Fetva Meclisi
Soru
Eşim iş yerinde, 26 yaşında açık bir bayanla çalışıyor, mesai yapıyor. Sonra da eve bırakmak zorunda kalıyor. Mesailerde şehir dışına iş için beraber gittiler, ben istemediğim halde mecburum gitmeye, işten mi çıkayım diyor. Daha sonra bayan müdür geldi, eşim ona iş gösteriyor. Eşime bu işyeri bize göre değil diyorum, ne yapayım haklısın, nerede çalışayım diyor. Bu arada ben çarşaflıyım, eşim sakallı, namazında. Bir de personel; 3 bayan 1 erkek ve eşim iftar yemeğine restorana gidebilir mi? Benim razılığım yok. Çok mutsuzum eşime güveniyorum ama işyeri biz müslümanlara göre değil. Eşimle bu konu yüzünden kavga ediyoruz. 12 yıllık evliyiz, 3 çocuğumuz var. Eşime işten ayrıl diyorum, her yerde bayan var diyor. Eşim ahlaklı, temiz bir insan ama hasta oldum, sinirlerim bozuldu. Çok dua ediyorum, ne yapmalıyım?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Siz, kendinize erkek olup olmadığınızı test ettirseniz daha iyi olur. Bu denli seviyesiz ve kontrolsüz erkeklik mi olur? Ateşle oynuyorsunuz bile diyemem; ateşin içinde dönüp duruyorsunuz. Bir kere siz, erkekliği hisseden biri olsanız, erkeğini size satan birinin sizi kimlere satabileceğini düşünürdünüz. Namazı ve Allah ismini alet etmeyin bu pisliğe. Şeytan sizi, batırmak için namaz da kıldırtabilir. Acilen erkekliğinize dönün, çok acil!
Eşinizin hakkına girdiniz. İnsanlığınızı çiğnediniz. Ahiretinize zarar verdiniz. Şimdi ise büyük ve kesin bir tevbe ile Rabbinize dönün. Aslınıza sarılın. Evinize kapanın. İbadete verin kendinizi. Çocuklarınıza yapışın. İlim meclislerine iştirak edin. Rabbinize yönelin. Bedeninizi ve gözünüzü eşinizin dışındaki herkesten arındırın. Kimseye bu hususu açmayın, açtırmayın. Yıkanıp paklanmaya bakın. Beterin beteri bir akıbete karşı tedbirli olmalısınız. Bir zaman sonra içiniz rahat etmez, kalbiniz seccadede de huzur bulamazsa makul bir yolla ayrılmayı düşünün.
Selamünaleyküm. Siz haram yememe, Allah'tan korkarak yaşama azminizi bozmayın. Eşiniz, haramı inkâr eden biri ise nikâhınız tehlikeye girer. Öyle değilse eşiniz ortada bir durumda demektir. Dua edeceksiniz, sabredeceksiniz. Eşinizle yüz yüze bu durumu açıkça konuşun, rica edin. Bir zaman sonra bunu tekrar edin. Tamamen haramla beslenmedikçe ayrılma zorunlu olmaz. Bu durumu tespit ettirmek için imanına itimat ettiğiniz bir akrabayı devreye sokun, ondan fikir almaya çalışın. Dua etmeyi unutmayın.
Selamünaleyküm.Size sabır diliyorum. Evet, katlanılması sıkıntılı bir süreçle imtihan oluyorsunuz. Anlattığınız kadarıyla siz haklısınız. Eşinizin yaptığı kendisine ve size kuyu kazmaktır. Bunda bir itiraz yoktur. Siz ise, susadıkça tuzlu su içiyorsunuz. Tuzlu su içtikçe de susuyorsunuz. Size öncelikli tavsiyemiz, eşinizin üzerinde etkisi olan çevreyi değiştirin; kadına karşı en büyük silah kadındır. Ona etki eden başka kadınlar vardır muhakkak. Bu kadınlar annesi olur, komşusu olur. Her kim ise siz, eşinize yeni bir çevre oluşturun. Bütçenizden ilave ayırın ve süslenmeye teşvik edin onu. Cinsel gücünü ve isteğini artıracak gıda tüketimini sağlayın. Size üç çocuk verdiğine göre tamamen kör bir kadın değil demek ki, siz hamle yapmak zorundasınız. Nasihat yerine uygulama yapın. Eşiniz de insandır, kadındır. Her kabahati ona yıkmayın. Ben size desem ki, siz de bir erkek olarak becerip bir kadını şekillendiremediniz, ne diyeceksiniz? Bu kadın üç çocuk doğurduğuna göre kendini ispat etmiştir. Siz bir nasihat edip ömür boyu garanti bekliyorsunuz. Allah Teâlâ her gün beş kere ezan okutuyor da yine namaz kılmıyor insanlar. Sakın surat asmayın, sadece kendinizi yakarsınız. Kadına karşı kati zafer kazanmış erkek yoktur bu dünyada. Kendi kendinizi yiyerek bitirirsiniz de onu bitiremezsiniz. Kadın tatlı dilden anlar, nazlanmak ister. Sürekli alaka ister. Bunları yapın siz.Evlilik böyle bir şeydir, her gün takviye ister, her gün. Siz çabuk yılıyorsunuz. Tuzlu su içme yerine daha aktif olun, kendinizi cazip duruma getirin, peşinizden koşmak istesin. Yatak odasını renklendirin. Mesela banyoyu daha neşeli duruma getirin. Sık sık olmasa da baş başa kalabileceğiniz uzak geziler yapın. Yenilik yapmak sizin görevinizdir. Bıkmayın, usanmayın, erken verdiğiniz kararın şeytandan olacağını unutmayın. Sonunda kazanmak üzere yol alın. Dua etmeyi ihmal etmeyin. Allah size sabırlar versin.
Aleykümselam. Bir mü’min kadının iş edinip çalışma mecburiyeti olmadan eşinin ona müreffeh bir hayat sağlama mecburiyeti vardır. Bunun karşılığında da kadının kadınlık dışında ek bir hizmet yapma mecburiyeti yoktur. Dinimizin genel ilkesi böyledir. Ne yazık ki dinimizi kendi hırs ve menfaatlerimize göre şekillendirmeye cüret ettiğimiz bir dönemde yaşıyoruz. Eşinizin sizden böyle bir şey isteme veya annesine istetme hakkı yoktur ama sizin bunu insanlık olarak yapmanız sizin artınız olur. Aile huzurunuzu sarsmadan sorun çözmeye gayret ediniz. Mevcut durumu değil ileriyi düşünün. Allah yardımcınız olsun.
Bacı, beklentilerinde haklısın, bir itirazım yok ama iki çocuktan sonra önceliğini ailenin ayakta kalmasına vermelisin. Bu tartışmalar aileni bitirir hatta seni dininden bile soğutabilir. Direkt haram olan bir şeyi istemedikçe itiraz etmemelisin. İyi bir eş, gönül yapan bir kadın olursan zamanla eşin senin beklediğin gibi olabilir ama aksini düşünmeye bile gerek yoktur. Kanaatim bu şekildedir. Allah yardımcın olsun. Âmin.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Namaz dinin direğidir. Dinimizin direği ne ise o bizim hayat dinamiğimizdir. Namazı hava gibi su gibi görmeliyiz. İş yeri şartlarımız, ev ve çevre seçimimiz, evliliğimiz ve benzeri temel hayat ihtiyaçlarımız namaz eksenli bir seçime göre olmalıdır. Her şeye rağmen iş yeri şartlarında namazı eda etme zorluğu ile karşılaşırsak, namazın sünnetlerini kısabiliriz. Sadece farzları kılarak geçici de olsa bir tedbir üretebiliriz. Mesela öğlen namazı veya ikindi namazı farz olarak kılındığında beş dakikadır. Beş dakikalık bir fırsatı muhakkak yakalarız. Abdestimizi önceden ayarlamamız halinde namaz bir sorun olmayacaktır. Buna rağmen namaz kılınamıyorsa, tenzili rütbe bile olsa farklı bir yere intikal ederek ve hatta rızkımızı başka bir yerden temin etmeye varıncaya kadar alternatiflere başvurmalıyız. Bunun adı namaz; herhangi bir şekilde tavizi asla yoktur. Ancak en ağır memuriyet şartlarında bile namazın sorun olmayacağını düşünüyorum. Siz, kapasitenizi ve samimiyetinizi amirlerinize başka zamanlarda ispatlamanız halinde size beş dakikayı çok görmeyeceklerdir. Şunu da zikretmek gerekiyor: Namazın ve İslam'ın önü açıktır. Merak etmeyin, namazın değil onu terk etmenin sakıncalı olduğu günlerimiz yakındır biiznillah. Allah'a emanet olunuz.
Ticaret yapmak için bekletilen hazır veya hammadde türünden emtianın zekât malı olarak hesaplanması gerekir. Gayrimenkuller de satılmak için bekletiliyorsa aynı durumdadır, onların da hesaplanması gerekiyor. Ne kadar malın zekâtını vereceğimizi hesaplamak için de elimizdeki hazır veya hammadde türünden emtianın maliyetini hesaplarız. Bize maliyetleri itibarıyla mesela beş yüz ise beş yüzünü zekâtını vereceğiz. Zekât vereceğimiz zaman, üzerimize tahakkuk etmiş bulunan borçların düşülmesi gerekiyor. Çünkü tahakkuk etmiş borç kadar olan mal aslında bizim değildir. Aylık ödeme takvimimiz de böyledir. Mesela Ramazan ayında zekât verecek olan mümin, o ay içinde tahakkuk etmiş faturalar ve tahakkuk etmiş işçi bordrolarını eldekinden düşebilir. Zira yirmi gün çalışmış bir işçinin, çalışmasına karşılık olan miktar onun malı değildir. Her ne kadar teslim edilmemişse de o para işçinin hakkıdır; o eldekinden düşülebilir. Elektrik, su, vergi vs. giderleri böyle hesaplayabiliriz. Yalnız müstakbel ödemeleri bu sınıftan saymamız doğru olmaz. Allah Teala infaka muvaffak kılsın.
Erkek veya kadının fıtraten bilinen şeklinde bulunmayan tüylerin, kalıcı bir zarara neden olmadan alınmasında sakınca yoktur. Allah huzur ve afiyetinizi daim etsin.
Tutulmayan orucun yerine KAZA yapılır. KAZA, tutulamayanı eksik veya fazla yapmadan aynıyla tutmaktır. Bir güne bir gün iki güne iki gün şeklinde. Eğer oruca niyetlendikten sonra caiz olmayacak bir şekilde yeme içme veya cima yoluyla oruç bozulursa bu bozmanın cezası olarak KEFFARET devreye girer. KEFFARET altmış gün peş peşe oruç tutmaktır. İlave olarak da kaç günün orucu bozulmuşsa o da ilave edilir. Ramazan gününün orucuna hiç niyet etmemek, günü oruçsuz geçirmek ise keffareti gerektirmez. Çünkü keffaret, sözkonusu günahın cezasına katlanıp ondan kurtulmaktır. Hiç niyet etmeme kabalığını keffaretin kaldırması mümkün değildir. Onu yıllarca süren göz yaşları ve büyük bir tevbe paklayabilir. Sonra da tutmadığı kadar orucu kaza eder. Allah Teala nefislerimize uymaktan bizi muhafaza buyursun.
Lailaheillellah Muhammedünresulullah’ diyen, bizimle aynı kitaba, aynı peygambere iman eden, sahabe-i kiram'ın, raşit halifelerin ve selef-i salihîn'in yolundan giden herkesle kardeşiz. Ortak paydamız imanımız ve Kâ'be'mizdir. Kâ'be'mizin etrafında dönerken aramızda çıkan veya çıkacak olan ihtilafları kabullenmemiz imanımızın gereğidir. Zira insanların farklı düşünmeleri Allah'ın kaldırmayacağı bir iradesidir. Kur'an böyle haber vermektedir. Nasıl sabah namazına kalkmakla imtihan ediliyorsak, farklılıklara rağmen birbirimizi idare etmeyi becermekle de imtihan ediliyoruz. Sabah namazını becerip orucu beceremeyenin bir kanadı kırık olduğu gibi, ümmetimizin iç ihtilaflarını fitneye dönüştürenler de bir kanatları kırık olarak uçmak zorunda kalacaklardır. Maalesef, bin iki yüz seneden daha uzun bir zamandan beri ümmetimizin içinde 'Şiilik' olarak adlandırılan bir ayrılık vardır. Bu ayrılığın, görmezden gelinmeyecek kadar ağır bölümleri vardır. Ama hiçbir şekilde iman iddiasındaki birini Yahudiler gibi en melun sıfatlardan bir sıfatla anmak doğru değildir. Yahudilik, daha ötesi olmayan bir lanetliliğin adıdır. Keşke Şiilerle aramızda bir ihtilaf bulunmasa şeklinde bir temenninin de inandırıcılığı yoktur. En temel akidevi konularda bile aramızda farklılıklar vardır. Ve daha önemlisi Şiilik, ihtilaf üzerine kurulmuş ve o mantıkla ayakta duran bir anlayışın adıdır. Biz; hulefâ- râşidîn, sahabe-i kirâm ve selef-i sâlihîn'in temiz ve pak yolunu takip ederiz. Gerisini yok sayarız. Karıştırıp düzelten olmamıştır. Hatta düzeltme maksatlı çalışmalar bile sonunda fitnenin daha kökleşmesine neden olmuştur. Biz, yolumuzun hak olduğuna, hak yolda haklı olduğumuza inanıyoruz. Onlar da böyle düşünüyorlardır. Başkasının yanlışı üzerine çalışma takvimi oluşturulamaz. Allah Teala, rızası uğruna yaşamayı hepimize lütfetsin.
Faizi yaşam tarzı olarak gören bir ortamda, o ortamın şartlarına göre kurulmuş ve işleyen bir kurumdan yüzde yüz helallik beklemek doğru değildir. Bu birinci gerçek. İkinci gerçek ise şudur: Bankadan, faizden tamamen tecrit edilmiş bir hayat neredeyse mümkün bile değildir. En azından dumanı bizi gelip buluyor. Buna göre Müslüman, illa uğrayacaksa sahiplerinin Müslüman ve faizin haram olduğuna inandığını bildiği kurumlara uğrayabilir. Bu bir tür alkolden üretilmiş ilacı kullanmaktaki zarurete benzemektedir. Yoksa: 'Şu kurumlar mubahtır.' diyebileceğimiz bir ortamda yaşamıyoruz. Helal yiyip iffetli yaşamayı Allah Teala hepimize müyesser kılsın.