Fetva Meclisi
Soru
Hadis kaynağı olarak Buharî ve Müslim isimleri ilk iki sırayı alıyor, bunu biliyoruz. Daha sonra gelenler arasında İbni Mace’nin de altıncı sırayı aldığını biliyoruz. Bu aradaki sıralamada Ebu Davud, Tirmizî ve Nesaî’nin sıralaması nasıldır? Hangisi daha değerlidir?
Cevap
Benzer fetvalar
Keşke ilmi birikiminizi, yaşınızı ve işinizi de belirtseniz, size daha isabetli tavsiyelerde bulunabilirdik. Sizin sadece İHL okumuş olduğunuzu var sayarak şunu tavsiye edebiliriz: Sizin için şerhi ile basılmış hadis kitabı dışındaki kitaplar umduğunuz yararı vermeyebilir. Sonuna kadar okuyamazsınız, okusanız da aradığınızı bulamayabilirsiniz. Müslüman bir evin temel kitabı RİYAZUSSALİHİN adlı eserdir. Bu eser, hadis kitabı olarak size yeter biiznillah. İlmihal kitabı okumadan önce hadis kitabını sıralama hatası ile okumuş olabilirsiniz. Önce ilmihal okuyun. Diyanet’in bir ciltlik ilmihali yeterlidir. İlahiyat, medrese veya bir âlimin dizi dibinde yıllar geçirmiş olma gibi farkınız varsa size tavsiyemiz Buhari ve Müslim olur. Onları da muhakkak şerhleri ile okumalısınız. Bu iki kitap ümmetimizin ulemasının itibar ettiği, bilgisini güvenli bulduğu iki kitaptır. Bunlar da ileri seviyede ilim sahiplerine daha çok hitap ederler. Bir âlimin ders halkasında ise mükemmel bir bereket üzere okunabilirler. Bu iki kitaptan sonra İmam Malik’in Muvatta adlı eseri gelir. Ardından Ebu Davud, Nesaî, Tirmizi, İbni Mace, İbni Huzeyme, İbni Hibban, Darimi, Darekutni ve Müsned isimli eserler gelir. Bunların dışındaki hadis kitapları ilim adamları için uygundur.
Darekutnî hicri 385’te vefat etmiş büyük muhaddislerden biridir. Kitabının adı da SÜNEN olarak bilinir. Yaygın kullanımı ile SÜNEN-İ DAREKUTNÎ olarak zikredilir. Kitabı Buharî ve Müslim düzeyinde değildir. Ebu Davud gibi bir Sünen telif etmiştir. Eserinde pek çok zayıf ve mevzu hadis de bulunur. Beş bin civarında hadisin içindeki zayıf ve mevzu hadisler kitabın değerini düşürmez. Zira Darekutnî, aynı zamanda hadis literatürüne herkesten çok vakıf bir muhaddistir. Getirdiği hadisleri kitabının işleyişini oluşturan fıkıh konularına destek nitelikli ve yorum amaçlı da getirmiştir. Evet, bir Buharî veya Müslim değil ama muteber bir hadis kitabıdır.
Sorunuzu niyet açısından irdelemiyorum yani siz bunu kasıtlı soruyorsunuz demiyorum. Yalnız size cevap yazmamın amacı yarın, Rabbimin huzurunda bildiğini söylemekten imtina eden bir mümin durumuna düşmemektir, bunu izah etmem gerekiyor. Zira bu ve benzeri soruların kökeni Müslümanlar değildir. Müslümanların, Buharî'nin Sahih'i ile bir sorunları yoktur. Bizden olmayanların bizim kaynaklarımızı ele almalarının sonucu olarak Buharî tartışılabilir olmuştur. Bu sebeple ortada, “Bu sorunun kaynağı nedir?” endişesi bulunmaktadır. Ümmetimiz adına konuşmaktan başka bir yaptığı olmayanlar da bu tür bilgi enkazını karıştırmayı maharet zannetmektedirler. Sizin niyetinizi irdeleme hakkına sahip değilim. Benim kadar siz de dininizi dert ediniyorsunuzdur muhakkak. Aklınıza gelen bir soruyu sordunuz ben de cevap veriyorum. A- Buharî'nin Sahih isimli eseri, bu ümmetin Şii kökenli müminleri dışında bütün otorite ulemasının BİR NUMARA kabul ettiği bir kitaptır. İçinde “bu Resûlullah aleyhisselama ait bir sözdür” dediği hiçbir hadisin öyle olduğunda da şüphe yoktur. B- Sahih'teki bilgiler HADİSLER ve diğerleri şeklinde tasnif edilebilecek şekilde iki bölümden oluşmuştur. Buharî, Hadis olarak itimat etmediği bilgileri TALİK şeklinde kitabına kaydetmiştir. Buharî'nin kitabının asıl adı el Camiu'l Muhtasar el Müsnid es Sahih min Umuri Resûlullahı sallallahu aleyhi ve sellem ve Sünenihi ve Eyyamihi'dir. Bunun Türkçesi şöyledir: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin işleri, sünnetleri ve hayatına dair Sahih ve Senedli Muhtasar Ansiklopedi. Bu isimden anlaşılıyor ki Buharî, bir iddia ile ortaya çıkmıştır. O iddiası da şudur: Kitabındaki hadisler, senedi olan ve sahih hadislerdir. Bu kurala uymayan sözleri ise TALİK şeklinde vermiştir. Bu da onları hadis görmediğini bir tür kültürel bilgi gibi kullandığını göstermektedir. Bu şekilde bin üç yüz civarında bilgi vardır Sahih'te. C- Zina eden maymunlar bilgisi Buhari'de 3849 numara ile bulunmaktadır. Bu bilgiyi de sahabi olmayan Amr bin Meymûn'dan nakletmektedir. Bilgiyi, Amr bin Meymûn’un cahiliye dönemine ait bir hatırası olarak nakletmektedir. Hadise bu nakil şekliyle dini hüküm çıkarılacak bir kaynak niteliği kazandırmamıştır. Zira bu bilgi Zinanın Cezası gibi bir bölümde değil, İslam öncesine dair hatıraların anlatıldığı bir bölümdedir. Bu bilgiden önceki başlıklar da yine cahiliye dönemine ait konulardan seçmeleri ihtiva etmektedir. Burada bütün hadis âlimleri Buharî'nin bab yani konuları tasnif maharetine hayran olmuşlardır. Nitekim bu Zina Eden Maymunlar konusu, Buharî dışında başka bir kaynakta da geçmektedir ve orada biraz daha genişçe anlatılmıştır ama Buharî, sadece bir cahiliye hatırasını nakletmeyi kastettiği için ayrıntılı rivayeti almamıştır. Konuyu bir hüküm çıkarma anlayışıyla ele almadığı anlaşılmaktadır. Bu sonuca göre ortada Sahih'i tenkit etmeyi gerektirecek bir durum olmadığı gibi Buharî'nin ilmi ağırlığını bir kere daha izleme imkânı vardır. Ama gaye üzüm yemek değilse diyecek sözümüz yoktur. Biz bu ümmetin geçmişini takdirle ve hürmetle yâd etmek isteyenlerdeniz. Oryantalistlerin bulduklarını zannettikleri ayıplarla mutlu olmaktan Allah'a sığınırız. Rabbim yardımcımız olsun.
Biliyor musunuz, “hadislerde” diye baş gösteren bu fitnenin asıl hedefi Kur'an’ımızdır. Maazallah, bugün oyunun asıl maksadını anlayamazsak yarın gözümüze baka baka Kur'an’ımızı tenkit edeceklerdir. Zira bizim topraklarımızda bu ağzı kullananlar, hadislerde arıza buluyorlar ama dışarıdaki onların asıl nefes veren ciğerleri mesela bu sizin zikrettiğiniz meselenin “Kur’an’ın dendiği gibi eksiksiz bir kitap olmadığını” söylemektedirler. Bunun adı fitnedir yani mü'minin imanını can damarından arızalı duruma getirme fitnesi… Elbette sizin gibi konuyu dışarıdan izlemek durumunda olan kardeşlerimizin, oyunu anlamaları kolay değildir. Şeytanın hilesine dayanacak iman dileriz Allah’tan. Size meseleyi izah etmeden önce şu sorunun cevabını bulmamızın ortadaki açık ve gizli kinin nedenini bilmemize katkısı olacaktır: Bütün bu tartışmaların bugünkü Müslüman topluma ne yararı olacaktır? Hangi açığımız kapanacak, hangi sorunumuz çözülecek bu tartışmalarla? Bin dört yüz yıldan beri “tam ve eksiksiz” bilinen Kur'an’ımız, hayat tarzımız olduğuna iman ettiğimiz hadisler irdelenince ne elde edeceğiz? Bizim bir kazancımızın olmayacağı bellidir; ya bu ümmetin düşmanlarının kazancı kimin adına olacak? Bu soruyu derin bir düşünce ile düşünmemiz gerekiyor. Rabbim yardımcımız olsun. Meseleye gelince, bir kere o hadis Buharî ve Müslim hadisi değildir. Aslı Buharî ve Müslim’de de bulunan ama İbni Mace’nin rivayet ettiği zayıf bir hadistir. Hadis literatürü açısından muteber bir hadis değildir. Dinimizi karıştırmak isteyenler, biraz oradan biraz buradan bir sentez yaparak; İbni Mace’den yama yaparak Buharî’yi vurmaya çalışmaktadırlar. Buharî vurulunca da Kur'an’ımızın izahı niteliğindeki hadisler sarsılacak, hadisler sarsıldı mı da kim mutlu olacak, bilemiyorum, bilmek de istemiyorum. Esasen mesele, usul ilminde NESH denen meseledir. Bir ayetin uygulaması kalmış Kur'an’daki okunuşu kaldırılmıştır. Konu budur. Yoksa Ömer radıyallahu anh gibi bir mü'minin yüzlerce Kur'an hafızı âlim sahabinin gözüne baka baka “ben Kur'an’a âyet ilave etmek istiyorum” diyecek! Hem de Ömer! Buna o zamanın münafıkları bile inanmazdı her hâlde. Buharî bu olayı kitabında üç yerde HADİS olarak zikretmektedir. Üçünde de böyle bir kayıt yoktur. Bir başka yerde de hadis demediği, bir kültür gibi naklettiği yerde (buna onun kitabında ta’lik denmektedir) bu ilave bilgiyi de vermektedir. Buharî okumayı bilmeyenlerin ondaki hadislerle ta’likleri tefrik edemeyecek kadar onu bilemez oldukları anlaşılmaktadır. Dert ne Buharî’dir ne de Ömer. Dert bize dinimizi kabullenilemez bir sorun yumağı olarak lanse etmektir. Demek ki bu zamanda böyle imtihanda olmak da varmış. Gelin siz dininizi, sevdirenlerinden öğrenin. Şüpheler ihdas edenlerinden ise uzak durun. Dualar eder dualarınızı beklerim.
Selamünaleyküm. Sevgili Kardeşim, söyle zannetmeyiniz: 1- Her konu ile alakalı bir hadis var. 2- O hadisi bulan imam, onunla amel etmiş. 3- O hadisi bulamayan imam da kendine göre bir görüş icat etmiş.4- Sonra kitaplar basılınca, hadisleri kayboldukları yerden biz bulmuşuz ve amel etmişiz. Elbette böyle düşünmüyorsunuzdur ama bu sonuca götüren bir mantığı yansıtıyor 'hadisi bulup onunla amel etme' idraki.Meselenin aslı ise şöyledir: 1- Neyi nasıl yapacağımıza dair kuralımız, önce Kur'an'a bakmaktır. Kur'an'da bir bilgi varsa ve o bilgi açıkça anlaşılıyorsa hemen onunla amel ederiz.2- Kur'an'da bulunmuyorsa ya da Kur'an'daki net anlaşılmıyor ise hadise bakarız. Hadis bize yol gösteriyorsa ve açık anlaşılıyorsa yine tereddüt etmeden ona yöneliriz. Böylece meselede kalmaz. 3- Kur'an'da ve hadiste aradığımız yoksa ashabı kiram başta olmak üzere ulemanın icmaını ararız. Bu ümmet bir hususta icma etmiş ise onunla hemen amel ederiz. 4- İcma da yoksa müçtehit birinin içtihadına başvururuz. O bizim için yön verici olur. Bizim için bilgi kaynağı tasnifinin bu şekilde olduğunu zaten bilmektesiniz. Asıl tıkanılan mesele, ilk girişte işaret ettiğimiz, fukahanın adeta beğene beğene hadis seçtikleri imasını veren düşüncedir. Bu nedenle de bilmemiz gerekiyor ki: a- Fukahanın farklı düşünmek zorunda kaldığı meselelerde büyük oranda birden fazla hadis vardır ve o hadisler farklılık göstermektedir. Hadislerin kendi içinde farklı hükümlere işaret etmesi ve bazılarındaki ifadelerin yorumsuz anlaşılamaz nitelikte olması, imamların o hadislerle ilgili farklı hükümler belirtme nedenidir. Anlaşılan odur ki Allah Teâlâ, dininin bu şekilde yaşanmasını murat etmiştir. b- Bu durumu, uygun bulmayıp, sorunsuz bir fıkıh, ilim sergilemek isteyenler için 'niyetlerinin kötü olduğunu' iddia etmemiz abes olur. Kalpler Allah'a açıktır sadece. Ne var ki, 'İmamlar çıksın biz gelelimden başka bir neticeye de ulaşılması mümkün değildir. Bir müçtehidin peşinden gitmekten başka, sizi kalbinizin rahat edeceği bir noktaya götürebilecek yol yoktur. Allah Teâlâ, razı olacağı amellere hepimizi muvaffak kılsın. Dua eder, duanızı bekleriz.
Her mü'min bilir ki Allah’ın vahyi bir Kur'an şeklinde bir de Kur'an’ı tefsir eden sünnet şeklinde elimizdedir. İlk gününden bu zamana kadar Allah’a ve ahiret gününe iman eden her mü'min böyle inanmıştır. Bu asırda kâfirlerin sinsi planlarına takılan bazı gaflet Ehl-i sünnet’i bir tarih birikimi gibi görmeye başlamışlardır. Daha da garip olan durum, bu fitneyi “Kur'an’a hizmet, onu yüceltmek” gibi bir maske ile yapıyor olmalarıdır. Bu bir savaştır. Bu savaşta gafil yakalanan her mü'min için imanını tehlikeye atmak söz konusudur. Allah muhafaza buyursun. Kimin bilerek bunu yaptığını kimin anlamadan yakalandığını bilemeyiz ama şunu biliriz: Peygamber aleyhisselamın sünnetine dil uzatmak ona dil uzatmaktır. O günden bugüne mü'min olarak sünnete sarılıp yaşayan milyarlarca Müslüman’ı saf, aldanmış, kendilerini akıllı görmektir. Meseleyi bir savaş meselesi olarak görmelisiniz. Hadis âlimlerinin siyasetçilerden etkilendiklerine dair dedikodunun yüzde bir bile ihtimali olmayan bir dedikodu olduğuna tarih şahittir. Bunu söyleyenin tarih bilgisi hiç yok demektir ya da yalancıdır. Hadislerin toplanması, okutulması, kitaplaştırılması saraylardan tamamen uzak mekânlarda gerçekleşmiştir. Özellikle hadis âlimleri saraylardan uzak yaşamayı bir iman meselesi olarak görmüşlerdir. Hadisin en büyük imamı olan Buharî, sarayda kitabını tanıtmayı ve okumayı reddettiği için yaşadığı şehirden sürülmüş ve hicret yolunda ölmüştür. Buharî gibi bir âlimin “hadis sarayda değil camide okutulur” mantıklı tavrı bir destan. Bunun bir benzerini hatta daha da kapsamlısını yine ilk hadis imamlarından olan Ahmed bin Hanbel’de görebiliriz. Ne gariptir ki, bugün aynı fitneyi yürütenler hadis ehlini saraylardan uzak yaşamayı tercih ettikleri için “radikal, uç adamlar…” gibi vasıflarla anmaktadırlar. Gerçek odur ki, hadis âlimleri bu ümmetin en zahidleri, lüksten en uzak duranlarıdırlar. Allah onlardan razı olsun. Ömürlerini değil saraylarda kendi evlerinde bile geçirmemiş kimselerdir onlar. Diyelim ki, Emevi veya Abbasi halifeleri hadis âlimlerine müdahale ettiler ve hadis uydurttular. Siyaset ve sarayla ilgili bütün hadis kitaplarında kaç hadis vardır ki? Yöneticinin lehine bir tavır oluşturmaya destek olacak hadis sayısı kaçtır ve bütün hadislerin ne kadarıdır onlar. Binde bir bile denmesi mümkün değildir. Siyasetle bağlantılı konuların hadislerini etki ile yazdıklarını var sayalım, gerisine neden hürmet etmiyorlar? Demek ki meselenin aslı başka bir dosyada gizlidir. Bu bir projedir. Ümmetimizi içinden parçalama, dinimizi köklerinden çürütme projesidir. Böyle bakalım, buna göre tedbir alalım. O tür bir ders halkasında bulunmaktansa evde çocuklarla oyun oynamak daha isabetlidir biiznillah.
buhari konusundaki diğer fetvalar
Ramazan gününde bilerek oruç bozmanın iki ay keffaret orucu ile cezalandırılması Buharî ve Müslim’in rivayet ettiği bir hadise dayanmaktadır. Bilerek oruç bozan iki ay (altmış gün) ara vermeden oruç tutar.
Hadisler sadece belirttiğiniz kitaplarda bulunmuyor. Başka kitaplarda da sahih hadisler vardır. Kitabı, kapağının rengine göre beğenme gibi bir durum olur bu.
Bu hadis Buharî’de (3348) ve Müslim’de (222) olan bir hadistir. Dolayısıyla bu sözü Ebu Said el-Hudri’nin Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden duyduğunda bir tereddüdümüz yoktur. Yalnız bu tür, ahiret âlemine ait bilgilerin bugünkü rakamların dünyasına yüzde yüz uyarlanabilmesinin bizi doğru bir anlayışa götürmeyebileceğini bilmemiz gerekir. Durumun vahametini anlatmak için söylenmiş olabileceği de muhtemeldir. İlk insandan son insana kadarki insan grafiğini her şeyden önce bilmekten mahrumuz. Bunun gibi pek çok karanlık noktayı toptan ifade eden bir sözü, filan yıla ait bir örnek gibi anlayamayız. Durum gayet ağır bir durumdur. Bunu anlamamız ve imanımızın kıymetini bilip korumamız üzerimize düşen asıl görevdir. Bu oluşmadıktan sonra gerisi bizi sadece karanlığa iter. Allah Teâlâ yardımcımız olsun, imanımızı muhafaza etmeye bizi muvaffak kılsın.
Evet, böyle bir bilgi hadis bilgisi olarak vardır. Buharî’de 2925; Müslim’de 2921 no.da örnek olarak görülebilir. Bu bilgi, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin mucizelerinden biridir. O gün taşlar bile Yahudileri ihbar edecektir biiznillah.
Bu sözün aslı bir hadistir. Hadis şöyledir: “Kim hacceder ve haccı esnasında cinsel ilişki yapmazsa, fasıklık sayılacak günahları da işlemezse o, annesinden doğduğu gün gibi döner.” Hadis, Buharî ve Müslim’de geçmektedir. Anlamı gayet açıktır: Hac insanın geçmiş günahlarını temizlemekte ve onu annesinden doğduğu gün gibi tertemiz yapmaktadır. Yalnız bu affa kul hakları dâhil değildir.
Aşağıdaki duaları ve tercümelerini istediğiniz zaman okuyabilirsiniz. Sahih hadislerden alınmış bu dualar her zaman için ve büyük idealler için okuyabilirsiniz. Rabbim kabul buyursun. Dualara Ulaşmak İçin Tıklayınız.. Duaların Tercümelerine Ulaşmak İçin Tıklayınız..