Fetva Meclisi
Soru
Ağzımdan çıkan bir yeminin kefaretini 10 fakiri giydirme olarak ödeme yerine 10 fakiri doyurma olarak ödedim. Gücüm giydirmeye de yeterdi lakin bir bineğe ihtiyacım olduğu için birikim yapmaktaydım. O sebeple giyim ekonomik olarak beni zora sokardı. Doğru mu yapmışım?
Cevap
Benzer fetvalar
Annenize karşı yaptığınız yemini bozun. Bunun için de keffaret ödeyin. Ya on fakiri yedirin veya giydirin ya da bunu imkânınız olmadığı için yapamazsanız üç gün oruç tutun.
Keffaretin bedelini vermek caizdir. Bu bedel teslim edildikten sonra da alana temlik edilmiş olur ki o dilediği gibi sarf etme hakkına sahip olur. Diyanet'in belirlediği fitre miktarının verilmesi en asgari miktar olarak caizdir. Aile reisine teslim edilmesi halinde keffaret verilmiş olur. Allah'a emanet olun.
Yemin keffareti vererek kalbinizi rahatlatın. On fakiri doyurun. Fakir bulamazsanız, bu tür sadakaları toplayan vakıflardan birine verin.
Ailenizin parası sizin paranız demek değildir. Yalnızca size ait seksen gram altın veya o mukabilde para veya ticari eşyanız yoksa üç gün peş peşe oruç tutarsınız.
Sorunuzu, "Yemin kefaretini dini kurumlara para göndererek yapabilir miyiz? veya Kaç kişiyi doyurmamız gerekiyor?" şeklinde anladım. Buna göre, Göndermeyi düşündüğünüz kuruma yemin kefareti olduğunu söyleyerek on kişilik fidye bedelini teslim ederseniz (vekâlet vermiş olduğunuzdan) bir sakıncası olmaz. Onlar da yemin kefaretine uygun bir şekilde dağıtırlar. Bir günde sabahlı ve akşamlı on (10) fakir veya on (10) gün bir fakir doyurulması gerekir. https://fetvameclisi.com/fetva/349-bozulan-yemin-keffareti-nasil-odenir
Aleykümselam. O ilk keffaret yeterli ama kötü dediğiniz işi yemin etmeseniz de yapmayın!
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Baraj olan rakamın üzerinden bir yıl geçtikten sonra elinizdeki rakam ne ise onun yüzde iki buçuğunu zekât olarak vereceksiniz. Aradaki gidenler gitmiş olacak, gelenler de eskiye ilave olacak.
Bir kere eşinizde iman bulunduğunu siz de söylüyorsunuz. Bütün çirkefliğe rağmen biiznillah o dönecektir. Yeter ki siz sabredin ve işi inada dönüştürmeyin. Sık sık her gün aynı tartışmalar hiç bir sonuç getirmez bilakis kötülüğün kökleşmesine sebep olur. Yapacağınız en önemli iş, eşinizin size cinsel bir kilitle kilitlenmesidir. Kendinizi, internetteki kadınlardan daha cazip, daha bakımlı ve çekici yapmaya mecbursunuz. Bunu da lafla ve reklamla yapamazsınız. Bedeninizi kullanın ağzınızı susturun. Gözlerinizin birini kullanmayın, bir kulağınız duymasın. Tartışmaya girmenizin bir yararı olmayacak, boşuna kendinizi yıpratmayın. Eşinizi bir hasta gibi görmeye çalışın. Sizin bedeniniz, onun gözünde vazgeçilemez bir nimet olarak yer edinirse kısa zamanda iyi bir eşle karşılaşabilirsiniz. Unutmayın, onu siz kurtaracaksınız. Onun şifası sizsiniz. Siz de sabır ve gayretle yol alabilirsiniz. Sakın korkmayın, umutsuz olmayın. Bir de dönüş sürecine girdiğinde kalkıp 'biliyor musun...' diye eskiyi hatırlatır sözler kullanmayasınız. Yarayı kaşıttıkça kaybeden siz olacaksınız.
Üzerinden bir yıl geçmiş gibi zekât vermeniz yani zekâtı öne almanız caizdir. Şu kadar ki, eğer o zamana kadar vermeniz gerekecek miktar artmış olursa onu da vereceksiniz.
Müslüman kendi devletine hıyanet içinde olmaz. Birinci sorunuzun cevabı budur. İkinci sorunuzun cevabı ise şu şekildedir: Müslüman, İslam'ın bir bölümünü alıp gerisini bırakmaz; bütününe talip olur. Hilafet ise hilafet, cihat ise cihat. Böyle olmayan Müslüman risk altındadır.
Şeytan görmek isteyen birine onu gösterebilirsiniz.
Teyzenize kendi parası olmadıkça hac farz olmaz. Eşinin şüpheli maldan ona verip hacca gitmesi ile hac yapmış olur ama bu onun hac yapması ile yapmaması arasında fark olmayacak bir iş yapması anlamına gelir. En azından masrafın ağırlığını kendi helalinden karşılamadıkça hacca gitmemesinin daha iyi olacağını düşünürüm.