Fetva Meclisi
Soru
Hocam ahiretteki günlerin süresi ne kadardır? Buradaki ölçülerle benzeşen yanları var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Duaların kabulünde şunu unutmayın: Allah sizi hep dua ederken, O’nun zatına yalvarırken görmek istiyor olabilir. Duadaki sabrınızı ve samimiyetinizi test ediyor olabilir. Bu yüzden erteliyordur. İstediğinizin Allah katında size sonraları daha büyük sorunlar oluşturacağını bildiği için Allah, size acıdığı için kabul etmiyor olabilir. Duaların kabulünü ahiret gününe bırakmış olabilir. https://fetvameclisi.com/fetva/dualarim-kabul-olmuyor-ne-yapmaliyim https://fetvameclisi.com/fetva/hangi-dualar-kabul-olur https://www.youtube.com/watch?v=N4b388Cy9Sk
Allah Teâlâ yardımcımız olsun. Size şöyle bir özet yapabilirim: Ahirete ait bilgileri dünya bilgilerimizle kıyaslamamalıyız. Oranın hesabı da işlemi de oraya göredir. Kimin tertemiz olup gittiği/gideceği belli değildir. Biz temizlendi gitti deriz ama bu bize göredir. Acaba Allah katında da öyle midir, bunu bilemeyiz. Kendi hesabını kendi gören biri olmamız akıllıca değildir. Evet, yüksek bir umut sahibi olacağız ama umudumuzdaki beklentilerimizi ne kadar hak edip etmediğimizi sadece Allah Teâlâ bilmektedir. Buna rağmen mahşer yerindeki beklemenin ayrıcalıklı kulları olacaktır. Onlar oradaki beklemeyi çok kısa bir zaman olarak hissedecek olabilirler. Hatta Arş’ın gölgesinde gölgelenerek o zamanı geçirenler olacaktır. Allah Teâlâ hepimize bunu lütfetsin. Âmin.
Azap dünyada olur, ölürken olur, kabirde olur, ahirette olur ve hem dünyada hem ahirette olur. Dünyadaki azap bedenle hissedilen azap olur, içte hissedilen manevi azap olur. Neden biz, dünyada Allah’a asi olanların azaba uğradıklarını hemen göremiyoruz sorusu haddimizi aşan bir sorudur. Biz hayata, yaşadığımız an olarak bakabiliyoruz. Ne dünü ne de geleceği bilmiyoruz. Allah Teâlâ ise ezelden ebede olan süreç içerisinde her şeyi bir hikmetle yapmaktadır. Biz, bize göre bir uygulama isteriz ama biz yok denecek kadar kısa bir zaman için varız ve sadece kendi eksenimizde döneriz. Bütün kâinat içinde biz yok gibiyiz. Allah Teâlâ ise yaratan ve idare eden olarak hükmetmektedir. Yine de neden hemen azap etmiyor sorusuna bazı cevaplar tahmin edebiliriz: - Çünkü Allah çok mağfiret eden, çok merhamet edendir. Tevbe ederler diye asi kullarının azabını ertelemektedir. - Helim (yumuşak) olmak onun sıfatlarındandır. Azapta acele etmemek helim olmasının sonucudur. - Asi kullarının azabı kesindir, erteleme ile ne unutulur ne de azalır. Kıyamet gününe ertelenmiş olması büyük bakış açısından sonucu değiştirmez. Aksine azabı geciktikçe günahı artacağı için azabı da artacaktır. Bu anlamda da azabın gecikmesi de onlar için bir azaptır.
Kabir, fani insanın dünya ile ahiret arasındaki tampon noktasıdır. Cesetlerimizin kıyamet vaktine kadar emanet edildiği yer orasıdır. Şöyle de diyebiliriz: Kabir, ahiretin ilk durağıdır. Ölen her insanın kıyamet vaktine kadar bekleyeceği yer olan kabir aynı zamanda ahirette insanı bekleyen iyi/kötü akıbetin de bir benzeri ile karşılaşılacak olan yerdir. Akıbet olarak cennete gidecek olanlar kabri, bir çeşit cennet bahçesi gibi bulacaktır. Akıbet olarak cehenneme gidecek olanlar da kabri bir çeşit cehennem olarak bulacaklardır. Elbette kabir cennet veya cehennem değildir ama kabirde nimet veya azap vardır. Bize ulaşan pek çok hadiste kabirle alakalı olarak nimet veya azaptan söz edilmektedir. Kur'an ayetleri arasında da kabir azabına işaretler vardır. Bu nedenle mü'min olarak kabir hayatının azap/nimet açısından bir tür karşılık yeri olacağına iman ederiz. Ehlisünnet inancında genel anlayış böyledir. Yalnız şunu vurgulamamız gerekmektedir: Kabirdeki durum tamamen gayb alemine dair bir durumdur. Orada ne olup bittiğini, ne olabileceğini ancak vahiy yoluyla bize bildirilenler kadar bilebiliriz. Tahminler ya da rüya gibi yöntemlerle kabir hakkında bilgi sahibi olmamız mümkün değildir. Hadislerde zikredilen kadarı ile yetinmemiz ve konuyu derinleştirmememiz gerekmektedir. Kabirle alakalı itikamızın özeti şöyledir: a- Kabir, insanın ahirete açılan yolculuğunun ilk durağıdır. Bu ilk durak ahiretteki akıbetin özetinin görüleceği yerdir. b- Kabirde azap veya nimet vardır. Bu hakikat hadislerle sabittir. c- Kabirde sorgu sual vardır. Dünyadaki iman durumuna göre orada cevap verme ya da verememe olacaktır. d- Kabir alemi insanın meçhulü olan bir alemdir. Vahyin dışında kabirle alakalı kati bilgimiz olamaz. İnsan meçhul gördüğü her şeyde olduğu gibi kabirde de bilgi sahibi olmak istemiştir. Bu insan ilgisinin abartılması veya fiziksel bir araştırma gibi görülmesi yanlıştır. Bize ulaşan ayetler/hadisler bilgimizin sınırını göstermektedir. Onunla yetinmesini bilmeye mecburuz. e- Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin hadislerinde kabir azabından Allah'a sığınmayı ihtiva eden dualar vardır. O duaları virt edinmek gerekir.
Evet, hayatın gerçeği budur, böyledir. Yalnız bu sürekli böyle gitmez. Bir süre sonra toparlayabilirsin. Şeytan seni perişan etmesin. Şu andaki durumunu mevsim değişikliği gibi anlamaya çalış. Aileni ihmal etme. Farzlarda hiçbir şekilde aksaklık yapma. Haramlardan uzak dur. Çok geçmeden vakit bolluğu ve planlı iş yapma düzeyine geleceksin. Bu da bir imtihan ve bu da bir süreçtir.
Kur'an ile alakalı ne yaparsan o güzeldir. Sana yaptığında ömrünün sonuna kadar rahmet olacak bir iş tavsiye edeyim o zaman: Bakara suresini ezberle. İşin gücün varsa her gün BİR ÂYET ezberleyerek başla. Biraz vaktin varsa günde BEŞ ÂYET ezberle. Altı gün ezber yap. Yedinci gün de o güne kadar ezberlediklerini baştan geldiğin yere kadar bir ayetmiş gibi tekrar et. Böylece en fazla bir sene sonra BAKARA SURESİ HAFIZI olursun. Seneye de biiznillah Âl-i İmran suresini böyle yaparsın. Mezara girdiğinde bir gün, bu iki sureyi başucunda sana şefaat için senden önce orada bekliyor olarak bulursun Allah’ın inayetiyle. Yaşarken hissedeceğin huzur ve kanatlanmışlığı ise zaten göreceksin. Bismillah de ve başla. Sakın usanma ve olmaz zannetme. Önündeki Kur'an’dır ve o seni yaratanın sana indirdiği emanetidir. Bismillah de.
ahiret konusundaki diğer fetvalar
Elbette bunun ne zaman olacağını bilmekten önce hesaba hazırlanmanın daha önemli ve öncelikli olacağını bilmek gerekir. Asıl iş bu olmalıdır. Hesap iki kademelidir: Kabirde bir hesap vardır. Bu hesabın sonucuna göre de kabirde azap veya nimet vardır. İkinci hesap da ahiretteki hesaptır ve asıl karşılıklar da o hesaptan sonra verilecektir. Kabirdeki hesabın sonucu bir nebze ahiretteki hesabın sonucunu da gösterebilmektedir. Cennet veya cehennem bu hesaptan sonradır.
Şeytan herkesin düşmanıdır. Herkesin cehennemlik olması onun gayesidir. Kimine küçük gibi görülen bir mikrop bulaştırarak sonunda ibadetinden hatta namazından kopmasına neden olur. Böylece de gayesine ulaşır. Size de çengel atmaya çalışıyor. Bu tür vesveselere itibar etmemeniz gerekir. Bir psikoloğa giderek yardım isteyebilirsiniz.
Cennet ve cehennem şu anda vardır. Ahiret gününde gidenler şimdi var olana gidecekler.
Bu hususta sizin de tespit ettiğiniz önceki âlimlerin dillendirdiğinden başka bir şey bilmiyorum.
Bu ümmetin şahitliği Allah’ın ve Resulünün sözünü teyit etme şeklindedir. Zira bu ümmetten bir mümin, kendi gözüyle gördüğünden daha fazla Allah’ın “oldu/yaptı/idi” sözüne imanı vardır. Peygamber aleyhisselama da tasdiki bu şekildedir. Kıyamet gününde bu ümmetten biri kendinden çok önceki ümmetlere dair olayları bu çerçevede şahitlik ederek doğrulayacaktır. Mesele sıradan bir şahitlik meselesi değil kâmil bir iman meselesidir.
Mü'min hangi eziyeti çekerse o bir sabır konusudur. Kimi manevi denebilecek gözle görülmeyen, izlenemeyen sıkıntılar bedene eziyetten daha etkili olabilmektedir. Eziyet denebilecek ne varsa biiznillah sabırla karşılandığı sürece mü'min için ecir konusudur. Şüphesiz Allah’tan karşılık bekleme iddiası herkesin imanına göre farklıdır. Allah yardımcımız olsun. Âmîn.