Fetva Meclisi
Soru
Benim sorum aşağıdaki hadisle ilgili, “adil imama isyan eden ve onu meşru tanımayan bu haliyle ölse Allah’a karşı hiçbir mazeret bulamaz. Üzerinde biat bulunmadan ölen cahiliye ölümü ile ölür.” Bu hadisten ne anlamamız gerekiyor? Biz hilafeti yeniden getirmeye çalışmak zorunda mıyız, normal bir müslümanın böyle bir görevi var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Ölen bir insan Müslüman olmasa bile insan olduğu için yakılamaz. Kanunen bir sıkıntı oluşmayacaksa annesinin yakılmamasını sağlasın. Böyle bir imkânı yoksa mesuliyeti olmaz biiznillah.
İfade edeceğim başlıklara dikkat etmenizi rica ediyorum. Haricî zihniyetine sahip kimseler genellikle katı, kesin ve uzlaşmaz bir düşünce yapısına sahiptir. Onlarla doğrudan tartışmaya girmek çoğu zaman sonuç vermez. Bilakis, onları daha da keskinleştirebilir. Bu yüzden, faydasız münakaşalardan kaçınmak gerekir. Cemaatimize bu tür zihniyetlerden etkilenmemeleri için doğru İslam anlayışını sağlam bir şekilde öğretmek en etkili yoldur. Bunun için de ilmihal bilgilerini ve akideyi sağlamlaştırmak; Müslümanlar arasındaki birliği ve merhameti vurgulamak; Sahabe, Tâbiûn ve Müçtehid imamların anlayışlarını anlatmak önemlidir. Haricî zihniyet genellikle ihtilaf çıkarmak ve insanları bölmek üzerine kurulur. Cemaati ve halkı bu tür insanlarla fazla muhatap olmamaları konusunda bilinçlendirmek gerekir. Özellikle dinde hassas ama ilmî altyapısı zayıf gençler, Haricî söylemlerden etkilenebilir. Onlara daha fazla rehberlik ve sohbet ortamı sunmak önemlidir. Haricî anlayış, şiddete ve toplum içinde fitneye yönelmişse, bu durumda sadece ilmî mücadele yetmez, resmî mercilerle irtibata geçmek gerekebilir. Çünkü bu tür zihniyetler bazen silahlı hareketlere dönüşebiliyor. Peygamberimiz aleyhisselamın dinde aşırılığa düşenlerle olan tavrında olduğu gibi kararlı ama sert olmayan bir üslupkullanmak gerekir. Mücadele, birebir tartışma ile değil, ümmeti sahih ilimle bilinçlendirerek yapılmalıdır. Allah yardımcınız olsun, vazifenizde muvaffak eylesin.
Ashabı kiramdan itibaren yüz binlerce ilim adamı arasında cehennem azabının sonsuz olmadığını söyleyen on kişi yoktur. Onlar da ilk üç asrın ulemasından değildir. İlk üç neslin uleması dışındakilerinin içtihatlarına saygılı olabiliriz ama kabul etmek zorunda değiliz. O ilmihalin neden o konuyu irdeleme ihtiyacını hissettiğini siz de benim kadar takdir ediyorsunuzdur. Allah, fitneye düşmekten hepimizi muhafaza buyursun.
Elbette kıyamete kadar cihat farzdır. Bunu kimse değiştiremez. Ama kimi yerde cihat kalemledir kimi yerde de dilledir. Bazı yerlerde ise silahladır. Mesela sizin bulunduğunuz yerdeki cihadınız hangi cihattır? Filan yerde zulüm altında olan Müslümanlar varsa, bu onların bağlı olduğu bir Halife'nin olmayışındandır. Bizim gidip onların yanında cihat etmemizin bir yararı yok ki! Onlara siyasette güçlü, malı olan, sözü geçen mü'min kardeşlerinin desteği gerekiyor. Bu da onlara bize hangi cihadın farz olduğunu gösterir bir işarettir.
Allah’ın rahmet etmeyeceğini bildirdiği ve bunu Kur'an’da kesin bir dille bize öğrettiği biri için nasıl rahmet dilenebilir? Bilmeden ise bu yapılan bir yanlış yapılmış olur. Bilerek yapılıyorsa Allah’ın hükmüne ne cüretle karşı çıkılabilir?
Kati bir kural olarak şunu bilelim: Tevbe, samimi ise geride günah bırakmaz! İslam, geçmişi kapatır. Tevbe etmiş bir mü'min, günahı ne olursa olsun ahirete temiz gider. Zikrettiğiniz sorunların hepsi (birinci ve ikinci sorular) tevbe etmeden gidenler içindir. Tevbenin şartları yerini bulsun ve geciktirilmesin yeter ki.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Bir kere eşinizde iman bulunduğunu siz de söylüyorsunuz. Bütün çirkefliğe rağmen biiznillah o dönecektir. Yeter ki siz sabredin ve işi inada dönüştürmeyin. Sık sık her gün aynı tartışmalar hiç bir sonuç getirmez bilakis kötülüğün kökleşmesine sebep olur. Yapacağınız en önemli iş, eşinizin size cinsel bir kilitle kilitlenmesidir. Kendinizi, internetteki kadınlardan daha cazip, daha bakımlı ve çekici yapmaya mecbursunuz. Bunu da lafla ve reklamla yapamazsınız. Bedeninizi kullanın ağzınızı susturun. Gözlerinizin birini kullanmayın, bir kulağınız duymasın. Tartışmaya girmenizin bir yararı olmayacak, boşuna kendinizi yıpratmayın. Eşinizi bir hasta gibi görmeye çalışın. Sizin bedeniniz, onun gözünde vazgeçilemez bir nimet olarak yer edinirse kısa zamanda iyi bir eşle karşılaşabilirsiniz. Unutmayın, onu siz kurtaracaksınız. Onun şifası sizsiniz. Siz de sabır ve gayretle yol alabilirsiniz. Sakın korkmayın, umutsuz olmayın. Bir de dönüş sürecine girdiğinde kalkıp 'biliyor musun...' diye eskiyi hatırlatır sözler kullanmayasınız. Yarayı kaşıttıkça kaybeden siz olacaksınız.
Yemin konusunda bir sakınca yoktur.
Gerçekten duygusal bir hatıranız olmuş ama hayat gerçekleri böyle duygusallıkla kararlaştırılamaz. Bu kararı dört ay sonra verirseniz daha iyi olur. Evlenin, çoluk çocuk sahibi olun. Dininizi iffetinizi koruyun. Yine cennette onunla beraber olabilirsiniz siz ve o imanla gidebilirsiniz. Allah acınızı izale etsin. Sabredin, duygusal karar vermeyin.
Baraj olan rakamın üzerinden bir yıl geçtikten sonra elinizdeki rakam ne ise onun yüzde iki buçuğunu zekât olarak vereceksiniz. Aradaki gidenler gitmiş olacak, gelenler de eskiye ilave olacak.
Üzerinden bir yıl geçmiş gibi zekât vermeniz yani zekâtı öne almanız caizdir. Şu kadar ki, eğer o zamana kadar vermeniz gerekecek miktar artmış olursa onu da vereceksiniz.
Ateşle oynuyorsunuz. Bunun değil dinde insanlıkta bile yeri yoktur. Sakın bir kelime bile konuşmayın, kesin ilişkinizi. İnsanlık bu kadar sıfır seviyesine yakın olmamalıdır. Bu bir hata bile değil, ölümcül bir yanlış yapıyorsunuz. Sadece şunu düşünün: Sizin eşiniz olacak bir kadın bunu yapsa ne yapardınız?