur'an’ımızın ve sahih hadislerimizin çizgisini çizdiği temel konular dışında bir konuda “tek görüşlü, tek bakışlı” bir ümmet olması beklenmeyecektir. Esasen bu denli farklı görüşlerin bulunmasında da bir sıkıntı yoktur. Bu, büyük kâinat projesi ancak pek çok görüşün bir arada olması ile beşer takatınca yürütülebilir büyüklüktedir. Bu sebeple de farklı görüşlere ve farklı bakışlara rahmet nazarı ile bakmamız gerekmektedir. Sorunumuz, içimizde farklı düşüncelerin, mezheplerin olmasında değildir. Sorun, insanların düşüncelerini, mezheplerini dinin konması gereken yere koymalarındadır. Mesela bir kısım mü'minin Ali radıyallahu anhı daha fazla sevmesinde ne sakınca olacak? Sevsinler ve onlar da Şii olarak anılsınlar. Bu kadar basit görebiliriz bunu. Yalnız SADECE ALİ mantığına bürünmüş ve İslam’ın yerine de kendi ekollerini ve kaymalarını oturtmuş bir anlayışı kabul edemeyiz. Buna itirazımız olur. Zira bu anlayış bizi, İslam’ın yerine oturabilir ve onu lağvedebilir bir anlayışı kabule götürür. Bunu kabul edemeyiz, böyle bir mezhebi içimizden çıkmış dinimizi yaşamaya yönelik bir gelişme, gayret anlayışı olarak göremeyiz, görmeyiz. Bu, içimize sızmış bir şeytan projesinden başka bir şey değildir bu takdirde. Anlaşılan odur ki, biz namaz kılıp kılmadığımızla sınanacağımız gibi ihtilafla da sınanacağız. Ana çizgimiz olan Ashab-ı Kiramın çizgisini ne kadar koruyup kolladığımızdan imtihan olacağız. Bin bir mezhep de çıksa biz onlardan biri ile anılsak da neticede, Ashab-ı Kiramın izinde olacağız. Tek kalsak da, çilesini omuzlansak da, bu uğurda dünyayı kaybetsek de izimiz o iz olacaktır. Kendimizi hiçbir şekilde “Müslüman” isminden başka isme izafe ettirmeyeceğiz. Bu, bizim imtihanımızdır. İmtihanımızı da kazanacağız biiznillah. Bunun için varız. Bir düşman belasını bela olarak görürken iç bünyemizi kemirebilecek böyle bir imtihanı yok kabul edemeyiz. Bu ümmet ihtilafla, farklılıkla imtihan olmayı başarmak zorundadır. Ümmetimizin önünde duranlar ihtilaflarla yaşamayı öğretmelidirler, kendileri de örnek olmalıdırlar. Abdesti öğretip abdestin yerine geçebilecek teyemmümü de öğrettikleri gibi bir arada olmanın esas olduğunu ama farklılığa rağmen ümmet olmanın yine mümkün olduğunu da öğretmelidirler. Bunu bilmek ve yaşamak zorundayız. Allah’a emanet olunuz.
Selamünaleyküm. ‘Müçtehidin hatasını Allah’tan başkası bilemez’ sözü anladığınız gibi olamaz. O sözü şu şekilde anlamalıyız: Müçtehit eğer müçtehitlik vasıflarını taşıyarak bir içtihat yaptı ise onun yaptığı içtihadın, Allah’ın hükmüne isabette tam olup olmadığını yani hakkı temsil edip etmediğini biz bilemeyiz. Bunu kesin olarak Allah Teâlâ bilir.’ Böyle kesin bir doğrulama cetveli elimizde yoktur, olamaz da. Bu durumda da içtihat şatlarını barındıran müçtehitlerin içtihatlarını birbirine kırdırma gibi bir yetkimiz de olamaz. Sizin zikrettiğiniz örnekte, yanlışı ortaya çıkardığını söylüyorsunuz ama bir müçtehidin kanaatini, kendisi gibi birinin değerlendirmesi durumunda ortaya bir sonuç çıkabilir. Cümle güzelliği ve benzeri yüzeysel etkilerle hangisinin haklı olduğu üzerinde bir kanaat kullanılamaz. Bundan dolayı da bizim gibi avamdan birilerinin müçtehitler arasında mekik dokuması boş bir iş olur. Bir müçtehide, zahiren hatalı bir tutumu ortaya çıkmadıkça bağlı kalmak zorunlu olmaktadır. Allah’a emanet olunuz.
Aleykümselam. Dinimizin hiçbir ek kaynağa ihtiyacı yoktur. Kur'an, beşerin anlayabileceği ve beşer için inmiş bir kitaptır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Sünnet'i de onun anlaşılması için yeterlidir. Bu ümmetin en iyi Müslümanları olan ashabı kiram ve onların yetiştirdiği talebeleri sözünü ettiğiniz şeyleri duymadılar bile ama Allah için şehadete çağrıldıklarında, sabah ezanı onları camiye çağırdığında o sesi duydular. Sözünü ettiğiniz ilimlere vakıf olanlar ise çok şeyler bildiler lakin sabah namazını camide kılmaya çağıran ezan sesini duyamadılar. Şehitliği, Allah için infakı emreden ayetleri anlamadılar. Dinimizin hiçbir ek bilgiye ihtiyacı yoktur. Dinden kafa karışıklığını anlayanlar için ise elbette felsefe ve her karıştırıcı şarttır. İslam, karıştırmak için değil itaat etmek için vardır. Zorunlu olarak okutulduğunda da imtihandan geçecek kadar öğrenin yeter.
Aleykümselam.Allah'ın dinine davet etmek, dinin yaşanması için gayret etmek elbette görevlerimizdendir. Ne var ki, öncelikli ve şartsız görevimiz kendimizi ateşten korumak olmalıdır. Yanarak yanmaktan kurtarmak olmaz. Bu bir hatadır. Ashabı kiramdan daha büyük hizmet ehli olmak, onlardan daha iyisini yapmak mümkün müdür? Bir zaman sonra da, başkalarının namaz kılabilmesi için namazı terk etmek, birilerinin oruç tutması için oruç tutmamak gibi bir safsata çıkabilir önümüze. Örneğimizi günümüzün Müslümanlarından alamayız. Ashabı kiram bizim örneğimizdir. Kendinizi yaşıtlarınızla kıyaslamayın. Başarıyı da rakamlarla ve görüntülerle ölçmeyin. Allah'ın rızasına ölçün ölçtüğünüzü. Peygamber aleyhisselamın Sünnet'ine uyabildiğimiz kadar, ashabı kirama benzeyebildiğimiz kadar iyi yoldayız demektir. Medyanın şirin gösterdiğine imrenirsek aldanmış olabiliriz. Doğru olan az olabilir. Az olması doğruluğunu değiştirmez. Altın azdır demir çoktur ama demir hep demirdir.
İnsanların arasını düzeltmek yani ıslah denen iş bir ibadettir ve Allah’ın emridir. Bu çağdaki kadar insanlar birbirlerinden kopmuşluk, kin dolu yürekli olma sıkıntısı yaşamamıştırlar dense yeridir. Yapmayı düşündüğünüz iş pek değerli ve gerekli bir iştir. Sizi tebrik ederim. Yalnız böyle bir işi yüzünüze gözünüze bulaştırmamak için iyi hesaplayarak ve iyi danışarak yapmalısınız. Eskilerin deyimiyle KIRK ÖLÇÜP BİR BİÇİN ki yarın yaptığınızdan sıkıntı çekmeyesiniz. Allah Teâlâ bizi yaratırken kabileler, halklar şeklinde yarattı. Her birimizi farklı kabiliyetler ve isteklerle donattı. Kadını erkeği, siyahı beyazı vesaire farklılıklarımızın her biri bir sürtüşme ve tartışma konusu nedenidir. Bunun için insanın bulunduğu yerde bir tartışma ve gerilmenin bulunmasını normal yani tabii olan görürüz. Bu yüzden de dinimiz, ihtilafı gidermeyi ibadet gibi göstermiştir bize. Bu alanda yapılacak bir çalışma bir nevi cami yapmak, medrese açmak gibidir Allah’ın izni ile. Kur'an’ımızda birden çok ayet insanların arasını ıslah etmeyi bize işimiz olarak gösterir. Özellikle Hucurat Suresinin onuncu ayeti bunu emretmektedir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem mü'minler arasındaki münazaalara bizzat ıslah edici olarak katılmıştır. Hadislerdeki ifadelerden anlaşıldığına göre insanların arasını ıslah etmek: Pek çok nafile namazdan, oruç ve sadakadan daha hayırlıdır. Günahların mağfiret sebeplerindendir. Yerine göre böyle bir işi başarabilmek için yalan konuşmaya ve ıslahı başarma yolunda başkalarından para istemeye bile izin verilebilmektedir. Özellikle insanların kendi ihtiraslarına adeta tapındığı zamanımızda bu vazifenin önemi her zamankinden daha çok öne çıkmaktadır. Şeytanın mü'minler üzerindeki emellerinin uzaklaştırılması açısından da önemli bir ibadet durumundadır. Şöyle bir ikazı faydalı bulurum: Her şeyin profesyonelleştiği bir dünyada plansız, danışmansız bir ıslah vakfı tıkanabilir. Çalışmalarınızı yıllık, on yıllık planlara bölün. Sosyoloji ve fıkıh uzmanı danışmanlar bulun. Deyim yerinde ise bu işin kitabını yazın siz. Büyük bir iş yaparsınız. Allah yardımcınız olsun.
İşte bu bir imtihandır; mü'min olduğu söylenen toplumun ortasında kâfirlerden beklenecek söz ve tavırlarla karşılaşmak! Bu bir imtihandır, biz de o imtihanı kazanmak zorundayız. Mü'min kimliğimizle var olup o kimliğin hakkını verme heyecan ve aşkı ile yaşayacağız. Her türlü şeytan darbesine karşı uyanık olacağız. Bu darbe mü'min olmayanlardan, mü'min olduğunu zannedip yanıldıklarımızdan hatta gaflete düşmüş mü'minlerden gelebilir. Biz yıkılmamak için hazır bulunacağız. Günlük ve sıradan cedelleşmelerin dinimize bir faydası olmadığı gibi bizim dindarlığımızı eritmeye sebebiyeti vardır. Soru soranın sorusuna cevap veririz ama cevabımızı tartışarak kendimizi ve heyecanımızı eritmeyiz. Temel mantığımız bu olacak. Bizim beraberimizde ve çevremizde melekler ve şeytanlar bulunuyor. Tavırlarımız ve sözlerimizden meleklerin sevinmesine yönelik tercihimizi hiç kaybetmeyeceğiz. Ve bileceğiz ki, bu mantığımızın karşılığında Allah’tan ecir bulacağız biiznillah. Sizlere dualar ederim, sizden de dua beklerim.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Tutulmayan orucun yerine KAZA yapılır. KAZA, tutulamayanı eksik veya fazla yapmadan aynıyla tutmaktır. Bir güne bir gün iki güne iki gün şeklinde. Eğer oruca niyetlendikten sonra caiz olmayacak bir şekilde yeme içme veya cima yoluyla oruç bozulursa bu bozmanın cezası olarak KEFFARET devreye girer. KEFFARET altmış gün peş peşe oruç tutmaktır. İlave olarak da kaç günün orucu bozulmuşsa o da ilave edilir. Ramazan gününün orucuna hiç niyet etmemek, günü oruçsuz geçirmek ise keffareti gerektirmez. Çünkü keffaret, sözkonusu günahın cezasına katlanıp ondan kurtulmaktır. Hiç niyet etmeme kabalığını keffaretin kaldırması mümkün değildir. Onu yıllarca süren göz yaşları ve büyük bir tevbe paklayabilir. Sonra da tutmadığı kadar orucu kaza eder. Allah Teala nefislerimize uymaktan bizi muhafaza buyursun.
Bir erkekle bir bayanın evlilik görüşmesi yapmaları caizdir. Ama evlilikteki kapalılıkları gidermek için yapılabilir bu görüşme. Evliliği konuşmak için görüşmekle, evli iken görüşülebilir şeyleri görüşmek arasındaki farkı anladıysak ne görüşebileceklerini de anlamış oluruz. Bu görüşmenin bir kaç defa gerçekleşmesinde de sakınca yoktur. Yalnız görüşme 'halvet' halinde olmamalıdır. Yani erkek ve bayan yalnız başlarına kapalı bir ortamda bulunmamalıdırlar. Allah'a emanet olunuz.
Aynı şekilde mikroplar da hayatımızı kuşatmış durumdadır. Biz, nasıl mikroplara teslim olmadan yaşamaya çalışıyorsak aynı şekilde haramlardan bir haramı da o şekilde algılarız. Sıyrılabildiğimiz kadar sıyrılır gerisinde Allah'ın mağfiretine iltica ederiz. Sorun, kendimizi salmak veya salmamaktadır. Nefsi gıdıklayan, vakti öldüren, daha efdal bir işi yapmaya mani olan her ne ise onun adı mâlâyânidir. Her mâlâyâni zayiattır. Ölçümüz bu olsun. Allah'a emanet olunuz; Kur'an'la yüreğinizi ferahlatma seviyesine gelmeye çalışınız.
Bu konuda yoğun sıkıntıların yaşandığı bir zamandayız. Maalesef, haramların dikkate alınmasında gevşeklik yaygınlaştı. Allah'a sığınırız. Size özellikle bir uyarıda bulunmak istiyorum. Sizin için söylenmesi uygun değilse sözlerimi söylenmemiş sayın. Bu konuda hanımlar, erkeğin harama düşmesini değil de kendilerinin bir kuma ile karşılaşmasını dert ediniyorlar. Halbuki asıl sorun bir Müslüman'ın en ağır haramlardan bir harama bulaşmasıdır ki hiçbir şekilde sizin kuma görmenizle kıyas edilemez bir durumdur. Eğer siz, kuma görme endişesi ile bakıp dualar ediyorsanız isabeti az dua ediyorsunuz demektir. Halbuki, eşinizin harama düşmesinden endişelenerek dua etse idiniz Allah, onun kalbini daha çabuk yumuşatacaktı. Tabii ben, kalbinizi bilerek söylemiyorum bunları. Genelleme yaparak söylüyorum. Siz ve kalbiniz Rabbiniz ile başbaşasınız. Eşinizin, açlık tehlikesi olmadığı halde haram bir ortamda çalışması şüpheli bir durumu göstermektedir. İyi bir Müslüman ise şüphelilerden kaçınarak imanını korur. Eşinizin kendisini fetva dinlemeye ikna edin, daha iyi sonuçlar alırsınız. Ama iş sizin samimi duanızdan geçiyor bilesiniz. Allah'a sığının, başka kapınız yoktur. Olayı çocukların seviyesine de indirmemeye çalışın. Ateşe benzin dökmüş olursunuz.
Aldığınız size 'harammış gibi geliyorsa' onu terk edin kurtulun. Tişört veya başka bir giyecek, tesettür sağlıyorsa giyilebilir. Üzerinde canlı resmi veya küfrün simgesi olabilecek bir şekil bulunan giyecekleri ise giymekte sakınca vardır.
Namaz dinin direğidir. Dinimizin direği ne ise o bizim hayat dinamiğimizdir. Namazı hava gibi su gibi görmeliyiz. İş yeri şartlarımız, ev ve çevre seçimimiz, evliliğimiz ve benzeri temel hayat ihtiyaçlarımız namaz eksenli bir seçime göre olmalıdır. Her şeye rağmen iş yeri şartlarında namazı eda etme zorluğu ile karşılaşırsak, namazın sünnetlerini kısabiliriz. Sadece farzları kılarak geçici de olsa bir tedbir üretebiliriz. Mesela öğlen namazı veya ikindi namazı farz olarak kılındığında beş dakikadır. Beş dakikalık bir fırsatı muhakkak yakalarız. Abdestimizi önceden ayarlamamız halinde namaz bir sorun olmayacaktır. Buna rağmen namaz kılınamıyorsa, tenzili rütbe bile olsa farklı bir yere intikal ederek ve hatta rızkımızı başka bir yerden temin etmeye varıncaya kadar alternatiflere başvurmalıyız. Bunun adı namaz; herhangi bir şekilde tavizi asla yoktur. Ancak en ağır memuriyet şartlarında bile namazın sorun olmayacağını düşünüyorum. Siz, kapasitenizi ve samimiyetinizi amirlerinize başka zamanlarda ispatlamanız halinde size beş dakikayı çok görmeyeceklerdir. Şunu da zikretmek gerekiyor: Namazın ve İslam'ın önü açıktır. Merak etmeyin, namazın değil onu terk etmenin sakıncalı olduğu günlerimiz yakındır biiznillah. Allah'a emanet olunuz.