Fetva Meclisi
Soru
Hocam bize fıkıh okumaları yapan bir hoca efendi “bu fetva Hanefi fukahasına göre gariptir.” şeklinde bir cümle kullandı. Bu ne anlama geliyor diye ona da soramadım. Ne demektir garip fetva?
Cevap
Benzer fetvalar
Bütün mezheplerin kendi içinde de görüş farklılıkları vardır. Bir meselenin daha iyi çözülmesi için içtihat kabiliyeti olanlar içtihat etmişlerdir. Hanefi mezhebi de böyledir. Yalnız Hanefi mezhebinin bu farklı görüşlerini kopyalayıp, tercih edilmesi gerekeni tespit eden kitaplar vardır. O kitaplardan öğrenildiğinde meseleler, tercih edilen görüşler öğrenilmiş olur. İBNİABİDİN isimli meşhur eser böyle bir eserdir.
İşlerimiz MASLAHAT veya MEFSEDET olmak üzere iki çeşittir. İyi ve kötü bu anlamı yansıtıyor. Başka bir ifade ile faydalı ve faydasız da denebilir. Fetva verilirken de maslahat neyi gerektiriyorsa ona göre fetva verilir. Bazı durumlarda fetva veren müftü maslahat ile mefsedeti dengeleyemeyebilir. Şöyle örneklendirebiliriz sizin için: İkisi de maslahat yani Müslüman için uygun olan bir şeyin birini alıp diğerini bırakmak gerekebilir. Bu durumda daha üstün ve uygun olanı tercih edilir. Fetva da ona göre verilir. Farz ve nafilenin bir araya gelmesi, farzı ayın ile farzı kifayenin bir araya gelmesi böyledir. Aileye yapılacak harcama ile farzı ayın olmayan cihada yapılacak harcama böyledir. Bir başka durumda iki kötüden biri alınmak zorunda kalınır, alternatif yoktur. Bu durumda da kötülüğü daha az olan tercih edilir. Fetva ona göre verilir. Hicret etmeye mecbur kalmış bir kadının beraberinde mahremi olmadan hicret yolculuğuna çıkması bunun örneği olarak alınabilir. Farklı bir örnek de iyi ile kötü arasında bir tercih yapmanın mümkün olmadığı yani farklı tutulamayacakları durum oluşur. İyi olanı yapsan da kötü olanın içinde olman gerekir gibi bir durumdur bu. Kötüyü terk ederken iyi de bırakılmış olabilir. Meşhur bir örnek olarak ölmemek için domuz etinden yemek gibi bir durum anlaşılabilir. Görülüyor ki fetva verilirken bir dengeleme yapılmaya çalışılmaktadır. Buna fıkıh dilinde MUVAZENE adı verilir. Mesela haram dediğimizde tek bir kavramı konuşuyoruz ama haramlar arasında da bir sıralama ve ağırlık farklılığı bulunmaktadır. İnsan öldürmek de haramdır insanın malını çalmak da. İkisi arasında ağırlık farkı vardır. Fetva verilecekken de bu farklılık gözetilir. Şüphesiz böyle bir tercih asla keyfi isteklere, beklentilere göre yapılmıyor. Neyin nerede nasıl tercih edileceği fıkıh âlimlerinin üzerinde yıllarca ilim tahsili yaparak öğrendikleri bir branştır.
Delillere bakarak hüküm verebilmek için mezhebin usulünü (usulü fıkıh) iyi bilmek, o konuyla ilgili tüm delilleri incelemek ve deliller arası tercih yapabilme kabiliyeti gerektirir. Yoksa bir/birkaç rivayet üzerinde mezhepleri karşılaştırarak tercihte bulunmaya kalkmak cahil cesaretidir. Allah'tan korkun, bağlı olduğunuz mezhebin gereklerini yerine getirin. Yalnız bir konuda çıkmaza düşer veya fetva sorduğunuz "ilim ehli hocanız" sizin durumunuzu değerlendirerek farklı bir mezhebi uygulama konusunda tavsiyesi olursa onu dikkate alınız. Yani kör taklitçi de olmayın. Özetle sorunuz paralelinde Hanefi mezhebinin uygulamalarını esas alarak amel ediniz.
Önce şunu bilelim: Kadının eşine söylemiş olduğu 'sen de benden boş ol..' şeklindeki bir sözün ilmi bir değeri yoktur. Önemli olan erkeğin ne dediğidir. İkinci olarak da şunu bilmemizde fayda vardır: Boşamaya dair sorulan soruların önemli bir kısmında sorunun öncesi ve sonrası, soru tarzı umulan cevaba göre yönlendirilerek sorulmaktadır. Bunun için büyük bir risk taşıyan, uhrevi mesuliyeti çok ağır olan böyle bir konuda tarafların aynı anda bir arada bulunup yüz yüze sormalarını tavsiye ederiz. Eğer bu boşamayı yapan erkek, aynı ay içinde tekrar eşine dönmüşse inşaallah bir talak hakkını kullanmış durumdadır. Bu Hanefi mezhebine göre yaygın fetva değildir ama şu anda müftülükler bu fetvayı kullanmaktadırlar. Ama yine de fetva için yüz yüze sorulmasını tavsiye ederim. İstanbul Müftülüğü'nün bu konulara bakan bir birimi var, oraya yönelebilirler. Allah'a emanet olunuz.
İslam dininin günlük hayatı tanzim eden kurallarına FIKIH adı verilir. Fıkıh, takdir edilebileceği gibi büyük bir ilim dalının adı olmaktadır. Normal bir fıkıh ilmi, ancak 2000-3000 sayfaya sığdırılabilecek kadar geniştir. Bu denli geniş bir ilimden mesela namazda burnu kanayanın ne yapacağına dair küçük bir bölümü çıkarmak bir ehliyeti gerektirmektedir. Bunun için bu işi yapabilecek kadar uzmanlığı olanlara ihtiyaç hissedilmiştir. Bunu yapanlara da FETVA EHLİ anlamında MÜFTİ denmektedir. Aslında fetva, önceden yazılıp çizilmişleri ihtiyacı olana ulaştırmaktır. Bizim burada yaptığımız ise bu bile değildir. Biz, bunu yapanların yani ulemanın sekreterliğini yapmış oluyoruz. Yoksa fetva, başlı başına büyük bir ilim gerektirmektedir.
Selamünaleyküm. Mezhepler arasındaki farklılıklar, mezhep imamlarının kişisel tercihlerinden kaynaklanmaz. Onlara intikal eden bilgilerin farklılığı bu ihtilafın temel nedenidir. Meseleye böyle bakmalıyız. Verdiğiniz örnekte de durum aynıdır. Onlara intikal eden bilgideki farklılık bu duruma neden olmuştur.
batıl konusundaki diğer fetvalar
Bıyıkların dudaklardan aşağı doğru uzayan bölümü yaşanılan toplumda bir batılı ve batıl taraftarlarını temsil eden sembol niteliği taşımıyorsa salınabilir. Hanefi fukahasından bazıları uzatılmamasını müstahab görmüştür.
Aklınızı koruyun. Bilimi takip edin. Allah’a güvenin. Seviyenizin hurafe seviyesi olmasından korkun.
Buna din açısından müspet bir cevap bulmak mümkün değildir. Faydası olmayacağı kesindir ama zararı hakkında bir şey söyleyemeyeceğim.
Kuru kemiğin faydası ile alakalı bir dini malumatımız yoktur. Gelenek ve örf ile alakalı olmalıdır.
Bu ümmetin büyükleri yani SELEFİSALİHİN’i üzerinden ele alındığında imanlarının şu noktalar üzerinden büyük kaldığı anlaşılacaktır: Batılı ve küfrü tamamen sıfırlayarak imana girdiler. Bir kap olarak tertemiz yaptıkları kalplerine kelimeyi tevhidi yerleştirdiler. Böyle olunca da pürüzsüz bir iman sahibi olma yolu onlara açılmış oldu. Allah’ın emirleri ve Peygamber aleyhisselamın tavsiyeleri asla tartışmadıkları ve yüzde yüz itaat ettikleri konular oldu. İman mücadelesinin kolay olmayacağını, zor bir yol kat edeceklerini bildiler. Sabır ve sebat için ellerinden geleni yaptılar. Allah’ın vaat ettiği cennet ve sevap konusunda hiçbir tereddütleri olmadı. Cenneti adeta gözlerinin önünde gördüler, cehennemi paçalarını tutuşturacak kadar yakınlarında bildiler. Tembellik ve hantallıkla karşılaştıklarında yıkılmadılar, düştükleri yerden kalkmak olarak tarif edilebilecek bir yenilenme ve tazelenme içinde oldular. Tevbeyi ve istiğfarı parola edindiler. Bitmez tükenmez dualarla Allah’a yöneldiler. Duanın onlara her kapıyı açacağını bildiler.
Hiçbiri yoktur. Müslüman’ın bunlarla ilgilenecek aklı ve vakti de yoktur. Olmamalıdır.