Fetva Meclisi
Soru
‘İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a da şükretmez’ sözü hadis midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Şükretmek, eldeki nimetin hakkını vermektir. Hangi nimeti verdi ise Allah, şükür de o nimetin gerekleri üzerinden yapılmalıdır. Sözle olan şükür de gereklidir ama esas olan amellerimizdir. Buna göre de; İmanı korumak bir şükürdür. Namaz bir şükürdür, Kur'an okumak bir şükürdür. İnfak etmek bir şükürdür. Cihad olacak işleri yapmak bir şükürdür. 'Elhamdülillah' demek bir şükürdür. Dua bir şükürdür. Allah'ı razı edecek işlerden her bir iş şükürdür. Buna göre düşün ve şeytanın vesvesesine takılma sakın.
Kural şöyledir: Müslüman, istemeden, beklenti içinde olmadan kendisine verilen hediyeyi alır. Bunda bir sakınca yoktur. Hediyeleşmek Müslümanlar arasında bir sünnet uygulamasıdır. Genel kural böyledir. Sizin durumunuzda ise şu noktalara dikkat etmelisiniz: a- Siz sürekli “hediye alan” durumda olduğunuzda ezileceksiniz. İyi niyetle bugün size getirip hediye verenler yarın bunun bedelini en azından onların münker bir işine sessiz kalma olarak bekleyebileceklerdir. Sürekli alan biri için görünen sonuç budur. Siz hediye vermeye kalksanız kime ne kadar vereceksiniz? b- Eğer hediye yaptığınız bir iş için mesela çocuğuna Kur'an öğrettiğiniz için size verilse yine durum böyledir, biraz daha da ağırlaşmış demektir. Maaş aldığınız bir iş için hediye almış duruma düşmüş olursunuz. Aynı zamanda yaptığınız işte ihlasınız da etkilenecektir. c- Size hediye verenlere güzel teşekkürler edin, memnuniyetinizi beyan edin. Karşılık hediye verebildiklerinize siz de hediye verin. Bu durumu çok da istemediğinizi hissettirin onlara. Özellikle de insanların önünde size hediye getirenlere karşı bu inceliği muhakkak gösterin. Allah yardımcınız olsun. Bulunduğunuz noktada Peygamber aleyhisselamın makamını temsil etmektesiniz. En küçük hatanız bile insanların en büyük hatalarına gerekçe yapılabilir. Allah mübarek etsin işinizi.
Hadisler, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize ait sözler demektir. Bir söz, ona ait olmadıkça ya da ona ait olduğuna dair bilgimiz olmadıkça 'hadis' olarak anılmaz. Ama bu arada, hadis olmaması o sözün yanlış olmasını da gerektirmez. Bir sözün, güzel ve doğru bir söz olması başka şey, Peygamber'e ait olması başka şeydir. Bütün doğru ve güzel sözlerin Peygamber'e ait olması gerekmediği gibi, onun her sözünün bizim nazarımızda güzel görünmesi de şart değildir. O ne buyurdu ise onu öylece alır, irdelemeyiz. Zira o, Allah adına konuşmaktadır. Bu nedenle de onun söylediğini bildiğimiz sözler için HADİS ifadesini kullanırız. Sorduğunuz sorudaki söz, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme ait değildir. Yani, onun böyle bir söz söylediğine dair bilgimiz yoktur. Ancak bu durum, bu sözün yanlış olduğunu da göstermez, doğru olduğunu da. Böyle bir söz, bizim Peygamber'imize ne değer katar ne de değerini eksiltir. Onunla ilgili söyleneceklerin en güzelini Kur'an söylemiştir. Daha güzeline ihtiyacımız yoktur. Bu tür sözlerin peşinde vakit israf etmek hatadır.
Kıymetli kardeşim insanlar bazen bilerek, bazen bilmeyerek kalp kırabiliyorlar. Keşke böyle olmasa ama oluyor maalesef. Tabii ki onlara tepkimizi gösterebiliriz. Ama unutmamamız gerekiyor biz de her gün Allah'a karşı suç ve günah işliyoruz ve Allah'tan bağışlanmayı diliyoruz. Öyleyse bağışlanmayı dileyen kullar olarak bizim de Allah'ın kullarını bağışlamamız gerekmez mi? Gerekir. Allah'ın kullarına merhamet edelim ki Allah da bize merhamet etsin. Sen özünde iyi olan insanlara karşı daima affedici olmaya çalış. Hoş gör. Bu sana olgunluk ve büyüklük katar inşaallah. Hadisler konusunda da aşağıdaki hadisleri dikkatine sunarım. Allah'a emanet ol. "Birbirinizle ilginizi kesmeyiniz, sırt dönmeyiniz, kin tutmayınız ve hased etmeyiniz. Ey Allah'ın kulları, kardeş olunuz. Bir Müslümanın, din kardeşini üç günden fazla terk edip küs durması helâl değildir." (Buhârî, Edeb; Müslim, Birr) "Bir Müslümanın, din kardeşini üç gün üç geceden fazla terkedip küs durması helâl değildir: İki Müslüman karşılaşırlar biri bir tarafa öteki öbür tarafa döner. Hâlbuki o ikisinin en iyisi önce selâm verendir." (Buhârî, Edeb, İsti'zân; Müslim, Birr) "Her pazartesi ve perşembe günü ameller Allah'a arzolunur. Din kardeşi ile arasında düşmanlık bulunan kişi dışında Allah'a şirk koşmayan her kulun günahları bağışlanır. (Meleklere) siz şu iki kişiyi birbiriyle barışıncaya kadar tehir edin, buyurulur." (Müslim, Birr)
“Hayırlısı olsun” sözü, biz üzerimize düşeni yaptıktan sonra doğrudur. Üzerimize düşün görevleri yapmadıktan sonra ise anlamsız bir sözdür. Mümin, görevlerini yerine getiren biri ise önüne çıkan kaderin ne olduğu onu etkilemez artık. Tembellerin ve ihmalkârların sıkıntısı ise “ne geldi, nereden geldi..?” soruları ile ömür tüketmektir. Fertler olarak ve ümmet olarak, üzerimize düşen gayreti, ibadet veya cihat her ne ise yapıyor olalım, gerisini dert etmeyiz. Her gelen hayırdır bizim için. Tembeller için ise hayır zaten yoktur. Allah yardım etsin bize.
Allah Teâlâ’nın üzerimizdeki nimetlerini saymakla bitemeyiz. O’nun nimetleriyle, adeta kuşa-tılmış durumdayız. Öyle durumlar vardır ki, biz en kötü belalardan biriyle karşılaştığımıza hükmedecekken, kısa bir zaman sonra bakarız o olay bile bizim için bir nimetmiş! Genellikle biz sadece canlı ve yararlı gördüklerimize nimet olarak bakarız. Hayatımızın en büyük enerji kaynağı, yiyip içtiklerimizin oluşum nedeni olan güneş, nimetlerin belki de sultanıdır. Fakat insanlar arasında nimet sayımı sapılacak olsa, güneşi de bir nimet olarak sayan çok az bulunur veya bulunmaz. Nimet denince doğan çocuk, ele geçen arazı, kazanılan ikramiyeler akla gelmektedir. Kesinlikle yanlış ve ayıplı bir anlayıştır bu tutum. Hastalığımızı bile günahlarımızın dökülmesine vesile kılan Allah’ın kulu iken nimet sayımı yapamayız. Her yanımız nimetlerle kuşatılmıştır. Sürekli şükretmek gerekmektedir. Hamd, Allah Teâlâ’yı övmektir. Bu övmenin içinde de nimetlerine karşılık şükür anlamı vardır. Şükür ise, elimize geçmiş ve gitmiş nimetlerle, hala değerlendirdiğimiz nimetlere karşılık minnetimizi ifade etmektir. O veya bu bir kulluk gereğidir. Şunu da bilmemiz gerekir: Dille şükretmek, ‘elhamdülillah’ demek veya ‘şükürler olsun’ demek nihayetinde bir şükür çeşididir. Ama en güzel şükür nimetin cinsinden yapılandır. Allah sağlık verdiyse onu Allah rızasına uygun kullanmak bir şükürdür. Sıhhatli bir bedene oruç tutturmak bir şükürdür. Mal verdiyse o maldan infakta bulunmak bir şükürdür. Evlat verdiyse, o evladı Allah yolunda yetiştirip kullanmak bir şükürdür.
hadis konusundaki diğer fetvalar
Kur'an’ımızı tecvid adını verdiğimiz bir kaideler manzumesi ile okumak zorundayız. Başka türlü okunması asla caiz olmaz. Kur'an’ımız dışındaki hadisler de dahil olmak üzere metinlerin okunmasına yönelik bir tecvid benzeri kurallar yoktur. Asıl maksat olan hadisin bereketini gidermesin, dikkat edin.
Bu sözün sahih bir rivayetini bulamadım. Genel olarak mevzu ağırlıklı yorumlarla anılmaktadır.
Kur'an'ımız kitabımızdır. İmanımız onadır, onunladır. Temel kuralların asıllarını ondan alırız. En temel kural mesela namaz kılma emridir. Namazın varlığını ondan alırız. Namazın ayrıntılarını ise Peygamber aleyhisselamın hadislerinden öğreniriz. Hadislerden daha fazla istifadeyi de o hadisler üzerinden içtihatlar yapan alimlerimizden alırız. Böylece dini hayatımızı ince ayrıntıları ile yaşarken üç eksende durmaktayız: Kur'an, hadis ve içtihat (kıyas). Ümmetimiz, hayatını bugüne kadar böyle getirmiştir.
Belirttiğiniz hadis sahih bir hadis değildir ama hadisin muhtevası Kur'an'ın ve Peygamber aleyhisselamın getirdiği dinin özüdür. Ümmetiz biz, ümmet olma kabiliyetimizi yitirdikten sonra neyimizle öne çıkabiliriz ki? Allah sana ve senin gibi dertli mü'minlere sabır ve sebat ihsan etsin. Şunu unutmayalım: Allah Teâlâ, herkese takatı kadar yük yükler. Münferit bir mü'min olarak sen, bir kişilik kalbinle mesulsün. Bir vakıf başkanı vakfının kapasitesi kadar mesuldür. Bir devletin başındaki mü'min de o devletin gücü kadar sorumludur. Herkes hesabını Rabbine verecek; kimin ne kadar takatı vardı, kim de ne kadar tembel davrandı, bunu sadece o bilebilir. Hesabını da o soracaktır. Buna göre biz çalışırız. Malımızı, bedenimizi ve nefeslerimizi feda etmeye hazır oluruz. 'Haydi' sesini ezan sesi gibi duyarız. Gayret ederiz, sabrederiz, dik dururuz, yürürüz, koşarız, takatımız bitin, kaslarımızda mecal kalmayınca da çömelir anamızın kucağında çığlık attığımız gibi ağlarız, çığlığımız Arş'a erene kadar ağzımızdan ve ellerimizden, ayaklarımızdan hatta gözlerimizden çığlıklar yükseltiriz, dualar ederiz, Allah'ın yardımını getirecek fecri bekleriz. Bütün bunlara da melekler şahit olur. Gerisi.. Yok gerisi bunun.
Tirmizî’de 241 nolu hadiste Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ‘kırk gün sabah namazını, imamın tekbirine yetişecek şekilde kılan için ateşten kurtuluş ve nifaktan kurtuluş beratı verilir’ buyurmaktadır. Anlaşılıyor ki, sabah namazını kırk gün camide kılmanın mükâfatı ateşten ve nifaktan kurtulmaktır. Rabbim muvaffak kılsın.
İ’tikâf sünnet bir ibadettir. Sünnet olarak da herkesin yapması yerine belirli kimselerin yapması durumunda yerine gelebilecek bir sünnettir. Özellikle dünyevileşme bataklığına karşı kendine gelme, ahireti hatırlama, ibadet ve tefekkür kalitesini artırma amacı açısından önemli bir görev yapar bu ibadet. İ’tikâf camide yapılır. Sadece abdest gibi zorunlu ihtiyaçlar için çıkılır. Namaz ve Kur’an okuma ile geçirilir saatler. Az uyunuz, zikir yapılır. Dünya kelamı ile meşgul olunulmaz. En az bir tam gün yapıldığında ona i’tikâf denir. Akşam ezanından öbür akşam ezanına kadar olan bir gün belirtilen gündür.