Fetva Meclisi
Soru
Çalıştırılan bir işçinin çalışma saati ne kadar olursa tam dine göre olur?
Cevap
Benzer fetvalar
İslam dininde namaz, kelime-i şehadetten sonra gelen en önemli ibadettir. Zira Kur’an-ı Kerim’de: “Öyle erkekler vardır ki, onları ne bir ticaret, ne bir alış-veriş, Allah’ı anmaktan, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekat vermekten alıkoyar. Onlar, dehşetinden kalplerin ve gözlerin ters döneceği günden korkarlar” (Nur, 24/37) buyrulmuştur. Hz. Peygamber (s.a.s.), üzerine İslam’ın bina edildiği esasları saydığı meşhur hadisinde kelime-i şehadetten sonra namazı zikretmiştir (Buhari, İman, 2; Müslim, İman, 7). Namaza gereken önemi vermeyen ve terk edenler hakkında Kuran’da birçok uyarı yer almaktadır (Nisa 4/142; Tevbe 9/54; Maide 5/54-55; Meryem 19/59; Müddessir 74/43; Mümin 40/60). Hz. Peygamber (s.a.s.) de namazı kasten terk edenler hakkında ağır ifadelerde bulunmuştur (Müslim, İman, 37, H. No: 256; Ebu Davud, Sünnet, 15; Tirmizi, İman, 9; Nesai, Salat, 8). Bu açıdan günlük işler, sanat ve meslekler, aile fertlerinin geçimini sağlamak için yapılan çalışma ve yolculuklar namazın geriye bırakılması için özür sayılmaz. Zira Cuma ve beş vakit farz namazı kılmak bunlarla mükellef olan her Müslüman için farzı ayın olup, terki caiz değildir. Öte yandan işverenin ya da işyerinde sorumluluk alan kimsenin, namaz kılmak isteyen memurlarına ve işçilerine, Cuma ve günlük dini görevleri olan namazlarını, hiç değilse farzlarını kılabilme imkanını sağlaması gerekir. Bununla birlikte işçinin ve memurun da namazı bahane ederek mesaisini su-i istimal etmemesi ve çalıştığı yerde namaz kılması için iş disiplini ve düzeni açısından işverenden veya amirlerden uygun bir yer istemesi ve zaman ayarlaması yapması uygun olur. Din ve vicdan özgürlüğünün kapsamında ibadet hakkı da yer almaktadır. İnanç özgürlüğünün devamı olarak, bir dine inanan kimse, o dinin gereklerini yerine getirebilme hakkına da sahiptir. Çalışanlara farz namazlar için izin verilmemesi kesinlikle yanlıştır. Bu durumda çalışanlar kendilerine alternatif bir iş imkanı aramalıdır. Zira Allah’a isyan noktasında anne-baba olsa bile kullara itaat olmaz (Tevbe 9/23; Ankebut 29/8; Lokman 31/15). Eğer çalışanlar aramalarına rağmen başka bir imkan bulamazlar ise; öğle ile ikindiyi, ya ikindiyi öne alarak öğle vaktinde ya da öğleyi geciktirerek ikindi vaktinde; akşam ile yatsıyı da yatsı vaktine geciktirerek veya yatsıyı akşam vaktine alarak (cem ederek/birleştirerek) kılabilirler.
Namaz dinin direğidir. Dinimizin direği ne ise o bizim hayat dinamiğimizdir. Namazı hava gibi su gibi görmeliyiz. İş yeri şartlarımız, ev ve çevre seçimimiz, evliliğimiz ve benzeri temel hayat ihtiyaçlarımız namaz eksenli bir seçime göre olmalıdır. Her şeye rağmen iş yeri şartlarında namazı eda etme zorluğu ile karşılaşırsak, namazın sünnetlerini kısabiliriz. Sadece farzları kılarak geçici de olsa bir tedbir üretebiliriz. Mesela öğlen namazı veya ikindi namazı farz olarak kılındığında beş dakikadır. Beş dakikalık bir fırsatı muhakkak yakalarız. Abdestimizi önceden ayarlamamız halinde namaz bir sorun olmayacaktır. Buna rağmen namaz kılınamıyorsa, tenzili rütbe bile olsa farklı bir yere intikal ederek ve hatta rızkımızı başka bir yerden temin etmeye varıncaya kadar alternatiflere başvurmalıyız. Bunun adı namaz; herhangi bir şekilde tavizi asla yoktur. Ancak en ağır memuriyet şartlarında bile namazın sorun olmayacağını düşünüyorum. Siz, kapasitenizi ve samimiyetinizi amirlerinize başka zamanlarda ispatlamanız halinde size beş dakikayı çok görmeyeceklerdir. Şunu da zikretmek gerekiyor: Namazın ve İslam'ın önü açıktır. Merak etmeyin, namazın değil onu terk etmenin sakıncalı olduğu günlerimiz yakındır biiznillah. Allah'a emanet olunuz.
Kur’ân okunduğu zaman Müslüman’ın onu dinlemesi gerekir. Çünkü “Kur’ân okunduğu zaman ona kulak verip dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.” (el-A'râf, 7/204) buyrulmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm okunurkenMüslümanların konuşmayıbırakıp onu dinlemeleri istenmekle birlikte bunun farz olup olmadığı,farz olması durumunda da bu hükmünmutlak olup olmadığı konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazı âlimlerin görüşüne göre Kur’ân okunduğunda onu dinlemekher zaman farzdır. Bazılarına göre yukarıdaki âyet, farziyet değiltavsiye (nedb) anlamıtaşımaktadır. Bazı âlimlere göre ise âyet, sadecenamazda okunan Kur’ân’ı dinlemekle ilgilidir; namaz dışında Kur’ân okunurken onu dinlemek ise müstehaptır. (Ebüssuûd, İrşâd, 3/310) Hanefî mezhebinde ise namaz dışında Kur’ân okunurken onu dinlemenin hükmü hakkında iki görüş vardır. Birine göre bu dinlemefarz-ı ayn, diğerinegöre ise farz-ı kifâyedir. Farz-ıkifâye olduğunu söyleyenlere göre, Kur’ân okunan yerde onu dinleyenbirileri varsa diğerlerinden sorumluluk düşer. Ayrıca mezheptekiher iki görüşe göre de Kur’ân okunurken, bir mazeret sebebiyle onu dinleyemeyenler sorumlu olmazlar. Özellikle, çarşı ve iş yeri gibi mekânlarda insanlar kendi işleriyle uğraşırken birileri onların yanında Kur’ân okuyorsa, dinlemeyenlerin değil, okuyanıngünahkâr olacağı ifade edilmiştir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/546) Buna göre, başkalarının dinlemesine mâni olmadan camide veya başka bir mekânda sesli olarak Kur’ân okunurken bir kenarda namaz kılmakta sakınca yoktur.
Ramazan orucu, ergenlik çağına ulaşmış ve akıl sağlığı yerinde her Müslüman’a farzdır. Mazeretsiz olarak oruç tutmayanlar büyük günah işlemiş olurlar. Zira Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Bir kimse, Allah’ın tanıdığı bir ruhsat olmadan, Ramazan’da bir gün orucunu tutmazsa, bütün yılın orucu bile o günün yerini tutmaz.” (Ebû Dâvûd, Savm, 38 [2396]; bk. Buhârî, Savm, 29) Ailesinin rızkını temin etmek için ağır işlerde çalışmak zorunda olup da oruç tutmaları sağlığına zarar verenlerin o günlerde oruç tutmayıp daha sonra kaza edebilecekleri, kaza etme imkânlarının olmaması durumunda ise her gün için bir fidye vermeleri şeklinde görüşler vardır. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/420) Ancak çok ağır olmayan günlük işlerde çalışmak orucu terk için özür sayılmaz. Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur: “Öyle erkekler vardır ki, onları ne bir ticaret ne bir alışveriş, Allah’ı anmaktan, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamaz. Onlar, dehşetinden kalplerin ve gözlerin ters döneceği günden korkarlar.” (en-Nûr, 24/37)
İki şeye dikkat edilecek: A- Devletin belirlediği çalıştırma kurallarına sadık kalınacak. B- İş sözleşmesi yapılırken anlaşması yapılmış bulunan ve söz verilen ilkelere sadık kalınacak. Bu iki ilkenin dışında ortak insani ilişki ilkeleri ve mü'min nezaketi merhameti diyebileceğimiz genel ilkeler kalır.
Cuma namazı hür, mazereti olmayan ve mukim olan her müslüman erkeğe farz-ı ayndır (el-Cum'a, 62/9). Cuma namazının kuvvetli bir farz olduğu ve bu namazı özürsüz olarak terk etmenin büyük günah sayıldığı hususunda sahih hadisler vardır. Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Önemsemeyerek üç cumayı terk eden kimsenin kalbini Allah mühürler.” (Ebû Dâvûd, Salât, 209 [1052]; Tirmizî, Cum‘a, 7 [500]); “Birtakım kimseler, ya cuma namazını terk etmekten vazgeçerler ya da Allah onların kalplerini mühürler ve artık onlar gafillerden olurlar.” (Müslim, Cum‘a, 40 [865]). Bu hadis-i şerifler, cuma namazını terk etmenin bir Müslüman için ne kadar sakıncalı olduğunu ifade etmeye yeterlidir. Hasta ve yolcu olanlarla, cuma vaktinde hayati önemi haiz görevleri icra edenler hariç, akıllı ve ergenlik çağına gelmiş her Müslüman erkeğe cuma namazı kılmak farzdır. İbadet hakkı, din ve vicdan özgürlüğü kapsamındadır. Bir dine inanan kimse, inanç özgürlüğünün devamı olarak, o dinin gereklerini yerine getirme hakkına da sahiptir. İşverenin, namaz kılmak isteyen çalışanlarına, Cuma ve beş vakit namazlarını kılma imkânını sağlaması gerekir. Çalışanlara farz namazlar için izin verilmemesi doğru değildir. Bu durumdaki çalışanlar hukuki haklarını aramalı ve diğer taraftan kendilerine alternatif bir iş bulmaya çalışmalıdırlar. Bu imkânı bulamayan ve başka türlü de geçimini sağlayamayan kişi için bu durum yeni bir iş buluncaya kadar geçici bir mazeret sayılır.
çalışan konusundaki diğer fetvalar
Müslüman sözünün eri olmak zorundadır. Başka bir şirkette veya işte çalışmamaya söz vermiş birisi normal bir durumda başka bir işte çalışamaz. Ancak bu çalışma: Mevcut şirketine bir zarar vermeyecek, Günlük performansını etkilemeyecek düzeyde olması hâlinde hoş olmamakla beraber haram bir iş denecek seviyede de olmaz zannederiz.
Öncelikle söz konusu hatada senin bir katkın direkt veya dolaylı var mı, bunu bil. Direkt senin imzan da bulunduğu için bu iş yürüyorsa imzanı çekmek zorundasın. Değilse, bu iş hakkında tereddütlerin mi var yoksa kesin bilgilerin mi? Kesin bilgin olmadıkça taşlarla oynama. Kesin bilgin varsa, ortadaki zulme elbette müdahale edeceksin. Sen en üst makama iletirsin. Senin işine mal olsa bile bu sen zulme engel olmanın sevabını kazanırsın. Asla sadece şüphe ile bir işi yapma. Kesin bil, belgeli bil.
Kurban bir ibadet olarak oğlunuza da vacip oldu ise o kurban ibadetini yerine getirmekle sorumludur. Bu ibadeti onun adına siz vekâleten yani tamam sen benim kurbanımı kes diyeceği bir şekilde kesebilirsiniz, kurban olarak sakıncası olmaz. Yine de siz onun kendisinin bu ibadeti eda etmesini yönlendirin, daha kalıcı bir iş olur.
Evet, prensip olarak sigorta caiz olmayan bir iştir. Uygulaması itibariyle fıkha aykırıdır. Yaşadığımız ortam ise böyle durumlarda sigortadan yararlanılabileceği kanaatini ortaya çıkarmaktadır.
Çalışanın işverenin kazancına zarar oluşturacak bir iş yapması, iş yerinde bulunurken başka bir alandaki işi de olsa görüp para kazanması, iş sözleşmesinde bunun konuşulup işverenin de kabul etmesi ile ancak caiz olur.
Satın almacı emin kimsedir. Emanete hıyanet edilemez. Hiçbir mezhep açısından emanete hıyanete kapı aralanamaz.