Fetva Meclisi
Soru
Hocam ben hiçbir zaman ilaç kullanmıyorum, doktora da gitmiyorum. Geçmesini bekliyorum ve bitki çayı içiyorum. Şifa senden YA RABBİ diyorum. Umrede hastalandığımda şifa niyetine zemzem içerdim. Herkes kendine zulmediyorsun dedi ama ben halimden hep memnundum. Böyle bir durumda ilaç içmesem Allah katında bir günahı var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
İlacınızı kullanmak, tedavi olmak ve uzmanların önerilerine uymak kesinlikle Allah’ın rahmetini ve şifasını talep etmenin bir yoludur. Şifa için ilaç kullanmak şirk değildir. Çünkü ilaçlar sadece birer vesiledir. Şifa veren Allah’tır. İlaç kullanırken şifayı sadece Allah’tan bekleyerek bunu dualarla pekiştirmeniz, imanınızı da güçlendirir. Mevcut ilaç sizi daha kötü hissettiriyorsa, doktorunuza danışarak başka bir tedavi yöntemi talep edebilirsiniz. Tıbbi yolların yanı sıra manevi destekler de ihmal edilmemelidir. Namazın, Allah ile kul arasında özel bir bağ olduğunu hatırlayın. Namazı kılmaya başlamanız, sizi hem manevi olarak rahatlatacak hem de Allah’a daha yakın hissetmenize vesile olacaktır. Ancak bunu bir ceza ya da baskı hissiyle değil, bir bağışlanma ve huzur kapısı olarak görmelisiniz. Eşinizle yaşadığınız iletişim problemini çözmek adına onunla sakin bir şekilde konuşmayı, hislerinizi paylaşmayı deneyebilirsiniz. Destek görmediğiniz bu durum karşısında, kendi maneviyatınızı güçlendirmek ve çocuklarınıza daha sağlıklı bir ortam sunmak için sabırlı olmanız gerekebilir. لَا إِلٰهَ إِلَّا أَنْتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ "Senden başka ilah yoktur, Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum." Bu dua, Hz. Yunus aleyhisselamın balığın karnında yaptığı tevbe ve yakarış duasıdır. Sıkıntılarımızda ve zorluklarımızda Allah’a yönelmek için çok kıymetli bir duadır. Sıkça okumanızı tavsiye ederim.
Selamünaleyküm. Birinci ilke şudur: Sağlığımız ve bedenimiz bizim elimizde Allah'ın emanetidir; buna göre hareket ederiz. Biz mal sahibi gibi değil emanetçi gibi davranmalıyız. İkinci ilke şudur: Allah'ın her yarattığı hastalık için muhakkak bir şifa yarattığını ve bizim bu şifayı aramamız gerektiğini bilir öyle davranırız. Üçüncü ilke şudur: Hastalık ne kadar sürerse sürsün, ilk günkü gibi sabreder, mücadele ederiz. Dördüncü ilke şudur: hastalığı da şifayı da Allah'tan biliriz, O'na yalvarır, O'na şükrederiz. 'Hastalığı yenmek.' türünden çirkin şeyler söylemeyiz Beşinci ilke şudur: Devletin vatandaşını tedavi için oluşturduğu sistemi kullanmamız hakkımızdır, bir hile yapmadıkça onu kullanmamızda bir sakınca yoktur.
Böyle düşünenler olmuştur tarihimizde. Bunu yapmamanızı yapmanızdan daha hayırlı görürüz. İlaçlar da Allah’ın nimetlerinden biridir. Nimet reddeden olmayın.
Allah'ın emirlerinden birini terk edebilmemiz için açlık gibi bir tehlikemizin olması gerekir. Daha bereketli bir iş bulun.
• Doktorun tavsiyesi olan işi, • Ölçülerine uyarak yaptığınız sürece hiçbir vebale girmezsiniz. Hissettiğiniz sıkıntı merhametinizden kaynaklanıyor. Allah yardımcınız olsun.
Hayatı yanlış anlamak, baştan hata ile yol almak gibidir. Biz bu dünyada, bir nevi tatil yapmak için bulunan kimseler değiliz. Kâfirler öyle anlayabilir ve bize de onu aşılamaya çalışabilirler ama hayat öyle bir şey değildir. Hayat olduğu gibi imtihandır. İmtihan da onu yapanın iradesine göre gerçekleşir. Bizim irademize göre bir imtihan olmasını nasıl bekleyebiliriz? İmtihan bir kere, ana rahmi gibi bir yerden hayata başlamamızla kendini gösteriyor. O bile başlı başına bir derstir anlayabilen için. Yaşayabilmek için verdiğimiz mücadele bir imtihandır. Bizim gibi insan olanlarla hatta yakınımız olanlara olan geçinme mücadelemiz bir imtihandır. İbadet yapıp ahireti kazanma gayretimiz bir imtihandır. Sağlığı korumak bir imtihandır. Mal kazanmak, mala esir olmamak bir imtihandır. Hayat namına ne biliyorsak o bir imtihandır. Ve biz, bu imtihan için varız burada, sadece ve sadece bu imtihan için! Gerçeği görmezden gelmek kimseye bir şey kazandırmaz, kabul etsek de etmesek de gerçek budur. Allah Teâlâ büyük oranda imtihan sonuçlarını ahirete ertelediği için biz, kâfirleri keyfi yerinde görüyoruz. Eğer hayat, bu yedi kıtalı dünyadan ibaretse diyecek bir şey yoktur. Hayat asıl bu yedi kıtadan sonra başlayacaksa o zaman kâfirler sonsuzluğa kadar battı, bitti demektir. İmanın ne büyük bir nimet olduğunu takdir etmemiz lazımdır. Allah Teâlâ haşa, kullarının yaptıklarından gafil değildir, görüyor ve biliyor. Ama her şeyi hesap gününe erteliyor. Aman dikkat edelim de şeytan dalgın bir anımızı yakalamasın. Aman ha!
doktor konusundaki diğer fetvalar
Hamilenin orucunu yasaklayan veya ısrarla emreden bir bilgi yoktur. Hamileye sıkıştığında İZİN VARDIR. Siz orucunuzu tutun. Baş dönmesi, kusma, halsiz kalma gibi durumlar olursa bozarsınız. Daha sonra o bozduğunuz orucu kaza edersiniz. Allah size afiyetler versin.
Hastalıktan tedavi olmak meşrudur yani dini boyutu olan bir iştir. İstemeyen de tedavi olmayabilir. Genel olarak âlimlerin kanaati bu şekildedir. Söz konusu tedaviyi uzman bir doktor yapıyorsa kullandırdığı ilaçlarda yan tesirin bulunması o ilaçlarla tedaviye engel oluşturmaz. Yan etkisinin faydasından daha çok ve kesin olduğu bilinen bir ilacı kullanmak ise caiz olmaz. Dinimiz, zararı benzeri ile gidermeyi nehyetmiştir.
Tababet konusunda kimin ne kadar bilgi sahibi olması gerektiği asırdan asra, alandan alana değişebilir. Özel bir hıyanet, baştan savma gibi bir tutum söz konusu olmadığı sürece iki şeyi esas alırız: Resmi kurumların DOKTOR unvanını vermiş olması. O unvan sahibinin yine resmi kurumlar tarafından sınırlanan çalışma alanı içinde iş yapıyor olması. Bu iki noktayı tespit ettikten sonra bir doktorun hata etmesi durumunda vebale girmeyeceği söylenebilir. Elbette talebelik döneminde hak etmediği halde ona diploma alma hakkı veren hocaları veya yönetim bir insan üzerindeki hatadan mesul olacaklardır. Bu ayrı bir başlıktır.
Geçmiş olsun. Böyle bir durum estetik değildir, hastalık vardır ve tedavi edilecektir, öyle görürüz. Kadın cerrah arayın, bulamazsanız erkeğe gidin. Allah Teâlâ afiyetinizi ihsan etsin.
Tıp zaruretlerin cari olduğu bir meslek dalıdır. Suistimal edilmemek kaydı ile zorunlu durumda doktor ve hemşireye ruhsat vardır.
Tıp alanına giren işlerde erkek/kadın farklılığına rağmen tedavide ruhsat vardır. Tüp bebek de bir tedavidir ve ruhsatla ilgili alandadır. Yalnız şunu bilmemiz gerekiyor: Kadının erkeğe, erkeğin kadına gitme ruhsatı hastanın kanunen tedavi olabileceği ortamlarda en azından aynı şehir içinde kendi cinsinden bir doktor bulunmaması durumları için geçerlidir. Ayrıca uzmanlık farkı da bir ruhsat nedenidir. Daha uzman birini seçmekte sakınca olmaz. Bu uzmanlığı ya daha önce tedavi olan hastaların birikiminden ya da akademik durumlarından belirleyebiliriz. Bunda da biiznillah sakınca yoktur.