Fetva Meclisi
Soru
Hocam günahlarımızın hesabı kabirde mi sorulacak kıyamette mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Güzel kardeşim, o âleme ait bilgiler vahyin bildirdiği ile sınırlıdır. Tahmin ile veya benzeri bir yöntemle bilgi oluşturmamız mümkün değildir. Bu sorunuzun muhtevası da buna dâhildir. Sorunuza cevap olarak sadece şu ayrıntıyı zikredebilirim: Kabirdeki bilgiler ruhumuzla bağlantılı iken mahşerdeki durum ruh ve bedenimizin bir arada olduğu yani bugünkü halimizle karşılaşacağımız bir durumdur. Allah bugün de o gün de yardımcımız olsun.
Kabir, fani insanın dünya ile ahiret arasındaki tampon noktasıdır. Cesetlerimizin kıyamet vaktine kadar emanet edildiği yer orasıdır. Şöyle de diyebiliriz: Kabir, ahiretin ilk durağıdır. Ölen her insanın kıyamet vaktine kadar bekleyeceği yer olan kabir aynı zamanda ahirette insanı bekleyen iyi/kötü akıbetin de bir benzeri ile karşılaşılacak olan yerdir. Akıbet olarak cennete gidecek olanlar kabri, bir çeşit cennet bahçesi gibi bulacaktır. Akıbet olarak cehenneme gidecek olanlar da kabri bir çeşit cehennem olarak bulacaklardır. Elbette kabir cennet veya cehennem değildir ama kabirde nimet veya azap vardır. Bize ulaşan pek çok hadiste kabirle alakalı olarak nimet veya azaptan söz edilmektedir. Kur'an ayetleri arasında da kabir azabına işaretler vardır. Bu nedenle mü'min olarak kabir hayatının azap/nimet açısından bir tür karşılık yeri olacağına iman ederiz. Ehlisünnet inancında genel anlayış böyledir. Yalnız şunu vurgulamamız gerekmektedir: Kabirdeki durum tamamen gayb alemine dair bir durumdur. Orada ne olup bittiğini, ne olabileceğini ancak vahiy yoluyla bize bildirilenler kadar bilebiliriz. Tahminler ya da rüya gibi yöntemlerle kabir hakkında bilgi sahibi olmamız mümkün değildir. Hadislerde zikredilen kadarı ile yetinmemiz ve konuyu derinleştirmememiz gerekmektedir. Kabirle alakalı itikamızın özeti şöyledir: a- Kabir, insanın ahirete açılan yolculuğunun ilk durağıdır. Bu ilk durak ahiretteki akıbetin özetinin görüleceği yerdir. b- Kabirde azap veya nimet vardır. Bu hakikat hadislerle sabittir. c- Kabirde sorgu sual vardır. Dünyadaki iman durumuna göre orada cevap verme ya da verememe olacaktır. d- Kabir alemi insanın meçhulü olan bir alemdir. Vahyin dışında kabirle alakalı kati bilgimiz olamaz. İnsan meçhul gördüğü her şeyde olduğu gibi kabirde de bilgi sahibi olmak istemiştir. Bu insan ilgisinin abartılması veya fiziksel bir araştırma gibi görülmesi yanlıştır. Bize ulaşan ayetler/hadisler bilgimizin sınırını göstermektedir. Onunla yetinmesini bilmeye mecburuz. e- Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin hadislerinde kabir azabından Allah'a sığınmayı ihtiva eden dualar vardır. O duaları virt edinmek gerekir.
Ahirete ait işleri akıbetimizi merak ettiğimiz için öğreniriz, bir film izler gibi öğrenmeyi ise yanlış buluruz. Bunu böyle bilelim. Soruya gelince: İnsanlar önce iman açısından ayrılacaklar. Mü'minler ve mü'min olmayanlar olacak. Mü'min olmayanlar cehennemde ebedi kalacaklar. Mü'min olanların da hesabı görülecek. Bu hesap, her insanın iyi/kötü amellerinin tartılması demektir. İyiliği çok gelenler cennete girecek. Kötülüğü çok gelenler ise Allah’ın affını bekleyecekler. Affedilen cennete girecek, affedilmeyen de cehenneme girip takdir buyurulan kadar cezasını çekecek. Büyük günahlardan kulun tevbe etmiş olarak ahirete gelmesi gerekir. Tevbe etmeden gelenin durumu ise o büyük rahmet ve mağfiret umuduna kalmıştır artık. Hangi günahın ne kadar sevaba denk geleceğini bilemeyeceğimiz için sizin sorunuza net bir rakamlı cevap veremeyiz. Allah Teâlâ o gün yardımcımız olsun.
Cennet ve cehennem şu anda vardır. Ahiret gününde gidenler şimdi var olana gidecekler.
Duyular ve akıl yürütme vasıtasıyla bilinemeyip vahiy yoluyla sabit olan gaybî konulardan biri de kabir azabıdır. Bu husus bazı âyetlerin işareti, (Mü'min, 40/46) çeşitli hadislerin de açık beyanlarıyla (Buhârî, Cenâiz, 86) bilinmektedir. Bir hadis-i şerifte, “Kabir, ahiret duraklarının ilkidir. Bir kimse eğer o duraktan kurtulursa sonraki durakları daha kolay geçer. Kurtulamazsa, sonrakileri geçmek daha zor olacaktır.” (Tirmizî, Zühd, 5 [2308]) buyrularak ölümle ahiret hayatının başladığı ifade edilmiştir. İnsan öldükten sonra kabre konulunca, Münker ve Nekir adında iki melek kendisine gelerek soru soracaklar, iman ve güzel amel sahipleri bu sorulara doğru cevaplar verecekler ve kendilerine cennet kapıları açılarak cennet gösterilecektir. Kâfir ve münafıklar ise bu sorulara doğru cevap veremeyecek, onlara da cehennem kapıları açılacak ve cehennem gösterilecektir. Kâfirler ve münafıklar kabirde acı ve sıkıntı içinde azap görürlerken müminler nimetler içerisinde mutlu ve sıkıntısız bir hayat süreceklerdir. (Tirmizî, Cenâiz, 70 [1071-1072]) Bu sebepledir ki Resûl-i Ekrem (s.a.s.) pek çok kez kabir azabından koruması için Allah’a (c.c.) niyazda bulunmuştur. (Buhârî, Ezân, 149 [832]; Müslim, Küsûf 8 [903], Cenâiz, 85 [963]; Ebû Dâvûd, Salât, 152 [880])
Nikâh, nikâhtan sonrası için bir teminattır. Geçmiş için samimi bir tevbe yapmalıdırlar. Allah'a emanet olun.
ahiret konusundaki diğer fetvalar
Dünyadaki GÜN hesabı dünya, güneş ve belli bir yörüngedeki dönüş üzerinden hesaplanmaktadır. Dünyadaki gün kavramı diğer gezegenler için bile geçerli değildir. Ahirette ise bu sistem böyle olmayacaktır. Nasıl olacağını da Allah Teâlâ’dan başkası bilemez. Dünya ve evrendeki sistem tamamen değişecek adeta yeni bir evren ve yeni bir takvim kurulacak ahirette. Ahiretteki gün ile alakalı olarak şu bilgileri değerlendirebiliriz: Hac suresinin 47. ayetinde ve Secde suresinin 5. ayetinde ahiretteki günün dünyadaki BİN SENE KADAR olacağı bildirilirken Mearic suresinin 4. ayetinde ise o zamanki günün ELLİ BİN SENE olacağı bildiriliyor. Bundan da anlaşılıyor ki ahirette sadece Allah’ın bilebileceği ve onun hikmetinden kaynaklanan farklı durumlar olacaktır. Bunu biz gayba ait bilgilerden olarak görmeliyiz. Gayba ait olmak ise Allah’ın bildirmesi dışında bilemeyeceğimiz anlamına gelmektedir. Aynı kural, dünyanın yaratılması ile ilgili Kur'an ayetleri için de geçerlidir. Dünyanın altı günde yaratıldığını bildiren âyetlerdeki altı rakamını ve gün bilgisini Allah’a havale etmemiz yani insan aklı ile irdelememiz gerekmektedir. Ayetlerde geçen gün ifadesinin ne anlama geleceğini müfessirler farklı şekillerde yorumlamışlardır. Olduğu gibi hakikat olarak yani âyetlerde zikredilen rakamlar olarak anlayan da olmuştur, farklı mecazi anlamlar düşünenler de olmuştur. En isabetli olanın âyetlerde geçen günlerin anlaşıldığı rakamlar ve şekillerle anlaşılmasının olacağını zannederiz.
Bu hususta sizin de tespit ettiğiniz önceki âlimlerin dillendirdiğinden başka bir şey bilmiyorum.
Şeytan herkesin düşmanıdır. Herkesin cehennemlik olması onun gayesidir. Kimine küçük gibi görülen bir mikrop bulaştırarak sonunda ibadetinden hatta namazından kopmasına neden olur. Böylece de gayesine ulaşır. Size de çengel atmaya çalışıyor. Bu tür vesveselere itibar etmemeniz gerekir. Bir psikoloğa giderek yardım isteyebilirsiniz.
Bu bir çocukluktur; vaktini iyi değerlendirmemekten, ahirete yönelik hesapları olmamaktan, namaz başta olmak üzere ibadetleri ihmal etmemekten kaynaklanır. Ahiret üzerine yoğunlaşmış bir faaliyet alanı oluştur kendine. Arkadaş çevreni değiştir. Oturup kalktığında üniversiteyi put gibi konuşanlardan uzak dur. Namazlarına dikkat et, camiye git. Kur'an oku. Bir din meclisine katıl, ders dinle. Geçer biiznillah.
Bu ümmetin şahitliği Allah’ın ve Resulünün sözünü teyit etme şeklindedir. Zira bu ümmetten bir mümin, kendi gözüyle gördüğünden daha fazla Allah’ın “oldu/yaptı/idi” sözüne imanı vardır. Peygamber aleyhisselama da tasdiki bu şekildedir. Kıyamet gününde bu ümmetten biri kendinden çok önceki ümmetlere dair olayları bu çerçevede şahitlik ederek doğrulayacaktır. Mesele sıradan bir şahitlik meselesi değil kâmil bir iman meselesidir.