Fetva Meclisi
Soru
Hocam bir tanıdığımız var, kendisi devlet hazinesine ait olan yani herhangi birisine ait olmayan boş yerleri gidip çevirip kendine yerleşim yeri yapıyor. Biz, milletin ve herkesin hakkı olduğunu, dinen haram olduğunu söylediğimiz halde, “MÜLKÜN SAHİBİ ALLAH'TIR” diyor. Bir de Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Henüz hiç kimsenin eline geçmemiş bulunan bir şey, onu ilk ele geçiren kimseye ait olur.” (Ebû Dâvûd, İmâre) veya “Kim ölü araziyi ihya ederse ona sahip olur” gibi hadisleri de delil gösteriyor. Bu bir gasp ve umumun hakkına da girmek değil midir? Günah değil midir? Bu hususta tatmin edici bir şeyler yazarsanız, bu arkadaşa gidip okutacağız.
Cevap
Benzer fetvalar
Haram olduğundan şüphe ettiğimiz gıdadan uzak durduğumuz kadar dinimizi koruyacağımıza göre bildiğiniz bu hatanın sahibine ait bir elmayı da ısırmayın.
Aleykümselam. Müslüman için dinini hakkıyla yaşayabileceği ve adı ile pratiği ile İSLAM ÜLKESİ bir yer var iken sözünü ettiğiniz gibi bir kâfir ülkeye gidip orada yaşarsa böyle bir durum için haramlık söz konusu olur. Ne yazık ki bugün, İSLAM ÜLKESİ denebilecek bir toprak parçası yoktur. İslam adına bayrak sallanan yerler de bir kabileye bir coğrafyanın insanlarına mahsus ülkeler olarak anılmaktadırlar. Bu nedenle mevcut durumu, kitaplardaki bilgilerle karşılaştırmakta hata ederiz. Bulunduğumuz yerle gidebileceğimiz yerler arasında EN UYGUNU, EN AZ ZARARLISI gibi tercihler yapabiliriz. Kendiniz ve aileniz açısından bu değerlendirmeyi yaparak karar verebilirsiniz ancak. Allah yardımcımız olsun.
Güzel kardeşim, hatasız kul olmaz. Hepimiz hata ederiz; keşke ölmeden o hataları temizleyip gidebilsek. Benim şahsımla alakalı kimseden hak talebim yoktur. Dinime hizmet ederken elbette çile çekecek, okların hedefi olacağım; bunu normal görüyorum, bir hak oluştu ise onu da helal ediyorum. Bu ifadeler ve tutumlardan dinimiz zarar gördü ise o da benim çözebileceğim bir iş değildir. Herkes hatasına istiğfar etmelidir. Allah'a emanet olun.
Misafire ikram dinimizin birinci derecede önümüze koyduğu kulluk vazifelerimizdendir. Hadislerde açık bir dille ikram emredilmiştir. Bunun karşısında evlerin mahremiyeti de yine hadislerle emredilmiştir. Evlerimizin mahremiyetine riayet etmeyen birinin misafirlik hakkı olmaz. Böyle birini kovmaya gerek bırakmadan randevu vermeyerek, mesafe koyarak protesto edebilirsiniz. Bunun haricinde de selamı kesmeyin ondan.
O'na itaat edelim diye yarattı. Bizim O'na ihtiyacımız olduğu için yarattı. Hoşumuza giden zevkleri de O verdi. Zorlanacağımız işleri de O emretti. Böylece kim samimi bir şekilde yaratıcısına vefa gösterecek kim de O'na nankörlük edecek bunu görmek istedi. Böylece hiç kimsenin mazeret hakkı kalmayacak ve herkes kendi işlediği amellerle cenneti ya da cehennemi hak edecek. Yaptıklarımız bizlerin şahidi olacak. Allah bunları biliyor ama bizim de mazeret etme hakkımızı kaldırıyor ve bu noktada hiç kimseyi zorlamıyor, kilitlemiyor. Her insan kendi özgür iradesiyle doğruyu ya da yanlışı tercih ediyor. İmanın hakikati de burada ortaya çıkıyor. Haramlardan kaçmak ve emredilen ibadetleri yapmak kendine zor gelen insanlar iman etmemekle çözüm bulacağını zannediyor. Gerçekten düşünen insanlar ise meseleyi idrak ediyor ve imanın tadını alıyor. Allah doğrudan ayırmasın.
Ben bir şey diyemem, dinim der, ben de biiznillah onu size naklederim. Mü'min emin insandır, hıyanet etmez, ettirmez. Kâfirlere bile ait olsa mü'min hile veya benzeri bir yöntemle mal almaz. Böyle bir mala el koyan haram almış olur, sahibi ile helalleşmesi gerekir. Bunun istisnası yoktur. Belki, bir savaş ortamında savaşın sonuçları olarak böyle bir el koyma olabilir. Özellikle sizin gibi vize ile girilmiş ülkede hırsız durumunda olmanız, dininize ayıp yamamanız olacaktır, bunu unutmayın. Böyle bir hata yapan, kimden aldığını bulamaz veya kamudan almış olursa o kadar malı bir sadaka olarak fakirlere versin.
arazi konusundaki diğer fetvalar
Bir arazinin sahibinin izni olmadan o arazi kullanılamaz. İlgilenmeyişi yılları veya daha uzun bir zamanı bulsa bile hüküm böyledir. Arazinin uzun bir zaman kullanılamaması veya varisi olmadan sahibinin ölmesi durumunda arazi devlete geçer. Bu da izin verecek olanın devlet olması demektir.
Devletin arazisi normalde şahısların arazisi gibi kullanılamaz. Sorumlu yönetici, o arazinin vatandaşlar tarafından geçici olarak kullanılmasında sakınca görmüyorsa “izinli” olarak kullanılabilir. Babanızın yaptığı da ihtimal bu “izinli” yani üst kurumun müsamahası üzerine yapılmaktadır. Böyle bir izne de yetkili merci hak sahibidir. İnşaallah bu işte bir sakınca yoktur.
Gömülmüş ölülerden hiçbir iz kalmamış yani toprak olup gitmiş durumda iseler o arazilerin sahipleri tarafından tarla olarak kullanılması alimlerin caiz gördüğü bir durumdur. Yalnız aileler arasında veya yörede ölülere saygısızlık ekseninde bir fitne çıkması ihtimalini hiçbir zaman göz ardı etmemek gerekir. Mesele sadece tapuya sahip olma meselesi olarak görülmemelidir. Fitneye kapı aralamayacaksa içindeki ölülerin toprak olduğu bir arazi kullanılabilir.
Size arazi satacak olan kişi aklı başında reşit biri ise ve bir kaçak durum görmüyorsanız yani siz de bir hileye alet olmuyorsanız ticarette sakınca yoktur. Allah kolay etsin.
Satılık bir gayrimenkul zekât malıdır yani zekâtı verilmelidir. Yalnız bir yerin sadece tapusunun size ait olması (sizin arsanızın örneğinde olduğu gibi) tasarrufunun da sizde olması için yeterli olmayabilir. Tapusu sizin de olsa tasarruf hakkınızın olmadığı bir yer zekâtını vermeniz gereken bir mal değildir. Bu durumda zekât vermeniz gerekmez. İleride belediye söz konusu engeli kaldırır da siz satma kararını sürdürürseniz, o engelin kalkma anından sattığınız ana kadar yıldan fazla bir zaman geçerse her yıl için zekâtını verirsiniz.
İnsanın arsasının tamamını veya bir bölümünü kendi rızası ile yol olmak üzere terk etmesi bir vakıf yapmadır. Yapılan vakıftan dönmek caiz değildir. Kaldı ki siz, babanızın malı üzerinde söz sahibi değilsiniz.