Fetva Meclisi
Soru
Hocam kalbimin sekinet bulması için zikir derslerine katılmak istiyorum. Bazı arkadaşlarımın tarikat dersleri var. Ben tarikata karşı değilim ama bazı şeyleri beni rahatsız ediyor. Böyle kendi halinde bir mürşidim olsa kalbimin yolculuğunu ona emanet etmek istiyorum ama nerden başlayacağımı bilmiyorum. Böyle bir zat nerde vardır, kimden ders alabilirim?
Cevap
Benzer fetvalar
Bir tarikata intisap etmek dinin emirlerinden değildir. Dinin emri onu yaşamaktır. Bu yaşama emri bir noktada tarikattan başka bir yolla mümkün olmuyorsa ve tarikatta münkerattan bir şey yoksa tarikata girilebilir. Kalbe huzur veren bölümü alınır, gerisi alınmayabilir. Tamamını almak ve uygulamak diye bir şey yoktur. Ve özellikle iyi bir mü'min olma sürecinizi birkaç ay sürecek bir kamp gibi görmeyin. Filan noktaya gelmeniz yılları bulabilir. Siz sürekli gayret içinde olacaksınız. Allah Teâlâ ne zaman neyi nasip ederse size o zaman da onu hissedeceksiniz. Sabır ve teenni ile yol almaya devam edin. Acele etmeyin. Kimseyi ve hiçbir kurumu İslam zannetmeyin. Hepimiz ve herkes İslam’ı yaşama gayreti için varız. Allah Teâlâ yardımcımız olsun.
Allah Teâlâ sizi muvaffak kılsın. Bir tarikata intisaplı iseniz orayı iyi değerlendirin. Bizim tarikat gibi bir çalışmamız yoktur. Sadece dinlediğiniz dersleri yapıyoruz, yapabileceğimiz de o kadardır. Dua ediniz.
Allah'ın bize farz kıldığı ibadetleri nasıl ve ne kadar emretti ise eksiksiz yapmaya mecburuz. Bunun haricindeki nafile ibadetlerden yapabildiğimiz kadarını yaparız. Bu bir fazilet yarışıdır. Bin yapan olur beş yapan olur. Hepimiz farklı işlerle de olsa nafile yoğunluğuna sahip olmak isteriz ama kabiliyetlerimiz, fırsatlarımız aynı olmayabilir. Size verilen tarikat görevine de böyle bakın. Neticede onu o şekilde yapmayı emreden bir ayet yoktur. Size en güzel hedef gösterilmiştir, yapabildiğiniz kadarını yapın gerisini zihin karışıklığına sebep yapmayın. Allah yardımcınız olsun.
“Tarikattan başka yol olmayacağını” söylemek cahilliktir. “Tarikat daha iyidir” sözü ise kabul edilebilir. Dünyalığı öne çıkarmayan, dergisini sattırmayan, insanların malını konuşmayan, derdi zikrullah olan ve on sene öncesi ile on sene sonrasında aynı mal varlığına sahip olan, mü'minlerin arasına fırkalaşmayı sokmayan, şeriatın önüne hiçbir şeyi geçirmeyen, herkese okuduğu ve amel ettiği Kur'an kadar değer veren, sünnet düşkünü, fıkıh ve ilmihali tarikatından önce tutan bir şeyhin nezaretinde tarikat erbabı olmak mübarek bir iştir. Belirttiğiniz konular ise işin esası değildir. Esas olan zikrullahtır, salih ameller yapabilmektir. Bunlar ise din ve ümmet derdi olmayanların dertleridir.
Selamünaleyküm. Bu hususta size isim vermem mümkün değildir. Şunu söyleyebilirim: Siz, bir mürşit arayışı içinde değilseniz böyle bir zorunluluk yoktur. Zorunlu olan sizin, Allah korkusu ve cennet umudu ile yaşamanızdır. Bunu yapıyorsanız sizin mürşidiniz var demektir. Gereksiz arayış içine girmeyin. Bir ders halkasına katılın, o halkada sizi tatmin edecek şeyleri buluyorsanız mesele tamam demektir. Allah'a emanet olunuz.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabından başka sorunsuz bir bağlılık olmaz. Siz büyük ihtimalle bid'atlerin karıştığı bir beraberlik içinde bulunmuşsunuz. Mü'min, kalbinin rahat etmediği yerde duramaz/durmamalıdır. Önemli olan sizin, Allah Teala'nın rızasını yakalamanızdır. Ne tarikat ne de başka bir şey asıl olan değildir. Allah'ın emirlerini yerine getirin, yasaklarından kaçının; Müslümanlık odur. Camiyi terk etmeyin, muhakkak cemaatle namaz kılın. Bir ilmihal dersi izleyin. Ailenize sahip çıkın, çocuklarınızı sokağa terk etmeyin. Evliliğinizin kıymetini bilin. Müminlerin arasında ayrım yapmayın. İman eden herkesi sevin sayın. Kâfirlere direk veya dolaylı bir desteğiniz olmasın. İşte İslam, işte iman!
ders konusundaki diğer fetvalar
Eşiniz, çizgisini aşıyor olabilir ama sizin de her akşam sohbete gitmeniz yeni evli biri olarak uygun olmayabilir. En verimli olanını seçin ve haftada bir gün ona gidin. Zamanla bunu ikiye çıkarırsınız. Eşinizi sanki ilminize mani biri gibi karşınıza almanız yanlış olur. O da zaman içerisinde sohbetlere başlar ve sizin ne yaptığınızı takdir eder inşaallah.
Allah sizden razı olsun. Pek iyi ettiniz yazmakla. Yazınızdan ve uyarınızdan istifade ettiğimi söylemeliyim. Kendimce not aldım. Yalnız bir noktaya itirazım var, lütfen onu da siz kabul ediniz: Yaptığım tıpla alakalı derslerin başlığı “Müslümanca Bakış” olarak konmuştur. Dersleri iyi dinlediyseniz bir bütün olarak orada doktorların mesleklerini put edinmelerine karşı kulluk görevlerinden biri olarak değerlendirmeleri uyarısı vardır. Görsel ve yazılı notlarımda defalarca “tıp ve tıbbın alt tabakaları” şeklinde bir ifadeyi kullanmışımdır. Sizin ifadeniz Tıp=Eczacılık sonucuna geliyorsa bunu bu dünyada kimseye kabul ettiremezsiniz. Hayır, eczacılık, tıbbın vazgeçilmezidir demek istiyorsanız tamamen haklısınız. Bu noktaya itirazımı biliniz, gerisinde müttefikiz. Zannedersem siz, eczacılığın genel sıkıntılarını bana boşalarak giderme yolunu seçtiniz. Bir başka husus olarak da şunu biliniz: Eczacılığı, ilaç satmak olarak görüyor ve bu savunmayı onun için yaptı iseniz burada müttefik olamayız; ilaç üreten laboratuvardaki eczacı tıbbın iki numarası olur. İlaç satan için bunları söylediyseniz herhalde bebekler için mamaların satıldığı marketler, insanlara peynir üreten çiftlikler eczanelerden daha değerlidir. Öyle veya böyle uyarınızdan memnun oldum, teşekkür ederim size. Vaktiniz olur ziyarete gelebilirseniz bir gün, bunları daha geniş değerlendirebiliriz. Allah’a emanet olunuz.
Öğretmen yaptığı iş karşılığında ücret alan biridir. Aldığı ücret dakikalarla hesaplanan bir ders verme karşılığıdır. Bir telefon görüşmesi iki sakınca doğurur: Mesela kırk dakikalık dersin iki dakikasını telefonla tükettiğinde ortada maddi bir hak yani ücretin hak edilmemesi doğar. Öğrencilerin ve kendisinin dikkati dağılır. Yeni bir toparlanma olsa da adı üstünde dikkat dağılması vardır. Bu da verdiği dersin kalitesinin düşmesidir. Her iki durumda da ortada kul hakkı ve görev ihlali vardır. Olağanüstü bir durum olmadıkça öğretmen derste telefonla meşgul olmakla hata etmiş olur.
Bir insanın görüntüsü veya sesi ondan izin alınmadan kaydedilemez. Özellikle izin vereceği biliniyor yani genel olarak bunda sakınca olmayacağı anlayışı yaygın ise bir sakıncası olmaz. Bunun dışında kimsenin sesi veya görüntüsü kaydedilemez. Bu bir kul hakkıdır. Bunun ders olması veya muhabbet olması bu hakikati değiştirmez. Sesi izinsiz kaydetmek emanete hıyanettir. Kaydı bir başkasına vermek ise hıyanete ilavedir. Hıyanet ise haramdır.
Zorunlu olanı dışında müzikle ilgilenmek hatadır. Müzikten uzak durmalısınız. Dinimiz insanı, boş efkâra sürükleyen, ibadetten alıkoyan, insan için gerekli insanî işlerden meşgul eden, şehveti kışkırtan ve benzeri boş işlere iten müziği caiz görmemiştir.
Bak güzel kardeşciğim benim, Sakızla ekmek arasındaki farkı düşünebilir misin? Sakız ve ekmek. Hatta bir dilim ekmek ve sakız! Ekmek bir kere dişlendiğinde midede gıda olur, hayat olur. Sakız ise binlerce kere çiğnense de çeneye meşakkatten başka bir şey getirmez. Dinle alakalı konular da böyledir. Sakız gibi çiğnenen sözler, sorular ve konular çenenize yük getirir. İbadetinizi artıracak, ihlasınızı güçlendirecek, ümmetinize hayrınızı ulaştıracak konularla uğraşın. Yazık etmeyin vaktinize. Çürütmeyin emellerimizi. Allah Teâlâ sizi korusun, ömrünüze ve çalışmanıza bereket versin güzel kardeşciğim benim.