Fetva Meclisi
Soru
Peygamber efendimiz sallalahu aleyhi ve sellem dünyadan ahirete göç edecekleri zaman ashab-ı kiram ‘Ya Resulallah senden sonraya kalıp da cemalini göremezsek halimiz nice olur?’ diye ağlaştılar. Sonra kızı Hz. Fatıma boynuna sarılıp ‘Ey babacığım! Senin cemalini göremesek halimiz nice olur?’ diye ağladı. O zaman Resullullah efendimiz şu sözleri söyledi: ‘Ey kızım Fatıma, ashaplarım geliniz, size vücudumun cevmini yazdırayım. Beni görmek istediğiniz vakit okuyup yüzünüze sürün, hemen beni görmüş gibi olursunuz. Ben dahi sizden razı olurum. Her kim ümmetimden olup da beni görmek istediği vakit okuyup yüzüne sürerse cehennem ona haram olur. Her kim onları yükseğe kaldırıp bakarsa ve bana muhabbetle bağlanırsa Allah Teala ona cehennemi haram kılar, o kişi kabir azabından emin olur. Mahşer günü çıplak olarak haşre girmez, sırat köprüsünü yıldırım gibi geçer ve benimle birlikte cennete girer. O kişi yönetici ise muradına erer. Allah Teala ona düşmanlarına karşı yardım eder. Bütün şeytanların şerrinden korur. Her korkusundan emin olur. Her kim bunları yanında taşırsa Allahu Teala And cennetlerini ona konak yapar. Ulemanın beyanına göre içinde Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin cemal-i şerifi bulunan eve felaket uğramaz, şeytan ve fakirlik girmez, ateşte yanmaz. Üzerinde taşıyan kişi her türlü musibetten korunur. Ömür ve devleti uzun olur. Ahiret belalarından emin olur. Her ne niyetle kırk gün okursa muradı hasıl olur. Ölümden sonra kefenine koyduran kabir azabı görmez. Yetmiş melek ona dua ve istiğfar eder. Hocam, tüm bu yazılanların aslı var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Zerre kadar iyilik ölçüsünde haklısınız elbette ama dağ kadar Kur'an okuma sevabı ile kıyas edildiğinde zerreleri ne yapacaksınız. Dinimizde ibadet olan şeyleri saydığımızda, namaz, oruç gibi, siret okuyup ağlama diye bir ibadet var mı? Ashab ki, sevgide onlar Arş'a kadar yükseldiler; öyle mi yaptılar yoksa onun sevgisini ispat için cihat mı ettiler? İyi ve insaflı düşündüğümüzde görürüz ki, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin siretini, vefatını bize anlatarak ağlamamızı sağlayanlar bunun üzerinden bizi oyalamaktadırlar. Bilerek veya bilmeyerek yaptıkları ise onlar ile Rableri arasındaki bir iştir. Biz, bize dönen yönünü ele alıyoruz. Ne Peygamber aleyhisselam aşkı ki, bir sakal için dahi o ağlayan gözleri hareket ettiremiyor. Peygamber aleyhisselamın bizden beklentisi onun adına ağlamak mıdır, dinini yükseltmek midir? Bankaların bakkal gibi yayıldığı bir zamanda kendimizi aldatacak kuru tesellilere vaktimiz olmamalıdır. Zerre kadar amelde büyüktür kesinlikle ama Kudüs dağlardan daha büyük bir sevap olarak önümüzde duruyor. İşte neslimizi saran şehvet ablukası, işte çöken ahlâkımız! Dinlerken elbette insanın içi cız ediyor o sözlere ama ne yazık ki gerçek böyle! Sizlere dua ederiz, duanızı bekleriz.
Selamünaleyküm. - Haramlardan sakının. Haram ihtimallerini bile kapatın. Haramlı çevreden, haramları esnet tutanlardan uzak kalın. - Evli değilseniz evlenin. Evli iseniz, evliliğinizi cihat kalitesinde sürdürün. Yatak odanızı meydan savaşındeki bir mücahit gibi kullanın. Orada nefislere karşı bir savaş yapıldığını unutmayın. - Günlük ibadetlerinizi tam yapmaya çalışın. - Günahlardan tevbe edin, istiğfar edin. - Anne babanızdan dua alın. - Sılayırahim yapın. - Kur'an ile sistemli bir bağ kurun, periyoduk okumalarınız olsun. - İlmihal bilginizi taze tutun. - Çok dua eder olun. - İyi bir kardeş çevreniz olsun, onlarla dünyalık olmayan işleri konuşun, birbirinize dualar edin. - Kendinizi cennette zannederek dünyanın tuzaklarına kapılmayın, dünyayı dünya gibi bilin. Sabırlı olun, umutlu olun. - Riyazussalihîn'den başlayanak her gün bir hadis okuyun. Kısa olanlarını ezberleyin. Bir zaman sonra, Peygamber aleyhisselamı karşınızda size nasihat eder gibi hissedeceksiniz. İşte o zaman yola girdiniz demektir. Bize de dua edin.
Selamünaleyküm. Bir kere bunları anlatmakla meşgul olmayın. Bunların sizin iyilik veya kötülüğünüze işaret eden bir yönü de yoktur. Dininizi yaşamaya bakın.
Allah Teâlâ eşinize rahmet etsin. Sizi de onu da cennetlik kulları arasına ilhak buyursun. Âmîn. Dul kalan bir kadının evlenemeyeceğini söylemek asla mümkün değildir. Bir kadının çocuklarını büyütmek için fedakârlığa katlanması, saçını ağartması kesinlikle Allah’ın razı olacağı işler arasındadır. Bunu konuşmaya bile gerek yoktur ancak evlenirse yanlış iş yapmış olur şeklinde bir anlayış isabetli değildir, Peygamber aleyhisselamın böyle bir yönlendirmesi yoktur. Onun yönlendirmesi, oturup çocuklarını yetiştirirse ne büyük bir sevap işleyeceğini bildirme şeklindedir. Sevgili Peygamber aleyhisselam efendimiz iki parmağını bir arada göstererek “Konumu ve güzelliği yerinde olduğu halde evlenmeyerek yetimlerini büyüten dul kadınla cennetle bu kadar yakın olacağım” buyurmuştur. Burada dikkat edilecek nokta çocukların eriyip kaybolmasını önlemeye yönelik bir gayretin övülüyor olmasıdır. Yoksa iddeti bittikten sonra her kadın evlenebilir. Dinimiz fıtrat dinidir. Kadının evlenme arzusu da fıtridir. Her kadın gibi onun da evlenmesi dinin koruması hatta teşviki altındadır. Özellikle de bir fitne endişesi taşıyorsa. Bilhassa genç yaşta şehirlerde dul kalan kadınların evlenme ihtiyacı içinde olmaları asla ayıplanacak veya kerih görülebilecek bir arzu değildir. Bu da bir kadından diğerine değişecek bir değerlendirme ile tespit edilebilir. Evlenmez, hakkıdır. Evlenir o da hakkıdır. Pek çok sahabe eşinin eşlerinden sonra evlendiklerini biliyoruz. Bundan da ötesi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dul kadınlarla evlenmiştir.
Şu gerçeği unutmayın, hem de hiç unutmayın: Biz her gün biraz daha kıyamete yaklaşıyoruz. Her gelen gün, bizi bir adım daha, deccale, büyük sarsıntıya, fitnelere, azgınlıklara yaklaştırmaktadır. Bu da gösteriyor ki, bizim her geçen gün kendimizi biraz daha fazla Allah’a yaklaştırmamız gerekiyor. Şeytan saldırısını büyüttükçe bizim de Allah’a yakınlaşmamız büyümeli ki, açı kapanmasın ve biz helak olmayalım. Daha da büyüklerini ve ağırlarını görmeye de hazır olacağız. Çare yok, burası dünyadır. Dünya da böyle olması için vardır. Ümmet olarak biz ise bu kargaşanın ortasında Allah’a imanımızı korumakla mükellef bulunuyoruz. Dertleri ve sıkıntıları sayıp durmak bir ibadet çeşidi değildir. Elinden geleni yapmak ise bir ibadettir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin “din garip başladı, yine garip olacak...” sözünü unutamayız. Dinin en garip hâli de, kendi toprağında garip düşmesidir. Bid’atlerden, içini oyma girişimlerine kadar binbir sorun bizim gerçeğimizdir. Toplumu, beceremezsek mü'min kardeş çevremizi, onu beceremezsek ailemizi, onu da beceremezsek kendimizi koruyacağız. Her birimiz, Medine’de Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabının başlattığı o mübarek yürüyüşün son yürür ayakta adamı olmaya hazır olacağız. Bunun başka çaresi yoktur. Belki kaba bir örnek olacak ama lütfen müsamaha edin. Şu atasözü ile teselli bulabilirsiniz: “İt ürür kervan yürür.” İtler ürüyecek ama bizim iman kervanımız biiznillah yürüyecektir. Bundan hiç şüphemiz yoktur. Tek kişi bile kalsak bu böyle olacaktır. Bizim röntgenimizi melekler böyle görüntülesinler.
Bu ve benzeri hadislerde geçen bu tür ifadelerin elbette en iyi anlamını Allah Teâlâ bilir. Biz ise ashabı kiramdan itibaren bize intikal eden yorumları bilebiliriz. Burada anlaşılması gereken tahmin şudur: 'Bu anlayışı itikat edinir olarak ölmeleri durumunda cennete giremezler.' Neticeyi böyle anlarız. Bunun bir alt derecesi de bu işlerin Allah'ın azabını getirecek ağır hatalar olduğudur.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Evet, Kur'an yarışma için gelmedi ama eğitimin şartları bunu gerektiriyor olabilir. Harama bulaşmamak kaydı ile bu tür yarışmaların yapılması bir eğitim metodu olarak gereklidir. Siz içinize sindiremiyorsanız katılmayın.
Fitnelere dalmayan, ashabı kiramın izini süren, ilk günkü kıvamında bir İslam anlayışına sahip olan, sıkıntılar karşısında başta cihat olmak üzere dinden kopmayan grup demektir.
Burada ölçü olarak sahibinin hakkını takip etmesini ya da yasaklamayı izlemesini alabilirsiniz. Terkedilmiş gibi duran kullanılabilir.
Kimseye bir şey anlatma! Bu senin birinci kanunun olsun. İkinci kanunun da şu olsun: Geçmişinde ne kadar açık ve yanlış varsa onu kapatacak kadar himmetli ve heyecanlı bir gayret içinde ol. Eşin olacak insana yakınlığın, fedakârlığın ve samimiyetin bunu oluşturmalı. İbadetlerin ve tevbene sadakatin, Kur'an okuyup amel etmen.. Bunları yap, şeytan seni geçmişine karşı endişelendiriyor tuzağı ile daha derin yaralara sevk etmesin!
Evet, mescitlere yürümek öyle bir sevap kaynağıdır. Bu sevap kaynağı da erkeklere daha açık görülmektedir. Bunu böyle kabul edip bir kenara koyalım. Sonra da şu sorunun cevabını bulalım: Mesela erkeklerin nurlu cennetlere geçme imkân ve kaynağı sadece mescitlere yürümek midir? Onun dışında onlarca aynı fırsatı kazandıracak kaynaklar yok mudur? Cevabımız ‘vardır elbette' olacaktır. Demek ki, bir sevap kaynağının zikredilmesi diğerlerinin yokluğu demek değildir. Bu erkekler için böyle olduğu kadar kadınlar için de böyledir. Sevgili Peygamber aleyhisselam efendimiz, bayanlar için mesela cemaatle namazı şart koşmazken onlara da cemaatle namaz gibi belki de daha büyük fırsatlar açan kapılar göstermiştir. Kadınlar da o fırsatları cennet yoluna çevirip kazanacaklardır. Bir de bu gözle bakmaya çalışın, daha geniş görün, daha renkli görmeye çalışın. Allah yardımcımız olsun.
İlham vardır ama hüccet değildir. Yani ilham birine gelebilir fakat böyle bir bilgi dini bir hüküm oluşturmaz. İlim Kur’an olur, Sünnet olur, kıyas olur, icma olur. Asla 'ilmiledun' olmaz. Kur'an gibi Kur'an demeye benzer bu, eğer vardır dersek. İlmiledun ile kastımız, bazı insanların kalplerine doğan tuluat ise ona olabilir deriz ama bu, onların efkârını genişletmenin ötesinde bir din hükmü niteliği taşımaz.