Fetva Meclisi
Soru
Hocam sekizinci sınıfa giden bir kızım var ve bu sene lise sınavına hazırlanıyor. Okula göndermek konusunda tereddütlerimiz vardı. İlk başlarda dini bilgileri almak istediğini ve dışarıdan okulu bitirmek istediğini söyledi. Araştırma yaptık bir kurs bulduk, çok sevmişti ama şu an kursa gitmek istemediğini söylüyor. Şu an gittiği okul da İmam hatip zaten. Çok şükür namazını kılıyor ve tesettüre de girdi ama lise ortamı bizi biraz korkutuyor. Müslümanlar olarak okuyup bir yerlere gelmeliyiz diye düşünüp devam mı etmeliyiz yoksa açıktan okuyup dini eğitim mi almasını sağlamalıyız?
Cevap
Benzer fetvalar
Seni bu yazdığın ifadelerinin dışında tanımadığımdan dolayı yol göstermekte zorlanıyorum. Ama sen akıllı bir kız olduğundan sana birkaç sözüm olacak. Kızım, eğer örgün eğitimden daha kaliteli bir eğitim ortamı bulursan açıktan okumanı tavsiye ederim. Örgün bile okusan kendini özel okumalar yaparak geliştirmelisin. Ahlaka, namaza ve tesettüre önem veren arkadaşların olsun.
Ümmetimiz “oku” emriyle ilk muhatap olan ilim ümmetidir. Hangi yaşta olursak olalım ilimsiz bir hayatımız olmamalı. Hem kendimiz hem de çocuklarımız için bu ilim yolunda ilerlerken tercihler yapmak zorunda kalıyoruz çoğu zaman. Çocuklarımızı da hiçbir yere göndermeyelim, evde tek başına yetiştirelim diyecek bir zeminde de değiliz. Hem onları okuma hayatından hem de sosyal bir hayattan alıkoymadan hareket etmemiz gerekmekte. Okuma adı ile gönderdiğimiz ortamlarda ahlaki yönden bir erozyona uğrama söz konusu olabilir, bunu da istemeyiz ama bu sonuç olmaması için çevreden gördüğü kötü örneklere inat başta ailesi olmak üzere güzel örnek alacağı bir çevre oluşturmalıyız. Eğer kendi kabiliyetine göre bir meslek elde etmek istiyorsa sizin kriterlerinize göre alternatif bir kurum tercih edebilirsiniz; açık lise veya kabiliyete göre farklı eğitimler de söz konusu olmakta. Mü’min olarak her eğitimi alamayız, her kitabı okuyamayız ama mutlaka ama mutlaka okuduklarımız, eğitimlerimiz olmalı her an. Evlatlarınızın eğitim süreçlerini onlarla olan ilişkilerinizi de yıpratmadan ilerletebilmek için onların da doğal isteklerini göz ardı etmeden konunun uzmanı olan kişilerle istişare ederek hareket etmemizde de fayda olacaktır biiznillah. Bununla beraber bulunmalarını istemediğimiz ortamların bir alternatifini bulmak, kabiliyetlerini geliştirebilecekleri meşguliyetleri oluşturmak da aynı şekliyle ailenin sorumluluğunda olduğunu da unutmamalıyız. Çocuklarımızı çevreden koruyup ahlaklı, dinini yaşayan birey olarak yetiştirme sevdanız çok mübarek; Rabbim yardımcınız olsun. Her şeyin maddeleşmeye doğru gittiği bir dönemde siz maneviyatını düşünüyorsunuz, mübarek olsun. Bunu yaparken de şeytanın sizin de hedefinizde olduğunu unutmayın sakın. Bu sebeple koruyayım derken fıtratını arka plana atarak bir tavır takınmamaya özen göstermelisiniz. Sohbete götürmeniz güzel ama onun da hoşlanacağı uygun ortamlara da gitmeli; yürüyüş yapmak istemesi de uygun yerlere gittiği takdirde engel olunmamalı. “Kadının yeri evidir” hakikatini, asla dışarı çıkmaması gerekendir olarak değerlendirmememiz gerekir. Onun için yapılması mübah olan hangi iş varsa o işi görmek için evden çıkmasında sakınca vardır diyen bir âlim olmamıştır. Sakınca; ölçünün kaçmasında ve âdeta kaş yaparken göz çıkarılmasındadır. Biz fıkıh öğreniriz, fıkha göre yaşarız, insan da toplumsal bir varlıktır ve bu sebeple her an insan ile iç içe olabilmekte. Fıkıh bilen bir insan sınırlarını bilerek hareket etmeli. Tabi ki kadının rahat ettiği, fitneden uzak olan yerinin de evi olduğu da unutulmamalıdır. Kızlarımızın ahlakının ve iffetinin her şeyden üstün olduğunu da bilerek adımlarımızı atarız. Son olarak şu gerçeği de bir kardeşiniz olarak hatırlatmak isterim, insanız, beden sağlığımız kadar ruh sağlığımız da önemlidir. Şeytan her insanla olduğu gibi bizimle de uğraşmakta. Adımlarımızı atarken psikolojisi bozulmuş olmamamız gerekir. Huzur bizim için vazgeçilmez bir duygudur. Mü’minliğimizden huzur duyarız ama insanın boşluğa düştü hissine girmesi ruh sağlığımızı olumsuz etkiler. Aman çocuklarımızı bu ruhsal sürece girip bocalamasına izin vermeyin. Fıtratı, istekleri ile paralel adımlar atmaya çalışın. Rabbim yardımcımız olsun.
Anne ve babanızı karşınıza almanız ancak açık bir haram durumuna sizi iterlerse caiz olur. Okul risk taşıyor ise riskten ötürü bu sürtüşmeye girmeyin. Haram, riskten daha ileri gelir ve burnunu gösterirse onlara itaat etmeniz gerekmez. Diğer ilimlere ve hafızlığa gelince o heyecanı koruyun, niyetinizi temiz tutun, Allah size pek çok kapılar açacaktır. Siz zihin ve yürek dünyasındaki imtihanı kaybetmemeye bakın. Rabbim yardımcınız olsun.
Selamünaleyküm. Öyle bir yerde yüzmeye gönderemezsiniz. Kızınızı alıp bir yerde siz yüzdürmeye çalışın. Yanında annesi de bulunsun.
Size genç bir bayan olarak bakabilecek yaştaki çocuklara ders vermeniz doğru değildir. Sekizinci sınıf öğrencileri bu açıdan yanlış bir tercihtir. Küçük sınıflarda görev alın. Allah yardımcınız olsun.
Aleykümselam. Örgün eğitimin yapıldığı bir lisede kız çocuklarının bilhassa karma eğitimde bulunmasını tehlikeli görüyoruz. Açıktan devam etmesi mümkündür. Kardeşinizin böyle bir isteği tembellikten kaynaklanıyorsa ona diyeceğimiz yoktur. Elbette ailenizin başı olan babanızın kalbini üzmeden yapacağınızı yapmalısınız.
dini konusundaki diğer fetvalar
İkisi arasında şu farklardan söz edebiliriz: Fetva bağlayıcı değildir. Fetva alan kişinin kabul edip etmemesi kendisi ile alakalıdır. Buna bağlayıcı olmaması şeklinde de not düşebiliriz. Hüküm yani kadı tarafından verilen karar ise bağlayıcıdır. İmam Karafi bunu şu şekilde tarif eder: “Müftü sadece bilgi verir. Kadı ise karar verir ve uygular.” Bir fetva genel olarak dinin emrini veya yasağını ortaya çıkarır. Bu da fetva ile ilgili olanı da olmayanı da kapsar. Kadı’nın hükmü ise hakkında hüküm verilen ile sınırlı kalır. Fetva ibadetler ve diğer konuları da ihtiva eder ama Kadı’nın hükmü ibadet konularında yoktur.
Kur'an’ımızdan başka SIFIR SIKINTILI bir kitap olmaz. Elbette vardır sıkıntısı, eksiği, tartışılır tarafı. Ancak o sıkıntı bir ihanet veya yabancı etkisi olduğu zaman kaçınmak gerekir. Diyanet ilmihali ortalama bir ilmihal kitabıdır. Biiznillah, onunla amel edenin ibadetlerinde sıkıntı olmayacağı kanaatindeyiz. Allah yardımcınız olsun.
Allah için yapılacak işlerden hatta ibadetlerden biri de insanların dini anlamalarına yardım etmektir. Herkes bilgisi ve imkânı kadar bu işle görevlidir aslında. Bu bir ibadettir. Bütün ibadetler gibi bunun da en temel şartı ihlastır. İhlas bir işi sadece Allah için yapmak demektir. Yalnız Allah için yapılan bir işten Müslüman’ın mutluluk hissetmesi sakıncalı değildir. Yeter ki riya ve gösterişe dönüşen bir sonuca gidilmesin. Genelde insanların takdiri ve övgüsü ihlası azaltır ama işi yapanın kalbi kaymadığı sürece övgü ve takdir bir engel değildir. Bilakis övgü arttıkça gayret de artıyorsa bu güzel bir durum kabul edilir. Şüphesiz şeytanın ve nefsin kışkırtması açısından riskli bir durum oluşur ama genel olarak bunu bir sakınca göremeyiz. Kendimizi test edeceğimiz ölçü olarak şunu belirleyebiliriz: Allah için olan niyetimiz ve maddi beklentiden uzak kalışımız devam ediyordur. İnsanların takdiri olsun veya olmasın biz aynı heyecanla devam edebiliyoruz. Bunu sağlayabildiğimizde sakınca da yok demektir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme sorulan benzer bir soruya verdiği cevap bizim için çok önemlidir: “O mü'mine bu hayattaki bir müjdedir!” İnsanların takdir etmesini ve bu takdirin mü'mini mutlu etmesini ahiretteki sevaptan önce dünyadaki bir müjde olarak görmüştür aleyhisselam efendimiz. Elbette insanın hoşlanması, övgü beklemesi belki de kendisine şöhret yolu açılması kalbin ifsadı açısından tehlikedir, kişinin uzak kalma gayreti içinde olması gerekir ama bu durum tek başına bir kötülük değildir. Kişiden kişiye ve konudan konuya farklı bir sınav olarak anlaşılmalıdır. Allah Teâlâ yardımcımız olsun.
İlmi araştırmalar yapanların alanları ile alakalı ise kitaplıklarında İncil veya benzeri bir kitap bulunabilir ama mümin bir insan, hiçbir kelimesine iman etmediği bir kitabı hangi maksatla evinde bulundurabilir? Bunu düşünmeyi bile boş görmeliyiz. Allah’ın lanetine uğramışların kitap dedikleri şeyleri bulundurmak, onların şarkı türkülerini terennüm etmek maazallah kalpteki erimenin ve yuvarlanılabilecek bir uçurumun işareti olabilir. İstiğfar edip uzak durmak gerekir.
Dini bilgi, kültür, ders gibi nedenle edinilen kitaplar zekâtı verilecek mal gibi değildir. Sadece değerinden dolayı satın alınan ya da “iş olsun” diye alınan kitaplar ise değerleri üzerinden hesaplanıp diğer mal varlığına katılır ve zekât vakti zekâtları verilir. Özellikle kitap zekâtı diye bir tür yoktur.
Müslüman robot değildir, insandır. Robotla insan arasındaki en doğal farklardan biri belki de duygusallıktır. İnsandaki duygusallık da Allah’ın nimetlerinden biridir. Duygusallığı yansıtan sevgi, kızma, üzülme, unutma ve benzeri tavırlar yaşamak için gerekli bir nimettir. Problem duygusallığın içinde kaybolmaktadır. Sıfır duygusal bir insan düşünemeyeceğimiz gibi duyguları içinde erimiş bir insan da düşünemeyiz. Erkeğin kendine mahsus duygusallığı, kadının kendine mahsus duygusallığı bu hayatın en önemli faktörlerindendir. Kıymetini bilmek ve israf etmek arasında ise ciddi bir imtihan içinde bulunuyoruz. Şöyle de diyebiliriz: Su gibi, diğer muhtaç olduğumuz nimetler gibi kabul edilip değerlendirilmesi hayatımız için gereklidir. İsraf edilmeleri ise hayatımıza zarar verecektir.