Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Kadınların kendi aralarında yaptıkları “gün” adı verilen toplantılarda topladıkları paraları dönüşümlü olarak almaları caiz midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Her şeyden önce bunun, eşlerinin bilgisi dahilinde olması gerekir. İkinci olarak da para toplamanın getirdiği sıkıntı, her ne kadar direkt haram olarak vasıflandırılacak durumda değilse de riskli bir iş olarak durmaktadır. Tavsiyemiz katılmamanın doğruluğu yönündedir. Allah'a emanet olun.
Selamünaleyküm.Bu durumda alacaklının hakkı kaybolmaz. O parayı bir yerde muhafaza edecek ve sahibini araştırmaya da devam edecek. Yapacak başka bir şey yoktur.
Aleykümselam. Düştüğünüz hatanın ağırlığını hissetmeniz ve kurtuluş çaresi aramanız güzel bir şeydir. Bunun için Allah'a şükretmelisiniz. Borçlunun sadaka vermesini yasaklayan bir bilgi yoktur ama önce borcunu bitirmesi evla olandır. Siz de önce borcunuzu bitirmeye çalışın. Ödemeyi etkilemeyecek çapta sadakalar vermenizde sakınca olmaz. Allah yardımcınız olsun.
Selamünaleyküm. On beş kişi, her ay belli bir miktar parayı bir muhtaca sadaka olarak vermeyi taahhüt etmek iyi bir şeydir ancak herkesin sırasını beklediği bir yardımlaşmanın sorunsuz bir helal olabileceğini zannetmiyorum. Ayrıntıları ile ele alınması gerekir, katılmamanızı tavsiye ederim.
Dinimiz yardımlaşmayı, sıkıntıları gidermede birbirine destek olunmasını önemseyen bir dindir. Altın günü gibi günler de birbirine yardım gibi dursa da aslında hiç kimsenin bir fayda sağlamadığı, kendi parasının kişiye geri döndüğü bir sistemle yapılmaktadır. Bu da ihtiyaç olmayan bir sistem anlamına gelmektedir. Aynı zamanda bir araya geliş tarzı, oluşan gündemler, edilen muhabbetler kişiye ne kadar fayda sağlıyor; bu durumda uzaktan hassas bir şekilde incelenip katılım durumuna karar vermek sağlıklı olacaktır. En temelinde de malayani kısmını doldurur bir beraberlik olup olmamasına da dikkat edilmesi gerekmektedir. Belirlenen miktarın altın/para türünden olmasında bir sıkıntı yok, hangi altın türü belirlendi ise onun alınmasında veya para isteyene paranın verilmesinde ilke olarak sakınca olmayabilir. Şunu da unutmamak gerekir ki para toplamanın getirdiği sıkıntı, her ne kadar direkt haram olarak vasıflandırılacak durumda değilse de riskli bir iş olarak durmaktadır. İnsana fayda vermeyen, bazı durumlarda tereddütlü pozisyonda durmaya sevk edebilecek bu gibi işlerden de uzak durulması gerektiğini tavsiye ederiz. Rabbim yardımcımız olsun.
Bunu bir borç verme işlemi olarak görebiliriz. Toplanan para katılımcılardan birine verildiğinde: Ondan bir fazlalık istemeden geri getiriyorsa, Mubah bir işte parayı kullanıyorsa işlemde bir sakınca yoktur. Güzel bir borç uygulaması yapmış olursunuz, biiznillah bundan sevap da kazanırsınız. Yalnız size şunu tavsiye etmeliyiz: Bu ve benzeri yolları deneyenlerin pek çoğu sırf bu yüzden dostlarını kaybettiler. Paranın girdiği yerde şeytanın fitnesi de büyür ve daha kışkırtıcı olur. Konuşurken ve kararlaştırırken kolay ve güzel gibi görülür bu işler ama pratiğe geçildiğinde öyle olmayabilir. Çok dikkat edin. Katılımcıları mümkün olduğu kadar az tutun. Aranızdaki iman kardeşliği ve muhabbetiniz zarar gördükten sonra yaptığınız işten kazanacağınız bir ecir de kalmayabilir maazallah.
TİCARÎ HAYAT konusundaki diğer fetvalar
İslâm’ın kesin kurallarıyla çelişmeyen ve yürürlükteki hukukî mevzuata bağlı olarak yapılan iş akdinde, taraflardan birinin haksız uygulaması üzerine açılan davada mahkemenin, kendisine sunulan gerçek delil ve doğru beyanlara dayanarak hükmettiği tazminatı almak dinen caizdir.
Dinimizde yasak olan şeyleri yapmak günah/haram olduğu gibi böyle şeylerin yapılmasına rıza göstermek ve yardımcı olmak da günah/haramdır. Hz. Peygamber, haram bir maddeyi kullanan ile birlikte onu imal eden, taşıyan, aracılığını ve sunumunu yapan kişilerin de aynı günaha girdiğini bildirmiştir. (bk. Ebû Dâvûd, Eşribe, 2 [3674]; İbn Mâce, Eşribe, 6 [3380]) Bu itibarla, bir kimsenin helalinden kazanma konusunda alternatif imkânları bulunduğu sürece dinen yasaklanan şeylerin yapıldığı iş yerlerinde çalışması caiz olmaz. Ancak bütün çabalarına rağmen geçimini sağlayacak başka iş bulamadığı durumlarda zaruret sebebiyle bu tür iş yerlerinde çalışabilir. Zaruret durumunun ortadan kalkması yani yapılması helal olan uygun bir iş veya iş yeri bulması hâlinde ise mevcut iş yerini terk etmesi gerekir.
Bankaların, kamu veya özel sektörde çalışanlara, çalıştığı kurumlar tarafından maaşlarını kendilerinden almayı tercih etmeleri karşılığında vermiş oldukları promosyonlar, işleyiş bakımından faize tam olarak benzememekle birlikte faiz şüphesinden de tümüyle uzak değildir. Bu itibarla, temel ihtiyaçlarını karşılayacak durumda olanların bu parayı kendileri ve bakmakla yükümlü oldukları yakınları için kullanmamaları; bilakis ihtiyaç sahibi fakirlere vermeleri uygun olur.
Maddi hasar ile sonuçlanan trafik kazalarında tazminat sorumluluğu var mıdır? İslam’da, din, can, akıl, nesil ve mal güvenliği korunması gereken beş temel esas (zarurat-ı hamse) olarak değerlendirilmiş, bir kimsenin malına gelen zararların giderilmesi, ana ilkelerden biri olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla trafik kazasında suçlu olan kişi, trafik kaza raporunda belirtilen hata oranında mağdur ettiği kişinin aracına verdiği maddi zararı ve araçta meydana gelen piyasa değerindeki azalmayı tazmin ile yükümlü olur. Sigortanın karşılayacağı veya dava sonucu mahkemenin hükmedeceği miktar, tazminat yerine geçer.
Trafik kazasının kişinin iradesi/dahli dışında gerçekleşmesi durumunda tazminat gerekir mi? İslam hukukunda bir şeyin itlaf edilmesi sonucu meydana gelen zararın faile isnat edilebilmesi ve bir tazmin sorumluluğu doğabilmesi için fiil ile zarar arasında illiyet bağının bulunması, yani zararın fiilin tabii sonucu olarak ortaya çıkması gerekmektedir. Bununla birlikte zararla fiil arasında esasen bir illiyet bağı mevcut olmakla beraber farklı bir faktörün devreye girmesi, failin tazmin sorumluluğunu düşürebilir. Söz konusu illiyet bağını kesen sebeplerin en başta geleni ise mücbir sebep denilen haldir. Fakihler fırtına, yangın, sel gibi mücbir sebeplerin bir zararı meydana getirdiği durumlardaki zarardan o fiilin failini bundan sorumlu tutmamışlardır. Mesela fırtına, yangın, sel, hastalık veya ani ölüm gibi nedenlerle hayvanın düşüp bir şeyi telef etmesi durumunda, binici tazmin ile sorumlu tutulmamıştır. (Şirbini, Muğni’l-muhtac, V, 542) Burada fiille zarar arasındaki illiyet bağını mücbir sebep ortadan kaldırmıştır. İlliyet bağını kesen bir diğer sebep ise zarar görenin veya üçüncü bir kişinin kusurudur. Dolayısıyla zararın meydana gelmesine zarar görenin veya üçüncü bir kişinin kusurlu bir davranışı sebep olmuşsa failin yine tazmin borcu doğmaz. Bu husus, trafik ile ilgili mevzuatta şu şekilde zikredilmiştir. “İşleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur.” (Karayolları Trafik Kanunu/KTK, md. 86) Buna göre; kurallara uygun bir şekilde trafikte seyreden bir sürücünün şiddetli yağmur, fırtına, sel, vb. nedenlerle iradesi/dahli dışında aracıyla bir şeyi telef etmesi veya zarar görenin yahut üçüncü bir kişinin kusurlu bir davranışı sonucu zarar meydana gelmesi durumunda tazmin ile sorumlu tutulmaz.
Kullanıcılar arasında değişim ya da kıymet ölçüsü olarak genel kabul gören, kaynağı itibariyle kullanıcılara güven veren her türlü paranın kullanımı caizdir. Bu noktada önemli olan husus, para olarak bilinen değişim aracının kendi özünde yani üretim şeklinde, sürüm aşamalarında ve muhataplık niteliğinde büyük belirsizlik (garar) içerip içermemesi, bir aldatma (tağrir) aracı olarak kullanılıp kullanılmaması ve belli bir kesimin haksız ve sebepsiz zenginleşmesine vesile olup-olmamasıdır. Son yıllarda ortaya çıkan ve birçok çeşidi bulunan kripto paralardan her birini kullanmanın hükmünü yukarıdaki genel ilkeler doğrultusunda değerlendirmek gerekir. Buna göre kendi özünde ciddi belirsizlikler taşıyan, aldanma ve aldatma riski ileri düzeyde olan, dolayısıyla herhangi bir güvencesi bulunmayan ve kamuoyunda saadet zinciri olarak bilinen uygulamalar gibi belirli kesimlerin haksız ve sebepsiz zenginleşmesine yol açan kripto paraların kullanımı caiz değildir.