Fetva Meclisi
Soru
Hocam, “Müslüman kardeşini sevmedikçe gerçek anlamda iman etmiş olmazsın.” hadisi sürekli aklımda. Bazen birine karşı bir türlü sıcaklık hissedemiyor olabiliyoruz. Belki de gerçekten İslami hassasiyete sahip biri olabiliyor. Bazısı oruç dışında diğer dinin gereklerini önemli görmeyen hatta yeri geldiğinde sen abartıyorsun diyen Müslüman kardeşler var. Kardeşler diyorum ama kişi Müslümanım dediği için bile benimle kardeş olabiliyor mu gerçekten? Ben yine de onları sevmeli miyim? Daha doğrusu onları sevmediğim için iman etmemiş mi oluyorum?
Cevap
Benzer fetvalar
Yaptığınız iyilikleri Rabbim güzel bir amel olarak kabul etsin diye dua ederiz. Bir mü’min olarak hem vicdanen hem de akrabalık bağını düşünerek ne de güzel amel yapmışsınız, tebrik ederiz. Öncelikle bir kardeşiniz olarak size şu hakikati hatırlatmak isteriz: Yaptığınız amel karşısında hiç arkanıza bakmayın, şeytan bu amelin sevabını düşürmeye çalışacaktır, bundan yıllar geçse de şeytan bu amelinizden asla vazgeçmeyecektir; bunu unutmayın sakın. İyilik yapmak büyük bir nimettir. Bunu yaparken de insanın önce kendisine zarar vermemesi esas alınmalıdır. Fedakârlık yapmak güzel ama bu fedakârlık zararı dokunacak bir plan erteleme de olmamalı; buna dikkat etmek gerekir. Her şeyini birbiriyle paylaşabilen bir kardeşlik örneği olan Ensar ve Muhacir kardeşliği bizim iyilikte çıtamızdır âdeta. Bu gerçek ile beraber en temel ilkelerimizden birinin de zarar vermemek ve zarar görememek olduğunu da unutmamamız gerekir. İyilik karşısında bize zararı dokunanlara gelince; - İlk başta iyiliği görmediği gibi nankör konumuna düşer ki bu da bir nasipsizliktir. İnsanlar olarak birbirimizin vesilesiyiz, iyilik karşısında asıl olması gereken Allah’ın nimetini hatırlamaktır. - İyilik yapana karşı bir kul hakkı işlemiştir. Tövbe ederse ve bu tövbenin gereğini yaparsa (helallik alma da olmalı) ne mutlu ona, o zaman tertemiz olur bu günahından. - Eğer tövbe etmez ve helallik almazsa hem dünyada hem ahirette mutlaka ama mutlaka karşılığını görecektir. Rabbimizin huzuruna zulmeden (zalim) olarak çıkacaktır. Kim bilir bu günahı karşısında zulmettiği kişiyle ahirette nasıl bir hesap olacak… Bu durum karşısında zulme uğrayanın iki hakkı vardır: 1. Hakkını helal eder, karşılığını Allah’tan ister; kim bilir Rabbimiz nice nimetler verir ona ahirette. Bir sahabe vardı, sadaka verilmesi söylendiğinde verecek bir şey bulamadığı için hakkına giren bir kişiyi affediyordu, “onurunu sadaka olarak veren kişi” olarak Efendimiz aleyhisselam tarafından makbul bir sadaka olduğu haber veriliyordu. İşini Allah’a salan yüzde yüz kazançtadır biiznillah. Bir husus da unutulmamalıdır ki hak helal edilirken o kişiye karşı Müslüman, kendisini sürekli kullandıran konumuna düşmemelidir. Müslüman tedbirli, basiretli davranmalıdır. Kendisini kullandırmak ile işini Allaha salmak arasında çok ince bir çizgi bulunmaktadır. 2. Hakkını helal etmez, işi ahirete kalır. Her iki durumda da Allah muhakkak hakkını verecektir. Herkes elde edemediği haklarını muhakkak elde edecektir. Rabbimiz asla ne eziyete razı olur ne de eziyet edileni yalnız bırakır. Dünyada nice zulüm yapılırken yoksa nasıl dayanır ki insan! Yeter ki sabredebilelim. Bir de akrabalık bağını korumak uğrana yapılan güzel bir ameli de unutmamak gerekir. Son olarak şunu ifade etmemiz gerekir ki her olay karşısında artısını eksisini tartarak hareket etmemiz gerekmektedir. Rabbim yardımcımız olsun ve kazananlardan eylesin.
Aleykümselam. İmansız biri ile sosyal ilişkide sorun yoktur. Seviyeli ve mesafeli bir ilişki kurulabilir. Onu kurtarırken sizin ayağınızın kayacağı, imanınızda gedik oluşacak bir iş sakın yapmayın. Ona verebileceğiniz en güzel öğüt, sizin şahsiyetinizi görmesidir. Sizin iyi bir mü'min, iyi bir insan olarak oluşturacağınız şahsiyetten daha iyi bir ders olamaz. Bu da geniş bir zamanda sabırla çalışmak demektir. Allah yardımcınız olsun.
Allah’ın emir ve yasaklarına bağlılık kişideki imandan kaynaklanır. İmandaki güç arttıkça uygulamadaki kalite de artar. Aksi olduğunda da yani iman zayıfladıkça namazdan tesettüre kadar her şeyde en azından bir gevşeme muhakkak olur. Kişi bunu çabuk hisseder veya etmez gerçek böyledir. Bu nedenle şunu bilmemiz gerekir: İyi bir kulluk için iyi bir iman gerekir. İmanın da her an takviye edilmesi gerekir. İmanın takviye edilmesi her şeyden önce çevre ile alakalıdır. Mü'min bir çevre, mü'min arkadaş önemlidir. Haramlardan uzak bir hayat yaşamaya çalışmak ikinci çaredir. Birbirini iyiliğe teşvik eden, kötülüğe karşı uyaran arkadaş çok önemlidir. Ve imanlı insan olma mücadelesinde sabırlı olmak şarttır. Üç günde her şeyin düzeldiği bir hayat hayal edilemez. Sabredeceğiz; kendimiz için, etki etmeye çalıştıklarımız için sabretmeye mecburuz.
Önce şunu tespit edelim: Müslüman Allah’a iman eden insandır. Onun iman ettiği Allah, her şeyi yaratan ve idare edendir. Mülk onundur, söz onundur. Onun imanında her şeyin yaratanı Allah olur. İnsan da üzerine düşeni yapar. İnsan üzerine düşeni yaptıktan sonra gerisinden mesul olmaz. Görevini ihmal ettiğinde ise ihmali kadar sorumlu olur. Bu bir dengedir. Bu denge Müslüman’ı huzurlu kılar. Her şeyi maddi gözle görebilen, ruhtan yoksun anlayış sahipleri için ise matematik hayatın bütünüdür. Rakamlarla okuyabildiklerini anlayabilirler. Biz bu hayatı bakışı bu olanlarla beraber paylaşmaya mecburuz. Gidebileceğimiz başka bir dünya yoktur. Ne biz mü'minler ne de onlar yok oluruz. Bir ortak noktada yaşamaya mecburuz. Şöyle bir gerçeği ihmal ediyoruz: Biz, hayatı ve olayları yorumlarken imanımızın etkisinde bir yorum yapıyoruz, yapmamız de gerekiyor. Bizim iman penceresinden bakarak görüp yorumladıklarımızı bizim gibi iman etmeyenler tarafından da kabul edilmesini istememiz isabetli değildir. Mesela bir deprem konusunda biz onlarla sadece depremin zararlı olduğu ve belli tedbirlerin önceden alınabileceği, olduğunda da insanca bir dayanışma yapılabileceği gibi konularda ortak nokta bulabiliriz. Daha öteye gidip ayrıntılarda buluşmayı istememiz bizim tarafımızdan işlenmiş bir hata olur. Böyle bir beklenti bizi onların gözünde deprem gibi büyük bir musibete karşı yan gelip yatmayı imanı gereği yapan bir tembel durumuna düşürür. Biz ise kesinlikle böyle bir tembelliğe iman etmiyoruz. Bu sonuç bir yandan da dinimize yanlış bakılmasına sebep olacağı için bizi vebal altına da sokacaktır. Belasını arayan insanlar durumuna düşmek hoşumuza gitmeyeceğine göre, iman edenlerle konuşulabilecek ayrıntıları imanı olmayanlarla tartışma hatasını işlememeliyiz. Bugün insanlık olarak yaşadığımız depremler başta olmak üzere seller ve benzeri felaketler hakkında biz şuna inanıyoruz: İçinde bulunduğumuz evrenin ve onun bir parçası olan dünyanın işleme kuralları vardır. Bu kuralların koyanı ve idare edeni de Allah Teâlâ’dır. Bu kuralların önünde mü'min olan ve olmayan eşittir. Kim işleyişe ait tedbirleri daha iyi kullanıyorsa onun güvenliği daha iyi olacaktır. Tedbir alan rahat, tedbiri ihmal eden ise sıkıntılı olacaktır. Bunun bu kadarının dinle alakası yoktur. İnsan bu hayata bir yoğunluk ve mücadele içinde girmiştir. Böyle gelmiş böyle gidecektir. İnsanlar iman ettiler diye depremler kalkacak değildir. Ancak iman eden imanının gereği olarak daha güvenli ve imar edilmiş bir dünya oluşturacak, böylece daha az zarar görecektir. Bir yandan da psikolojisi güçlü olacaktır. Mü'min musibet anında, yapabileceği yapmış birinin rahatlığı ile Rabbine sığınacak ve kalbi rahat edecektir. Böyle bir itidal üzerinde durmalıyız. Allah yardımcımız olsun.
Kıymetli kardeşim insanlar bazen bilerek, bazen bilmeyerek kalp kırabiliyorlar. Keşke böyle olmasa ama oluyor maalesef. Tabii ki onlara tepkimizi gösterebiliriz. Ama unutmamamız gerekiyor biz de her gün Allah'a karşı suç ve günah işliyoruz ve Allah'tan bağışlanmayı diliyoruz. Öyleyse bağışlanmayı dileyen kullar olarak bizim de Allah'ın kullarını bağışlamamız gerekmez mi? Gerekir. Allah'ın kullarına merhamet edelim ki Allah da bize merhamet etsin. Sen özünde iyi olan insanlara karşı daima affedici olmaya çalış. Hoş gör. Bu sana olgunluk ve büyüklük katar inşaallah. Hadisler konusunda da aşağıdaki hadisleri dikkatine sunarım. Allah'a emanet ol. "Birbirinizle ilginizi kesmeyiniz, sırt dönmeyiniz, kin tutmayınız ve hased etmeyiniz. Ey Allah'ın kulları, kardeş olunuz. Bir Müslümanın, din kardeşini üç günden fazla terk edip küs durması helâl değildir." (Buhârî, Edeb; Müslim, Birr) "Bir Müslümanın, din kardeşini üç gün üç geceden fazla terkedip küs durması helâl değildir: İki Müslüman karşılaşırlar biri bir tarafa öteki öbür tarafa döner. Hâlbuki o ikisinin en iyisi önce selâm verendir." (Buhârî, Edeb, İsti'zân; Müslim, Birr) "Her pazartesi ve perşembe günü ameller Allah'a arzolunur. Din kardeşi ile arasında düşmanlık bulunan kişi dışında Allah'a şirk koşmayan her kulun günahları bağışlanır. (Meleklere) siz şu iki kişiyi birbiriyle barışıncaya kadar tehir edin, buyurulur." (Müslim, Birr)
Hayırlı olanı istemek, Müslümanın tevekkül bilincinin göstergesidir. Ancak bunu kolaylıkla birleştirerek dua etmek, insani ve fıtrî bir taleptir. Şüphelerinizi bu şekilde sorgulamanız da sizin doğru yolda olduğunuzu gösterir. Allah’tan hem hayır hem de kolaylık istemeye devam edin. Sabır ve sebatla yolunuza devam ettiğinizde, O’nun yardımı mutlaka gelecektir. Bu aşamada hayırlı olanı, kolaylıkla birlikte istemeye devam edin. Maddi veya manevi hedeflerinizde uygun yöntemler bulmak için güvendiğiniz insanlardan destek ve fikir alın. Zorlukları bir eğitim süreci olarak görün. Sürekli başarısız olduğunuzu hissetmek yerine, bu süreci bir öğrenme fırsatı olarak değerlendirin.
akrabalık konusundaki diğer fetvalar
Anne babanız, dini bir hassasiyetten ötürü dargın bulunuyorlarsa bu sizin de dargın olmanızı gerektirir. Beşeri bir gerekçe ile dargınlıkları var ve bunu size de emrediyorlarsa siz Allah'ın emri ve anne baba emri ile kesişeceksiniz demektir. Allah sılayırahimi, onlar ise sılayırahimi kesmeyi emretmektedir. Elbette Allah ne emretti ise onu yapmanız gerekir. Bu arada anne babanızı da üzmeme yöntemi geliştirebilirsiniz. Mesela akrabalarla selamlaşma ve farz ilişki düzeyinde kalırsınız. Anne babanızın gözü önünde yapmazsınız. Böylece fitneyi körüklememiş olursunuz. Şunu da unutmayın: Amca akrabadır. Kuzen de akrabadır. Amca yüzde yüz akrabadır, kuzen ise yüzde elli bile mesela değildir. Buna göre bir değerlendirme yapın. Akraba diyerek hepsini aynı kefeye koymayın.
Allah babanızdan razı olsun; dinini öne alarak hayatına yön vermeye çalışmış. En azından niyeti ile kazanacaktır diye umuyor ve dua ediyorum. Böyle bir uygulamayı yaparken ölçüde aşırı olmuş da olabilir. Tamamen kâfir olanla bile bir nebze bırakılması gereken bir çizgiden söz edebiliriz. Siz babanızın emrinde olduğunuz sürece ona itaat edin, kendiniz müstakil bir ev sahibi olduğunuzda ise helal/haram sınırlarını kollayacak ve itidali bırakmayacak bir çizgi oluşturursunuz. Allah yardımcınız olsun.
Cedelleşmeye girme asla. Mazeret belirt ve katılma. Tartışma onlardan önce seni yıpratır. Dert etme ve yürüyüşüne devam et.
Dayı/amca eşi mahremiyet açısından yabancı hükmündedir. Ayın mekânda dayı/amca da varsa halvet olmaz ama tokalaşma caiz değildir. Bunun haricinde elbette akrabalık bağının gereği saygı ve alaka gösterilecektir.
Dayı ile evlenmek haramdır. Süt dayı ile de evlenmek haramdır. Öyle bir evlilik yoktur. Yok üzerine kurulu evlilik olamaz. Allah'ın azabı gelmeden akıllarını başlarına alıp ayrılmalıdırlar.
Sizin onlarla olan ilişkilerinizi azaltmakta fayda var. Fakat kocanız ailesi ile olan iletişimi en azından farz düzeyi sağlamalı. Bu da ailesini ihtiyaç halinde veya terk edilmiş bir halde bırakmamak, onları kalbi kırık gönlü buruk bırakmamaktır. Bu noktada belki türlü stratejik davranışlarla hem asgari ilişkiyi korumuş olur hem de tehlikeli olabilecek işlerden de uzak durmuş olur. Bu stratejiyi de kendi ailesi özelinde yapabilir. Mesela sık ama kısa ziyaretler bir seçenek. Veya ziyaret esnasında böyle şeylerin konuşulmamasını sağlayıcı adımlar atmak da bir seçenek. Bunun dışında müdahale edemeyeceğiniz noktalar için de Allah'a sığının. Siz bu olaylarda yıkıcı, ayırıcı taraf olmayın. Yoksa faturanın size kesilmesinden korkulur. Allah yardımcınız olsun. Allah' emanet olun.