Fetva Meclisi
Soru
Peygamberimizin ‘Karanlık gecelerde mescidlere yürüyerek giden kimselere, kıyamet gününde tam bir nura kavuşacaklarını müjdeleyiniz.’ şeklindeki hadis-i şerifi malumunuzdur. Peki biz hanımlar, yine Peygamberimizin, hanımların mescidinin evleri olduğunu, bildirdiği hadis-i şerifi gereğince erkekler gibi beş vakit, en azından karanlıklarda tek başımıza mescide gidemediğimiz için bu hadis-i şerifin müjdelediği nura nasıl nail olabiliriz? Geceleri, özellikle sabah namazı vakti abdest alıp mescide yürümenin zevkine ve sevabına nasıl nail olabiliriz?
Cevap
Benzer fetvalar
Aleykümselam. Fıkhî meselelerde zaruret olmadıkça 'kim ne demiş?' araştırması git gide dinden soğuma ile sonuçlanabilir, yanlış bir tutumdur, buna dikkat etmenizi tavsiye ederim. Mescide GİRMEK ile MESCİDE UZANIP BİR ŞEYİ ALMAK aynı değildir. Hadisteki farkı öyle anlayabilirsiniz. Bir başka fark da, GİRİP OTURMAK ile ZORUNLU BİR DURUMDA GİRMEK arasındaki farktır. Amel edeceğiniz bir fetvayı bulduktan sonra sadece fetva makamının o işe ehil olup olmadığına bakmalısınız. Allah'a emanet olunuz.
Güzel kardeşim, oraya gitmeyi daha çok dert edinmemiz gerekiyor. Korkarım bu araştırmanız size bir faydası olmadan asıl gayretinizi azaltacaksınız. Gayba ait konularda tartışma yürütmemiz yanlıştır. Gelin hep beraber “cennet ehlinden” olmayı araştıralım, onun için yorulalım.
Selamünaleyküm.Bir yer, olduğu gibi mescid olarak tahsis edildikten orası cami hükmündedir. Orası iptal edilmedikçe camidir. Bir binanın belli bir bölümü cemaatle namaz kılmak için tahsis edilip gerisi de mesela abdestlik, oturma yeri, kitaplık gibi bir sebeple namaz kılınan yerden kapı ile ayrılırsa orası mescid değil müştemilat sayılır. Müştemilat olan bölümde abdestli veya abdestsiz olarak bulunmak caizdir. Özellikle namaz kılınan bölüme ise kadınların özel durumlarında girmeleri caiz değildir. Buna göre durumu değerlendirin.
Cemaatle namaz bazı âlimlere göre farz düzeyinde kendi başına bir ibadettir. Kendi başına bir ibadet olması demek, namaz kılmakla bir emir yerine getirildiği gibi cemaatle kılındığında da ikinci bir emir yerine getiriliyor demektir. Dolayısıyla biz namazı cemaatle kılmayı namazın bir ilavesi gibi değil Allah’ın hususi bir emri gibi görmeliyiz. Cemaatle namazın genel olarak hükmü ise müekked bir sünnettir. Yerine getirildiğinde muazzam bir sevap elde edilir. İhmal edildiğinde yani namaz cemaatsiz kılındığında sevap kaybedilir ama namazın kendisine bir arıza gelmez. Bir tür bereket kaybedilmiş olur. Bazı engeller cemaate gitmemenin mazereti olabilir. Bu mazeretlerden biri mesela yoğun abdest sıkışıklığı olabilir. Etkili bir açlık ve sofranın hazır olması olabilir. Bu mazeretleri sıralama yerine şu iki kuralı ölçü alarak bu büyük emri tatbik edebiliriz: a- “Cemaate devam etmez, sadece cumaya gider” denecek şekildeki ihmal mü'min için çöküştür. Buna dikkat ederiz. b- Belli durumlarda namazı evde veya iş yerinde kılmak “cemaate gitmez adam” olmak değildir. Bu iki çizgi arasındaki denge ise kişinin imanı ve imanını pratiğe aktaran kimliği ile alakalı bir durumdur.
Cemaatle namaz kılınırken, imamın arkasında önce erkekler, sonra erkek çocuklar, sonra da kadınlar saf tutarlar. Bu düzen Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından öğretilmiştir. (Müslim, Salât, 132 [440]; Ebû Dâvûd, Salât, 98 [678]; Nesâî, İmâmet, 33[820]; İbn Mâce, İkâmetu’s-salavât, 52 [1000]) Söz konusu sıranın erkeklerle kadınlar arasında gözetilmesi farz, erkeklerle erkek çocuklar arasında gözetilmesi ise sünnettir. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/58; Kâsânî, Bedâ’i, 1/159) Cemaatle kılınan namazlarda erkeklerin, kadınlarla aynı hizada olmalarına “muhâzât-ı nisa” denir ki, kadının erkeklerle aynı safta yan yana veya erkeklerin önünde namaza durmasıdır. Cemaatle namazın erkek-kadın karışık olarak bu şekilde kılınması bütün mezheplere göre doğru görülmemiştir. Bununla birlikte söz konusu durumun erkeklerin namazına tesiri konusunda ihtilaf edilmiştir. Hanefî mezhebine göre cemaatle kılınan namazda, bir kadın veya ergenlik çağına gelen ya da yaklaşan bir kız, bir erkeğin önünde veya yanında kılacak olursa, aralarında bir örtü ve benzeri bir engel veya bir adam boyu kadar yükseklik farkı bulunmazsa arkasındaki ve yanlarındaki erkeğin namazı sahih olmaz. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/573-574) Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre kadınla erkeğin yan yana durup namaz kılması, iki tarafın da namazını bozmaz. Ancak bunda kerâhet vardır. (Râfiî, el-‘Azîz, 2/174; İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/179; Hattâb, Mevâhib, 2/107; Buhûtî, Keşşâf, 1/329-330; Cezîrî, el-Mezâhibü’l-erbe‘a, 1/268) Kâbe’de ise zaruretten dolayı bu kerâhet de kalkar. Çünkü kadın ve erkeklerin orada ayrı ayrı yerlerde durup namaz kılmaları oldukça zordur. Bu durumda hac mevsiminde Hanefî mezhebine bağlı bulunan kadın ve erkekler ayrı ayrı yerlerde namaz kılma imkânı bulamadıkları takdirde, bu konuda sözü edilen içtihatlara uyarak namazlarını kılabilirler.
İslam’da her mescit, Allah’a ibadet edilen mübarek bir mekândır ve burada kılınan namazlar elbette büyük bir sevaba vesiledir. Ancak bazı camiler, dinimizde manevi olarak daha faziletli ve özel kabul edilmiştir ve bu camilerde kılınan namazların sevabı daha fazladır. Efendimiz aleyhisselam şöyle buyuruyor: "Şu üç mescitten başka bir yere ibadet için yolculuğa çıkılmaz: Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevî ve Mescid-i Aksâ." (Buhârî, Fazlu’s-Salât, 1; Müslim, Hac, 511) Günlük olarak gittiğimiz camilerde kıldığımız namazlar da çok kıymetlidir. Cemaatle namaz kılmak, bireysel namazdan 27 kat daha fazla sevap kazandırır (Buhârî, Ezân, 30). Önemli olan huşû içinde ve samimi olarak namazı kılmaktır. Yani nerede olursak olalım asıl sorumluluğumuz namazı ihlas ve huşû içinde eda etmektir. Eğer bir caminin İslam tarihinde önemli bir yeri varsa, mesela Ayasofya gibi fetihle özdeşleşmiş bir camide namaz kılmak, insanın manevi duygularını güçlendirdiği için güzel bir fırsat olarak görebiliriz.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
İlham vardır ama hüccet değildir. Yani ilham birine gelebilir fakat böyle bir bilgi dini bir hüküm oluşturmaz. İlim Kur’an olur, Sünnet olur, kıyas olur, icma olur. Asla 'ilmiledun' olmaz. Kur'an gibi Kur'an demeye benzer bu, eğer vardır dersek. İlmiledun ile kastımız, bazı insanların kalplerine doğan tuluat ise ona olabilir deriz ama bu, onların efkârını genişletmenin ötesinde bir din hükmü niteliği taşımaz.
Burada ölçü olarak sahibinin hakkını takip etmesini ya da yasaklamayı izlemesini alabilirsiniz. Terkedilmiş gibi duran kullanılabilir.
Fitnelere dalmayan, ashabı kiramın izini süren, ilk günkü kıvamında bir İslam anlayışına sahip olan, sıkıntılar karşısında başta cihat olmak üzere dinden kopmayan grup demektir.
Sekarat yani ölüm öncesi anda şeyhin gelip kurtarması hakkında şunu bilmemiz gerekiyor. Eğer şeyh/mürid ilişkisi muhakkak bir şeye benzetilecekse sadece anlaşılsın diye bir benzetme yaparak ashabı kiramın Peygamber aleyhisselam ile ilişkisini buna benzetebiliriz. Gerçi böyle bir benzetme sağlam bir zemine oturtulamaz ama mesele anlaşılsın diye benzetelim. Ebu Bekir radıyallahu anh, Ömer radıyallahu anh, Ali radıyallahu anh gibilerin sekarat denebilecek hâlleri bilinmektedir. Onların Allah'ın Kur’an ile şahitliğini yaptığı beyatlarına rağmen böyle bir şey gerçekleşmedi. Peygamber aleyhisselamın ruhaniyeti gelip onları kurtarmadı. Bıraktığı şeriatına sadakatleri onları kurtardı inşallah. Onlar için gerçekleşmeyen bu temenni şimdi veya başka bir zamanda kim için gerçekleşebilir?
Doğrunun etrafına sarmalanmış eğrilerdir bunlar.
Kabirdekiler veya yaşayan makam sahipleri iyi mü'minler, Allah dostu insanlar ise açtıkları çığırı devam ettirmek gerekir. İsimleri üzerinden tembellik sektörü oluşturmak İslam ile aynı zeminde tutulabilir bir anlayış değildir.