Fetva Meclisi
Soru
İster istemez hayatımızın her alanına müzik girdi. Sürekli istemesek bile müzikleri duyuyoruz. Düğün olsun, telefonumuzun çalışı olsun... Bu durumda biz yine de günaha giriyor muyuz? Sözsüz müzikler de aynı kategoriye girer mi? Ayrıca herhangi bir enstrüman kullanmak caiz midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Alkol ve müzik, kıyamete doğru bu ümmetin kanserlerinden olacaktır; elimizdeki hadislerde bu açıkça zikredilmektedir. Sizin böyle bir endişe taşımanız imanınızdandır biiznillah. Allah Teâlâ sizi de bizi de haramlara düşmekten muhafaza buyursun. Bir genel salgın niteliği almıştır müzik. Bizim; Rızamız olmasın, Kendimizi koruyabildiğimiz kadar koruyalım, Gücüm ve etkimiz kadar ikaz edelim, Müdahale imkânımızın bulunduğu ortamlarda müdahale edelim.. Gerisini Allah’a havale edeceğiz, bir çaremiz yoktur ne yazık ki.
Böyle bir sıkıntı hissetmeniz, aktif bir iman sahibi olmanızdandır Allah’ın izni ile. Demek ki, insanlık ve din sizi ilgilendiriyor. Ne mutlu size. Bu günler de yarınlar da Allah’ındır. Dünya da onundur Samanyolu da. Biz de kullarıyız. O dilediğini yapıyor ve bizi sınıyor. Evet, bin bir komplonun içinde yaşıyoruz bu hayatı ama umudumuz bütün komplolardan daha büyük olmalıdır. Kırk kere ölsek de kırk birinciye imanla yaşama heyecanı taşıyacağımız gibi gözümüzün önünde cereyan eden bu olayları da kırk katı olsa bile zihnimizi teslim etmeyeceğimiz bir basiretle izleyeceğiz. İman ederek yaşamak bunu gerektirir. İnsanlık ve ümmet için yapılacak en büyük iş, tek kalmaya hazır bir mümin olmaktır. Mümin kadın profilini kaybolmaktan kurtarabilir bir örnek olarak kalmanız büyük bir nimettir sizin için ve yapmanız gereken en önemli görevdir. Erimeyen çekirdek, kaybolmayan Âsiye örneği olarak kalın. Siz Kur'an okurken sesinizi dinleyen melekler sizi o Rabbi ile konuşur gibi Kur'an okuyan kadın sesi olarak göklere taşısın. Siz daha istersiniz, daha ne yapacaktınız? Namaz öyle, sadaka öyle, iffetinizi korumanız öyle, yuvanız öyle... Siz umutsunuz varlığınızla, gerisi ayrıntıdır. Allah’a emanet olunuz.
Teknolojinin gerisinde kalamayız, sosyal medya gibi bir nimeti yok kabul edemeyiz, bizi bozmasına göz yumamayız. İmanımız ve ahlâkımızla yaşayarak, erimeden ve taviz vermeden bu tür nimetlerden yararlanmalıyız. Çocuklarımız da koyduğumuz bu kurallara uymalıdırlar ya da biz bunu sağlamalıyız. Sosyal medya konusunda öncelikli kurallarımız şunlar olmalıdır: Şayia, dedikodu bize göre değildir. Yaymayız, yayılmasına alet olmayız. “O dedi, ben demedim” şeklinde bir mazeret yoktur. Peygamber aleyhisselam efendimiz buyuruyor ki: “Kişiye her duyduğunu söylemesi yalan olarak yeter!” yalan çöplüğüne dönen sosyal medyada dikenli arazide yürür gibi yürüyebiliriz. Sosyal medya alanı dinimize ait bilgilerin yayılma alanı değildir. Âyet, hadis, âlimlerimize ait bilgiler ekranda görülmüş olmakla bilgi niteliği taşımaz. Bilgi kaynağımız sosyal medya olamaz. Erkek veya kadın avreti, özellikle kadın mahremiyeti gerektiren hususlarda asla taviz veremeyiz. Cep telefonu veya sosyal medya hiçbir haramı gevşetme nedenimiz olamaz. Buna müzik de bir yasak olarak dâhildir. Cep telefonu veya sosyal medya vakit zayi makinesine dönüşmemelidir. Sosyal medya veya cep telefonu mahrem bilgilerimizi, görüntülerimizi koruma konusunda sorunludur. Cep telefonuna giren bir fotoğraf artık bizim özelimiz olmayı kaybetmiştir. Ne gizleyebilir ne de silebiliriz onu. Bu nedenle Müslüman bir insan topluma çıkamayacağı haliyle telefona da çıkmamalıdır, kalabalıkta söyleyemeyeceğini telefon kulaklığında söylememelidir. Bunun ne şakası olur ne de geçicisi! Telefon görüşmesi yaptıklarımız, sayfasına girdiklerimiz vs. yarın mahşerde beraber olmaktan üzülmeyeceklerimiz olmalıdır. Telefona göre seviyesi oluşmuş Müslüman zayi olmuş Müslümandır. Bilakis Müslüman telefonuna şekil vermelidir. Telefon veya sosyal medya içimizde zaten var olan israf urunu kaşıtmamalıdır. Özenerek, etki altında kalarak hayatımızda israf oluşturan noktalar açmamalıdır. Cep telefonu bir nimet olarak abartılıp adeta ibadet yükümlülüklerimizden pay alıyor gibi bir noktaya taşınmamalıdır. Mesela bize tespih çekmeyi, namaz vaktini hatırlatmalı ama tespihimizi ona çektirmemeliyiz. Neticede her nimet gibi cep telefonunun da bir fitne/fitne sebebi olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız. Fitnelerin önünde garantili kimse yoktur.
Yaratılış gayemizin Allah'a kulluk olduğunu hepimiz biliriz. Bu kulluk anlayışımız, dünya nimetlerinden ve zevklerinden mahrum yaşamamızı gerektirmiyor. En güzel nimetlerden biz de istifade ederiz. Önemli olan Allah'ın haramlarından kaçınmak, emirlerini de yerine getirmektir. Çok geniş olan mubahlar dairesinde de dolaşabiliriz. Yeter ki, yaptığımız iş Allah'a kulluğumuzu engellemesin, bizi kâfirlere benzetmesin. Önemli olan budur. Müzik dinlemeyi de bu açıdan ele almalıyız. Müzik, Allah'ı zikri engelliyor, gaflete düşmeyi sağlıyorsa elbette haramdır. Bir de küfür ehlinin tatbikatına benzeyen işler de yasaktır. Biz, biz olarak kalmalıyız. Müziğin haram olduğunu gösteren pek çok hadisi şerif vardır. Bazı alimler bu hadisleri yukarıda anlatmaya çalıştığım ölçülerle sınırlamaya gitmişlerdir. Bazıları da olduğu gibi yasak olduğunu söylemişlerdir. En berrak yol müzik ve benzerlerinden uzak durmaktır. Çağımızda müziğin insan sesinden daha gür ve yaygın hale gelmesinden de kendimize ders çıkarabiliriz.'İlahi' kavramını da ben bize ait kavramlardan biri olarak anlamıyorum. Bir de müzikli olmasını siz düşünün. Allah'a emanet olunuz.
Rabbim rızası doğrultusunda bir hayat yaşamamızı kolaylaştırsın. Eğlenmek, gülmek, güzel vakit geçirmek fıtrî bir ihtiyaçtır. Kadın, erkek herkes bu fıtrî ihtiyacını helal dairede geçirmekle sorumludur. Allah Teâlâ huzurunda bu sorumluluğun hesabını vereceğiz. Eğlenmek gibi tabii bir ihtiyacın şartlarından biri müziksiz bir ortamda olmasıdır. Def dışında mübah olmayan çalgı aletlerinden birinin kullanılması eğlence adı altında da olsa caiz değildir. Eğlenmek gibi fıtrî bir ihtiyacın mübah olan bir ortamda mübah olan şekilde giderilmesi gerekmektedir.
Güzel kardeşim, “İslam nedir?” sorusuna namazdır, hactır gibi cevaplar veririz. Evet doğru. Ancak İslam aynı zamanda, bin kere yıkılsan da, kendinden ve yapabileceklerinden emin olmasan da Allah’ın seni her defasında kaldıracağına, sana o heyecanı, ibadetlerini yapabilecek gücü verebileceğine inanmaktır. Rabbimizden umudumuzu kesemeyiz. Her defasında namazını kılabilen, dinin emirlerini hakkıyla yerine getiren, ahlakı Kur’an’ın tarif ettiği gibi olanlardan olabilmek düştüğümüzde aynı heyecanla yola devam ederek olabilecektir. Tüm ibadetlerini zahiren yapmayı başarabilenlerin de farklı imtihanları var elbette. Sizin imtihanınız da bu. Ama bir gün istediğinizden, hayal ettiğinizden çok daha güzelini verecektir Rabbimiz. Şu an bir sınavda olduğunuzu ve bu isteğinizde ne kadar samimi olduğunuza dair bir teste tabi tutulduğunuzu düşünün. Bu zamanda şeytanın en çok kullandığı silahlarından biri Allah’ın kapısından umutsuz olarak geri dönüleceğini, ne kadar istesen de asla ibadetlerini tam yapamayacağına dair başarısızlık, heyecansızlık vererek sonu olamayan bir döngüye girdiğini vehmettirmektir. Ki bu hastalık olarak bir mümine yeter de artar. Yılmayın ve dua edin kendinize. Ailenizin verdiği tepkilere ve sizi gördüğü konuma rağmen kendinizi yeterli hissetmeyip hep bir adım ilerisi için daha güzeli, olması gereken ne ise onu huzurla, gönül ferahlığı ile yapabilmek için her daim dua edin. Vazgeçmeyin, umutsuzluğa kapılmayın. Tam şeytanı yenecekken onu güldürmeyin. Kırk kere düşseniz de kırk birinciye kalkın. Şeytan sizi etrafınızdakilerin övgüleriyle yeterliymişsiniz gibi hissettirdiği zamanlarda sizden daha iyilere bakın. Çevrenizi değiştirin. Durumu sizden daha iyi olanları gördüğünüz ve duyduğunuz zaman sadece tesettürünüzün yeterli olmadığını ve daha çok dua ederek sımsıkı sarılmanız gerektiğini anlayacaksınızdır. Rabbim yar ve yardımcınız olsun. Allah’a emanet olun.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Aldığınız size 'harammış gibi geliyorsa' onu terk edin kurtulun. Tişört veya başka bir giyecek, tesettür sağlıyorsa giyilebilir. Üzerinde canlı resmi veya küfrün simgesi olabilecek bir şekil bulunan giyecekleri ise giymekte sakınca vardır.
Bir erkekle bir bayanın evlilik görüşmesi yapmaları caizdir. Ama evlilikteki kapalılıkları gidermek için yapılabilir bu görüşme. Evliliği konuşmak için görüşmekle, evli iken görüşülebilir şeyleri görüşmek arasındaki farkı anladıysak ne görüşebileceklerini de anlamış oluruz. Bu görüşmenin bir kaç defa gerçekleşmesinde de sakınca yoktur. Yalnız görüşme 'halvet' halinde olmamalıdır. Yani erkek ve bayan yalnız başlarına kapalı bir ortamda bulunmamalıdırlar. Allah'a emanet olunuz.
Kendinize daha iyi bir yer buluncaya kadar annenizin yanından ayrılmayınız. Annenizi de bakabileceğiniz bir yer ve imkân bulunca ayrılırsınız. Yengenizin durumuna da daha tedbirli davranarak çare üretmeye çalışın.
Elin, kulağın, fercin, gözün, cebin haramdan korunması ile ilgili imtihanımız tam anlamıyla bir cihaddır. Cephelerde savaşmak ne ise gözümüzü haramdan korumak için mücadele etmek de o dur. Bunu böyle bilelim. Mesele şudur: Biz, gözümüzü korumayı bir cihad görürsek ona göre de tedbir alırız. Basite alırsak, şeytanın bize müdahelesi daha kolay olur. Haramdan korunmanın beşeri ölçülerle en önemli aracı harama götüren sebeplerden uzak kalmaktır. İletişim organları, büyük şehirler ve benzeri göz kirliliğini kolaylaştıran hatta mecbur hale getiren sebeplerden uzak durmaya gayret edilmelidir. Elbette bu, kolay değildir. En azından Allah Teala bizi bu hususta çırpınırken görmelidir. Kesinlikle bir cemaat içinde olmak, o cemaat de hayır ve ilim üzerinde aktif bir durumda olması ise ciddi bir yardımcıdır. Dağlara kaçarak haramlardan korunmuş olamayız. Bulunduğumuz yerlerde mücadele ederek kazanmamız gerekmektedir. Allah Teala, sizi de bizi de korusun, korunacak yollarda bulunmayı hepimize müyesser kılsın.
Sonradan ortaya çıkmış meselelerde Müslümanlar ictihad ederek karar verirler. Bu ictihadları da Kur'an ve sünnete göre olur ya da olmalıdır. İbn-i Teymiye veya başka birinin sözüne gerek yok, beşeri bir sistemin hakkında Müslüman'ın ne diyeceği bellidir. Ama özel şartlar veya benzeri nedenlerle Müslümanların yaptıkları ictihadları aralarında münazara konusu haline getirmeleri uygun değildir. Niyetlerimizi ve amellerimizin akıbetini Allah'a havale etmek zorundayız. Birbirimizin kadıları durumunda olamayız. Bir Müslüman'ın Allah'ın kitabı ile hükmedilmeyen bir yerde huzur içinde yaşaması, hicret etmemesi tartışılmazken öbür Müslüman'ın filan yerde oy kullanması tartışılırsa dengesizlik olur. Bunun için birbirimizi ictihadi konularda serbest görmeliyiz. Niyetlerimiz, hırs ve menfaatlerimizden arınmış olarak canlı kalabiliyorsa inşaallah bizim için kurtarıcı olur. Allah'a emanet olunuz.
Her an ölmeye hazır olması gereken bir insanın ölürken üzerinde bulunmak istemeyeceği şeyi yapmaması gerekir. TV, hiç değilse vakit zayiatıdır. Göz zinası için şart başkadır. Bakılması haram olan şeylere bakıldığında göz zinası denen şey gerçekleşir. TV'de de bu her pozisyonda olmayabilir. Ama saniyelerle sınırlı bir ömrü, asırlarca sürecekmiş gibi rahat harcamanın hangi mantığı olur? Bunlar boş kalmanın, hedefsiz yaşamanın, cemaat ehli olmamanın, insanlığa hizmetten lezzet alamamanın sonuçlarıdır. Allah yardımcımız olsun.