Fetva Meclisi
Soru
Peygamberimiz sav buyuruyor: “Kişinin bilerek yiyeceği bir dirhem faiz, otuz altı zinadan daha şiddetlidir.” [Müsned-i Ahmed, hadis No. 21957] Hocam bu hadis hakkında ne dersiniz? Anlam olarak zihin karıştırıyor.
Cevap
Benzer fetvalar
Bu hadis hiç yoktur diyelim; faiz basit bir günah mı olacak? Bu sorunun cevabından sonra meseleyi ele alabiliriz: Bu hadis, İbni Mace ve Taberanî gibi kitaplarımızda mevcuttur. Hadisin sahih olduğunu söyleyen de bulunduğu gibi aksini söyleyen de vardır. Buharî'deki bir hadis düzeyinde sahih olmadığı açıktır. Yalnız mevzû değildir. Peygamber aleyhisselam efendimizin günahları birbirine kıyaslamadığı ile alakalı söz ise ispatı zor bir iddiadır. Netice olarak ortada şu hakikatler vardır: - Bu hadis zinanın hafif bir günah olmasını gerektirmiyor. Ortadaki mesele faizin zinayla kıyaslanabilecek çapta ağır bir günah olmasıdır. - Hadis sahih olsa da olmasa da Kur'an'ımızın faizle ilgili hükümleri açıktır. Binaenaleyh meselenin tartışılmayı gerektirecek bir yönü yoktur. Allah yardımcımız olsun.
Sözün ettiğiniz hadisi şerif sahih bir hadistir. (Malik, Müslim, Ebu Davud ve Ahmed tarafından rivayet edilmiştir.) Hadisi şerifin özet olarak vermek istediği mesaj şudur: Müslüman, sıkıntıları, kötülükleri ve belaları sayma uzmanı değildir. Bilakis Müslüman, ölürken hatta kıyamet koparken bile elindeki fidanı dikmekle mükelleftir. Böyle olması gerekirken, Ümmet battı, iş bitti, yandık, helak olduk, şu kötü bu berbat türünden haber spikerliği yapanlar, bir anlamda Müslümanların umudunu tüketmektedirler. Böylece de kötü duruma katkı yapmaktadırlar. Yoksa, mevcut kötülüğün artmasından endişe eden bir Müslüman’ın esefini beyan etmesi böyle değildir. Buradan, bilhassa çağımızda enformasyon savaşlarının ne denli güçlü bir savaş çeşidi olduğunu da çıkarabiliriz. Müslümanların morallerini düşüren etkenlere karşı dikkatli olmaya mecburuz.
Faiz, en büyük yedi günahtan biridir. Lanet sebebidir. Bereketi kaldırma nedenidir ve faiz alana da verene de haramdır. Müslim’in rivayet ettiği bir hadiste Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem özellikle alanı, vereni, sekreterini, şahitlerini aynı tutmuştur. (1598.hadis) Özellikle “faiz alan” olarak zikredilmesinin nedeni alanın daha menfaatli gibi görülmesinden dolayıdır.
Faizin her çeşidinin büyük günahlardan biri olduğu tartışılamaz bir konudur. Kıyamete kadar faiz için kesin haram olma ilkesi değiştirilemeyecektir. Bunu birinci ilkemiz olarak belirleyebiliriz. Neyin faiz nedeniyle haram olduğu neyin de olmadığı ise başka bir ayrıntıdır. Bu ayrıntı fakihlerin üzerinde asırlardan beri çalıştığı bir mesele olarak önümüzde bulunmaktadır. Ekonomik menfaatlerin dinden ve insandan daha değerli tutulduğu bir zamanda Türkiye gibi ülkelerde yaşayan Müslümanlar açısından bazı zaruri ihtiyaçların temini için ‘o kadarı caiz olabilir’ denecek faiz ruhsatları bulunabilir mi sorusu git gide yaygınlaşmaktadır. Bir tarafta haram helal ayırmadan yaşayan kitleler bulunurken diğer taraftan kuruştan bile faiz ihtimali nedeniyle uzak durmaya çalışan dar bir kesimin zaruri ihtiyaçlarını dahi gidermekte zorlandığı da bir gerçektir. Bu çerçevede şu tespiti yapabiliriz: a- Bizim kanaatimiz normal şartlarda faizin hiçbir çeşidinin helal olmayacağıdır. Bazı ilim adamları ise Türkiye gibi ev edinmenin çok zor olduğu ortamlarda İLK EVİNİ satın alacak birinin başka bir çaresi kalmamış ise kredi ile ev alabileceğini söylemektedirler. Genel bir fetva değilse de gerçek bir zorunluluk yaşayan için değerlendirilebilir bir fetva olarak görülebilir zannederiz. b- Hangi şartların zorunluluk/çaresizlik olacağı herkesin kendi iman ağırlığına göre verebileceği bir karardır. Yöneticilerin yıllar süren gafleti, suiistimali veya vurdum duymazlığı nedeniyle ortaya çıkan fakirliği dinden taviz kopararak kapatmaya çalışmak elbette kabul edilemez. Ortadaki durum bir iman ve takva mücadelesidir. Takvadan yana olmaya dikkat edilmelidir. Ağır bir zaruret hâlinde ise zaruretler için verilen fetvalardan istifade edilebilir ama ZARURETİN ne olduğunu tespit herkes için farklı olabilir. Allah Teâlâ yardımcımız olsun.
Hadis Peygamber aleyhisselamın sözlerine ve davranışlarına verilen isimdir. Bir söz için mesela ‘hadistir’ deniyorsa ‘bu Peygamber aleyhisselama aittir’ denmiş olmaktadır. Bu sözler bize daha sonra derlenerek ulaştırıldı. Bu derlemede birinci ağız sahabilerdir. Ve onlardan duyanlar, duyanlardan duyanlar şeklinde bize kadar ulaşmıştır. Genelde de beş altı ağızdan sonrası kitaplara işlenmiştir. Birinci ağız olan sahabiler konusunda bir tereddüt yoktur ama sonraki ağızların ne kadar ve nasıl duyup anladıkları konusu âlimlerin ele aldığı bir mesele olmuştur. İkinci, üçüncü ve sonraki ağızların duyduklarını anlama ve aktarma becerileri, aktarmaya ehil olup olmadıkları gibi başlıklar üzerinden yapılan incelemelerin sonuçlarına göre bize ulaşan hadisler için Peygamber aleyhisselama ait olup olmaması ile alakalı güven derecesine göre bir sıralama yapılmıştır. Elbette bu sıralamayı yapanlar ömürlerini bu işe feda etmiş ihlas ve gayretleri ümmetin içinde bilinen kimseler tarafından gerçekleştirilmiştir. Ve bu sıralama hicretin ikinci asrında başlamış dört, beşinci asra kadar hemen hemen bitirilmiştir. Bunun etrafında ULUMULHADİS adı verilen bir ilim dalı oluşmuştur. Âlimler Peygamber aleyhisselama ait olduğu konusunda tereddüt olmayan hadise SAHİH HADİS demişlerdir. Ondan biraz aşağıda olan ama yine güvenle alınan hadise de HASEN HADİS demişlerdir. Sahih ve hasen olmayan yani Peygamber aleyhisselama ait olması tartışılabilen hadislere de ZAYIF HADİS demişlerdir. Bu noktada zayıf hadisle ilgili olarak şu tespitleri öne çıkarabiliriz: Bir hadis için zayıftır denmesi âlimlerin genel kanaati üzerine kullanılmıştır. O hadisin Peygamber aleyhisselama ait olma ihtimali tamamen kalkmış sayılmaz. Âlimler bir hadis için zayıf derken onu bize aktaranlar üzerinde çalışıp bu karara vardıkları gibi hadis diye önümüze gelen metnin içeriği üzerinden de çalışma yürütmüşlerdir. Zayıf hadis de kendi içinde az zayıf çok zayıf denebilecek farklılıklar gösterebilir. Bazı hadisler birden çok ağız tarafından duyulup nakledilmiştir. Bu nakledenlerden birinin naklettiği zayıf görülmüş, bir başkasının naklettiği mesela hasen görülmüş olabilir. Bu da bazı zayıf hadislerin zayıf olmayan aktarımları ile güçlendirilmesi şeklinde normal hadis gibi değerlendirildiği de olmuştur. Bazı hadisler teknik olarak zayıf kabul edildiği halde alimler ilk asırlardan itibaren o hadisleri kullanmışlardır. Adeta ümmete mal olmuş sözler niteliğini kazanmış bu sözler de özellikle usulufıkıh ve fıkıh alanında kullanılabilmiştir. Zayıf hadisler itikat konularında ve gayba ait meselelerde birinci dereceden kaynak olarak gösterilemez. Diğer konularda mesela ahlâk konularında zayıf hadisler kullanılmıştır. Aynı şekilde amellerin faziletlerini izah alanında da zayıf hadis kullanılmıştır. Bu adeta âlimler arasında genel bir teamüldür. Çünkü bu hadisler ‘olmayanın uydurulması’ değildir. Problem Peygamber aleyhisselama aitliğinin tartışılabilir olmasındadır. Günümüzde zayıf hadis bir problem olmaktan çıkmış gibidir. Zira hadislerin tamamı sahih, hasen, zayıf olarak tasnif edilmiş ve ‘acaba?’ sorusuna gerek kalmamıştır. Zayıf hadisler belli kitaplarda toplanmıştır. Sahih hadislerle karışık telif edilmiş kaynaklarda da en azından dip not şeklinde zayıf olduğu uyarısı yapılmıştır. Zayıf hadisle bağlantılı gibi duran bir başlık da MEVZU HADİS konusudur. Mevzu hadis Peygamber aleyhisselamın ağzından uydurulmuş yalan söz demektir. Asla zayıf hadisle bir ilgisi yoktur. Mevzu hadislerin kullanılması haramdır. Bilerek kullanan da kebair günahlardan birini işlemiş sayılır. Zira böyle bir kullanım bile bile dine ilave yapmaktır ki bu bir din cinayetidir.
Hadis kitaplarımızdaki hadislerin bazıları, farklı zamanlarda farklı şahıslara söylenmiş sözlerden oluşur. Farklı durumları, yani o hadisin kime neden söylendiğine dair bilgiyi bilmedikçe o hadislerden gerekli istifadeyi yapamayız. Hatta böyle hadisler yanlış düşüncelere bile neden olabilmektedir. Özellikle bu hadis hakkında şu noktaları tespit edebiliriz: a- Hadisi şerif, Kur’an öğretmeye karşı ücret almayı yasaklayan ifadeyi yansıtmaktadır. Buna binaen de böyle bir ücret almanın caiz olmayacağı hükmüne kail olan ulema vardır. Ama başka hadislerde de izin veren ifadeler vardır. Bu nedenle her iki kanaldaki bilgileri ortak bir paydada değerlendirerek sonuca ulaşmak gerekmektedir. b- Durumu ayrıntılı bir şekilde ele alıp meseleyi duruma göre değerlendiren ulema da vardır. Fetva da umumen bu mantıkla verilmektedir: Müslümanlar arasında Kur’an öğretecekler bulunabiliyorsa yani mesele bir kişinin veya bir iki kişinin eline düşmemişse ücret talebi caizdir. Aksi takdirde Kur’an öğretmek farzı ayın haline geleceğinden ondan ücret talep edilmesi caiz olmaz. Allah’a emanet olun.
faiz konusundaki diğer fetvalar
Bir ürünün ücreti peşin ödenecekse bir fiyata, ileride ödenecekse daha yüksek fiyata satılmasında sorun yoktur. Faiz bu değildir. Faiz, o ödeme günü geldiğinde ödeme yapılamayacağı durumda fiyata ikinci bir fark koymaktır. Bir de arada satışı yapılan bir mal olmadan parayı farklı fiyatla satmaktır ki buna kredi almak deniyor. Bu anlattığınız durum faiz değildir.
Sakın ha öyle düşünmeyiniz. Hemen tevbe ediniz. Tevbenizi canınız biliniz. Tekrarını asla yapmamaya yeminli olunuz. Bu arada da o illetten en erkenden kurtulmaya bakınız. Doğrusu böyledir.
Önce bu hatadan ötürü tevbe edin, istiğfar edin. Tekrar benzeri bir bataklığa batmamaya azimli olun. Önceliğiniz bu olsun. İkinci olarak da anaparanızı alın gerisini de belirttiğiniz şekilde sizden uzaklaştırın. Tamamından arınmayı yani tamamını vermeyi tercih ederseniz daha da iyisini yaparsınız.
Bu bir faiz işlemidir. Verdiğiniz paranın kâr ederse kârını alacaksınız, zarar ederse zararına razı olacaksınız. Böyle yaparsanız ticaret olur. Kârınızı sabitleyince de faiz olur. Faiz haramdır.
Bu kurumun işini görmekte sakınca olmaz. Takva açısından tercih onlara iş yapmama olabilir ama bu iş caiz olmaz demeyiz.
Bir “faize bulaşmak” var bir de “faizin kişiye bulaşması” vardır. Biiznillah kişi bilerek faize bulaşmadığı sürece ekonomi çarkının işleyişinde bir zehir olarak faizin bulunmasından da Allah katında sorumlu olmayacaktır. Böyle umarız.