Fetva Meclisi
Soru
Hocam kadınların halka kurup sesli şekilde kendinden geçerek zikir çekmeleri caiz midir? Dinimizde sesli zikrin yeri nedir?
Cevap
Benzer fetvalar
“Cehri zikir” ile ne kastettiğinizi bilemiyorum. Raks, sema gibi bir ritüel kastediyorsanız uzak durmanızı tavsiye ederim. Tesbihat olarak bilinen zikirleri sesli veya sessiz yapmanızda ise sakınca olmaz. Ama çalgı eşliğinde özel dekorlarla süslenmiş ortamlarda icra edilenlerden de uzak durmanızı tavsiye ederim. Şunu da unutmayın ki; size sadece Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i dinlemiş olmak yetmediği, ilave bir şeyler yapma ihtiyacı hissettiğiniz sürece kat edeceğiniz daha çok yol var demektir. Allah yardımcınız olsun.
Selamünaleyküm. Biz, dinimizi ashabı kiramdan öğrendik; onların yapmadığını DİN OLARAK yapamayız. Ashabı kiramdan o şekilde bir zikir çeşidi nakledilmemiştir. Yapılan işin içeriğinin güzel olması ibadet şekli olmasını gerektirmez. Bir mecliste oturup fıkıh öğrenmek, tefsir öğrenmek daha bereketlidir.
Selamünaleyküm. Peygamber aleyhisselamdan zikir varit olduğu gibi o zikri nasıl yaptığı da varittir. Dolayısıyla onun yaptığı bir zikri ancak onun gibi yaparsak doğru bir iş yapmış oluruz. Bu da zikrin nasıl yapıldığını kaynağından öğrenmemizle mümkündür. Bundan sadece, bilmeyenleri öğretme gibi bir durum istisna edilebilir.
Neyi zikir mantığı ile kullanmanın ne kadar Celaleddin Rumi'ye dayandırılabileceği ayrı bir meseledir. Böyle bir isnat doğru olsun veya olmasın bizim için kural şudur: İbadet türlerini ve şekillerini sadece Allah ve Resulü belirler. Kullar ibadetlere şekil veremezler. Neyi bir ZİKİR OLARAK görmek dinimizin temelleri ile çelişir. Bir müzik, kültür, folklor veya benzeri bir isimle anılabilir ama onu zikir olarak görmek mümkün değildir. Böyle bir şeyden Allah'a sığınırız. Ney ihdas edilmeden önce yaşayan nesillerin tanımadığı bir zikir yani ibadet var dememiz, dinimizde ilk asırlarda eksik bırakılmış bir nesneyi kabul etmemiz demek olur ki, bunu mümin söyleyemez.
Selamünaleyküm. Bugün artık filmlerden izlediğimiz zikir ritüellerinin ashabı kiramla bir bağlantısını bilmiyoruz. Namaz ve diğer ibadetleri onların nasıl yaptığına dair onca ayrıntı bize ulaşmıştır. Onları öyle bir ibadet yapsalardı o da bize ulaşırdı. Ulaşmadığına göre onların yaptığı bir iş değildir.
Selamünaleyküm. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabının yapmadığı hiçbir şey ibadet olamaz, ibadet değildir, kıyamete kadar da olmayacaktır. Def de ashabın ibadetlerinde yoktu, defle olsa olsa düğün yapılabilir, ibadet değil.
Ashab-ı Kiram konusundaki diğer fetvalar
Ashab-ı Kiramdan itibaren bugüne kadar gelen bütün âlimlerimizin bize öğrettiği dinde kadının özel günleri nedeniyle kılamadığı namazlarını KAZA ETMEYECEKLERİ hükmü vardır.
CEMAAT ümmettir. Bir grup veya birliktelik cemaat olarak anılıyor olsa da o semboliktir. Dolayısıyla sizin veya bir başka müminin camide namaz kılması belirttiğiniz cemaatte olması anlamına gelmiyor. Aynı şekilde bir tarikatta veya vakıfta ya da bir büyüğün himayesinde olması da cemaatte olduğu manasına gelmez. Bir bütün olarak ümmetin içinde olan ve ümmetin değerlerini muhafaza eden, dininden taviz vermeyen, sünnete sarılan, Ashab-ı Kiram’ı izleyen mümin cemaattedir.
Yetmiş bin kelimeyitevhid okuma diye bir ibadet yoktur. Mü'min olarak ölen birine kendisine ait tek bir kelimeyitevhid yeter biiznillah. Öyle olmayana da milyarlarca kere okunsa boş iştir. İnsanlar, yaşayanların Allah'tan uzak bir hayat sürmelerine karşı bir evde toplanıp tek bir kelime konuşmaya vakit bulamazken ölmüşleri için bu tür toplantıları seve seve yapmaları neyin işaretidir bilemiyoruz. Diriyi kurtaracak bir oturum koca bir cennet demektir ve biiznillah çaredir. Buna yanaşan yok ama ölü üzerinden duygu sömürüsüne rağbet çok. Hasbunellah! Yasin günleri de buna dâhildir. Bunlar Ashab-ı Kiramın yaptığını duymadığımız işlerdir. Onlardan başka da peşinden gidilmeye değer kimse yoktur.
Dinin beş temelinden biri olduğu hâlde bazı zengin Müslümanların zekâtı ihmal etmeleri, bazı Müslümanların namazı kılmamalarıyla aynı pencereden anlaşılabilir. Namaz esasen zekâttan daha kolay bir ibadet olması ve cebe de dokunmamasına rağmen ihmale uğrayabiliyor. Bu bir iman meselesidir. Allah’a teslimiyet oranıyla alakalı bir durumdur. Allah’a teslim oluşumuz sadece zihindeki bazı kabullerle olduğu gibi fedakârlığın çeşitli oranlarda buna eklenmesiyle de gerçekleşebilir; herkesin Allah’a teslimiyeti (Müslümanlığı) farklı olduğu içindir bu. Zekâtta esneme ve aksama gösterenler de aslında imanlarından kaynaklanan bir problemden ötürü böyle yapmaktadırlar. Zekâtı inkâr etmedikçe dinden çıkılmayacağı doğrudur fakat Kur’an-ı Kerim, namaz ve zekât ibadetlerini Müslüman olup olmadığımızın en canlı göstergeleri olarak ortaya koymaktadır. Zekâtın ihmali de kişinin imanındaki pürüzden ileri gelir. Bu sebeple namaz kılan ama zekât vermeyen bir profile çok nadir rastlayabiliriz; zira bunların ikisi bir bakıma aynı şeylerdir. Mal sevgisi, bireysel takıntılar veya başka sebeplere de bağlanabilecek bu hususun ana nedeni iman meselesidir. Ashab-ı Kiramın böyle sorunlarının olmayışı, cennet ve cehennem olgularını kendilerinden uzak birer hikâye konusu gibi görmemelerindendi. Bu da ancak imanın yüksek tonajıyla gerçekleşebilecek bir kıvamdır.
Bir kere karşılaştırmayı Peygamber aleyhisselam Efendimizle değil Ashab-ı Kiram ile yapsak daha iyi olur. Evet, onlarla da aramızda ağır farklar var gibi görülmektedir ama şunu unutmayınız ki bu neslin mücadele etmek durumunda olduğu imtihanlar basit denebilecek imtihanlar değildir. Onlarınki fiziki olarak ağırdı bizimki de beyin açısından ağırdır. Herkes imtihan durumundadır. Herkes Rabbine hesap vereceği bir imtihan yaşamaktadır. Bu sebeple biz, imtihanı kazanmak için gayretimizi yapacağız. Onları da bizi de Rabbimiz değerlendirecektir. Allah yardımcınız olsun.
Evet, tasavvuf erbabının kendi içinde önemsedikleri ve tasavvufi bir eğitim olarak uyguladıkları belirttiğiniz örnekteki gibi ve başkaca işleri vardır. Bunlar Ashab-ı Kiramın bize bildirdiği din kaidelerinde umumiyetle de yoktur. Eğer bunu yapanlar, yaptıklarını DİNİN KESİN EMRİ gibi görüyorlarsa şüphesiz bu bir hatadır. Bizim böyle bir hatayı benimsememiz de caiz olmaz. Öyle değil de BİR EĞİTİM FARKLILIĞI olarak görüyorlarsa bunu, bizde mesela bilgisayarla eğitim yapmak gibi bir farklılık olarak görürüz bu farklılığı. Tartışılıp büyütülmesine de gerek yoktur. Neticede iyi bir iş yapmak maksadı duruma hâkimdir.