Fetva Meclisi
Soru
Üniversitede hocalarımız derslerde Allah’ın hoş görmediği bazı şeyleri hoş gösteriyorlar. Haram olan bir şeyi yapmamızı öneriyorlar. Bu durum karşısında tepki vermeli miyiz? Vermezsek vebal altında kalır mıyız? Asiye olmak için tepki vermek mi gerekir?
Cevap
Benzer fetvalar
Evet, bu sorun size mahsus bir sorun değildir. Kitleler bazında sahiplenilmiş bir din davasından ne yazık ki her alanda yoksunuz. Bu da gösteriyor ki Rabbimiz bizi, bulunduğumuz alanlarda tek başına bir ümmet gibi görmek istiyor. Kimse yoksa sen varsın ya! Peygamberlerin ve onların izinden gidenlerin kaderi budur. Ne mutlu size ki bu yalnızlığı dert edinmemeye hazırsınız. Kalabalıkları beklemeyin, kendinizi dik tutarak tek başına bir ümmet olmaya çalışın. Yüreğiniz dininizi ve bütün insanlığı kuşatacak çapta olsun. Yalnızlıktan yılmayın. Mahzun olmayın. Şeytanın size yapabileceği baskılardan biri budur; kimse yok diyecektir size. Melekler var ve sizin büyük yüreğiniz var Allah’ın izni ile. İmanınızı her an çalınabilecek bir mücevher gibi koruyun. Şüpheler ve tereddütler ortamına bulaşmamaya çalışın. Size yenilik ve atılım gibi gösterilebilecek ama imanınızı sarsacak ortamlardan, fikirlerden uzak durun. Haramlardan kaçının, haram şüphesinden bile uzak durun. Namaz başta olmak üzere ibadetlerinize ciddiyetle sarılın. Kur'an okuyun. Mü'min kardeşliği korumayı imanınızın gereği olarak bilin. Bulunduğunuz ortamın doğal İslam davetçisi olarak yaşayın. Kalbinizin Allah ile bağlantısını güçlü tuttuğunuz sürece de işte siz, insanlık oldunuz ümmet oldunuz tek başınıza. İlgilenmeyin gerisi ile o zaman. Allah yardımcınız olsun, yolunuz mübarek olsun.
Birincil gayeniz kendinizi korumak ve o ortamlarda erimemek olsun. Siz sağlam kalırsanız o kalışınız biiznillah ümmetinize hayır getirir. Bunun ötesinde de şeriatımızın temel haramlarını gözeterek yaşamayı ilke edinin. Erkeklerin bulunduğu bir ortamda da zorunlu bir durumda ders verebilirsiniz mesela. Bu dersinize çıkarken sizi izleyecek erkeklerin gözüne cazip gelmeyecek bir kıyafetle çıkarsınız ve adeta sokakta yürür gibi olan kıyafetinizle bunu yaparsınız ve sorun olmaz. Bu da şüphesiz birincil göreviniz olması gereken kendinizi koruma ciddiyetinizle sağlanabilir. Devam edin ve çalışın. Onların fikirlerinden korkmayın, muhtemel kendi gevşekliğinizden korkun. Allah yardımcınız olsun.
Siz ahlakınızdan taviz vermeyin. İnsanlarla iyi geçinin. Ama insanları zorlamayın. Farz denecek konularda ve haramlar konusunda bu titizliğinizi koruyun ama diğer ayrıntı konularda abartıya kaçmayın ve insanların sizin gibi olmasını beklemeyin. Yoksa onları kendinizden soğutursunuz. Allah hepinize afiyet versin.
Siz olayı kendi zaviyenizden değerlendirdiğiniz için haklı duruyorsunuz. Eğer sadece siz sözkonusu iseniz ben de size katılıyorum. Hatta şehre bile inmeyin, köylerde yaşayın. Ama biz, sadece bizim için yaşamıyoruz. Eğer dinimiz, bizim çalışmamızla veya bir dağda boşu boşuna durmamızla bile kazanan taraf olacaksa çaresiz dinimiz için olanı yapacağız; oturamayız, uyuyamayız. Olaya sizin veya ailenizin gözüyle bakmamaya çalışın. Bir Müslüman olarak görmeniz daha doğru olur. Elbette bu süreçte hak için başlayıp batıl için yol almamaya da özen göstereceğiz. Gayretlerinizin artmasını temenni ediyorum. Allah’a emanet olunuz.
Bir talebe olarak yapabileceğiniz bununla sınırlı olabilir. Şunu unutmayacaksın: Senin mümin bir genç olarak vazifen dünyayı düzeltmek değildir. Vazifen gafil olmamak ve yapabileceğini yapmaktır. Sonuçlar Allah’ın takdirindedir. Sen kimsenin kalbine hükmedemezsin. Ama bütün kalplere sesini duyurmak için çırpınırsın. Bütün asırlarda bütün müminlerin kaderi böyle olmuştur. Belki bir adım ilerisi olarak senin bu hassasiyetini paylaşan bir sivil toplum çalışmasına katılırsın, katılmışları desteklersin. Bu kadar, gerisini Allah’a bırak. Uygulaman güzel, öyle devam et ve moralini bozma sakın. Sen ibadet yapıyor gibi yap, sonucu Allah’a sal.
Yaratıldığımız ülkeyi de biz seçmedik, ne yapacağız şimdi? Bu dünyada elindeki nimetlerden birini, ben bunu hak etmemiştim diyerek tepen var mı? Tuzak ve seviyesiz bir soru bu. İslam'ı seçtik veya seçmedik, Allah'a hamdolsun onunla şereflendik. Şerefimizi niye yitirelim ki? Şeytanın tuzaklarına karşı dikkatli olmalıyız. Tartışmayın, uzak durun.
din konusundaki diğer fetvalar
Böyle bir bilgim ve o bilgiye merakım yoktur.
Evlenmekle dinin yarısının korunmaya daha yakın olduğunu beyan eden hadisler vardır. Bu hadisler evlenmenin ya da evlenmekle insanın kazanımlarının dinde ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu göstermektedir.
Ortada bir İNCİL yoktur. İncil olması muhtemel ve muharref bir birikim vardır. Dolayısıyla böyle bir muharref kitabı Allah’ın Kitabı gibi okumak ise mesele bunu, iman açısından tehlikeli buluruz. Hayır, bir kültür nitelikli okuma ise gereksiz buluruz. Müslüman vaktini Kur'an’a ve gerekli ilimlere ayırmalıdır. İlmi ihtiyacı hallolduktan sonra kültüre yönelebilir.
Konuyu sadece YÜZÜN GÖRÜLMESİ şeklinde ele almak isabetli olmaz. Evet, kadının yüzünün kamuya açık durumda olması mahremiyet açısından sıkıntılıdır. Bir de kontrolsüz veya kontrolü imkânsız denebilecek bir alanda Müslüman kadının kendisini salmasının ne kazandırıp ne kaybettireceğine de bakmak gerekiyor. Çağımızın bir silahı olarak bu tür mecralar önemli ve gereklidir ama doğrusu benim kalbim zararı ile kârını tartarken kârını zararının mini bir parçası gibi görmektedir. Belki o durumdaki bir bacımız belli hizmetler edebilir ama ışık vermek için kendisi eriyen fitil durumunda olduktan sonra değer mi? Buna her nefis kendisi karar vermelidir. Herkes “dinimize hizmet etmek” başlığının içini doldurmaya çalışıyor ama en büyük hizmetimizin kendimizi temiz ve ihlaslı yaşatmak olacağı biraz unutuluyor gibi bir durum var. Birilerinden önce kendimizi ihya etmemiz şarttır. Allah yardımcımız olsun.
Haccac bin Yusuf es-Sakafî Irak valisi olarak Emevi döneminde öne çıkmış bir isimdir. İmam Zehebî onu zikrederken, “zalim, pis, kan emici…” gibi vasıflarla zikreder. Dili iyi bilen, cesur, atılımcı biri idi. Yirmi yıl kadar icra ettiği valilik yılları kan ve zulümle doludur. Ne yazık ki bugün onu değerlendirirken “kâfir” diye kesip atamayacağımız iki önemli çizgisi vardır. Birincisi cinayetleri ve habasetlerine rağmen dinden çıktığını gösteren bir delil yoktur. Zalim deriz ama kâfir demekten ürkeriz. İkincisi de o zulümlerin yanında büyük hizmetler de icra etmiştir. Döneminde büyük toprak parçaları İslam ile şereflendi. Allah’a havale edip ibret almak en doğrusu olur zannederiz.
Elbette bilgisi ve kültürü, dış görüntüsü, ihlası gibi bilinmesi gereken başlıkları ele almadan EN TEMEL HEDEFLERİ olarak şunları söyleyebiliriz: Her şeyden önce iman ve amelde ihlası ve tatbiki ile kendini inandırmalı, sarığının hakkını vermelidir. Yani kendine imam olmayı bilmelidir. Kur'an ile yaşamak isteyen nesil yetiştirmede bir katkısı olması için gayret edecektir. Temsil ettiği makamın sahibi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi hakkıyla temsil etmenin ve kıyamet gününde insanların karşısına hüccet olarak çıkarılacağının şuurunda olacaktır. Dini bir görev almanın din adına emanetçi olmak olduğunu bilecektir.