Fetva Meclisi
Soru
Babam vefat etti. Annem altmış sekiz yaşında. Akrabamızdan bir hoca bana annen dört ay on gün dışarı çıkmasın, ihdad gerekir dedi. Nedenini de anlatmadı. Bana izah eder misiniz annemin yapması gereken nedir, benimle bir ilgisi var mı?
Cevap
Benzer fetvalar
Hayır, bu Kur'an’ımızın emridir. Kocası vefat eden kadın DÖRT AY ON GÜN iddet bekler. Bu iddet bekleme döneminde evlenmesi hatta nikâh akdi yapması haramdır. Bu dönemi kocasının evinde bekleyerek yani dışarı çıkmayarak geçirir. Sağlık sorunu gibi acil bir ihtiyaç dışında dışarı çıkmaz. Kaliteli ve renkli giyinemez. Parfüm kullanamaz. Süslenemez. Bakacak kimsesi yoksa mutfak ve benzeri ihtiyaçları için dışarı çıkabilir.
“Saymak, miktar, adet” anlamlarına gelen iddet, bir fıkıh kavramı olarak, herhangi bir sebeple evliliğin sona ermesi hâlinde, kadının yeni bir evlilik yapabilmek için beklemek zorunda olduğu süreyi ifade eder. İddetin, kadının hamile olup olmadığının anlaşılarak nesebin karışmasını önleme, taraflara düşünme ve tekrar bir araya gelme fırsatı verme, kadın için yeni hayata ruhen hazırlanma, evlilik bağını bir anda yok etmeme gibi hikmetleri bulunmaktadır. Evlilik, boşanma veya fesih yoluyla sona ermişse ve kadın da hamile değil ise âdet gören kadın üç hayız süresi iddet bekler. “Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç ay hâli (hayız veya temizlik müddeti) beklerler.” (el-Bakara, 2/228) Herhangi bir sebeple âdet görmeyenler ise üç ay süreyle iddet beklerler. “Kadınlarınızdan âdetten kesilmiş olanlarla, henüz âdet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır.” (et-Talâk, 65/4) Evlilik erkeğin ölümü ile sona ermiş ve kadın da hamile değilse, iddet süresi dört ay on gündür. “İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri, kendi kendilerine dört ay on gün (iddet) beklerler.” (el-Bakara, 2/234) Evlilik ne şekilde sona ererse ersin, hamile olan kadının iddeti, doğum yapıncaya kadardır; doğum yapmasıyla iddeti sona erer. “Hamile olanların bekleme süresi ise doğum yapmalarıyla sona erer.” (et-Talâk, 65/4) İddet beklemenin başlangıcı, tarafların fiilen birbirlerinden ayrı kaldıkları an değil, boşamanın veya ölümün gerçekleştiği andır. İddet beklemekte olan bir kadının başka biri ile nikâhlanmasının haram olmasının hikmeti, kendisinde hâlâ eski evliliğinin etkilerinin bulunabilmesi, eski kocasının haklarının korunması ve neslin birbirine karışma ihtimalinin bulunmasıdır.
Selamünaleyküm. Kocası ölen kadının yaşı ne olursa olsun, DÖRT AY ON GÜN iddet bekler. Bir zaruret olmadıkça da kocasının evinde bekler.
İddet bekleyen kadın DÖRT AY ON GÜN iddet süreci yaşar. Bu süre zarfında evlilik görüşmesi yapmaz. Nikâhlanması helal olmaz. Evinde bekler. Bu ev de kocasının öldüğü ev olur. Zorunlu bir durum nedeniyle başka bir evde kalabilir. Bu zorunluluk sağlık, güvenlik gibi zorunluluklardır. Günlük ihtiyaçları gerektiriyorsa evinden çıkabilir. Muayeneye gitme, özel ihtiyaçlarını karşılama gibi durumlarda çıkabilir ama başka bir evde kalması caiz olmaz. Genel olarak hüküm böyledir.
Boşanan veya kocası ölen kadının İDDET BEKLEMESİ (boşandığında üç aybaşı dönemi geçene kadar, kocası öldüğünde de dört ay on gün) dinimizin açık emirlerinden biridir. İlim adamları bu beklemenin nedeni olarak, kadının rahminde eski kocasının çocuğu olma riskini önlemek şeklinde tahminler yürütmüş iseler de Kur'an ve Sünnette iddetin nedeni olarak açık bir gerekçe gösterilmemiştir. Sebebini sadece Allah’ın bildiği bir hükümdür bu hüküm. Kıyamete kadar Kur'an’a iman edenler bu hükmü böyle kabul edeceklerdir. Aksi bir teklifi, dini değiştirme hamlesi olarak anlamak zorundayız.
Aleykümselam. Kocası vefat eden kadının DÖRT AY ON GÜN iddet beklemesi gerekir. Bu iddet hesabı da kameri ay üzerinden olur. Kameri ay, 29 veya 30 gün sürer. Kocanın vefat ettiği saatin üzerinden itibaren hesap yapılır. Dört ay ve on gün bittiğinde de kadının iddeti bitmiş olur. Bu zamandan bir gün önce de olsa nikâh yapması haramdır. Yapılacak olsa da muteber değildir. Yenilenmelidir. Öyle bir hatadan dolayı da istiğfar edilmelidir.
dul konusundaki diğer fetvalar
Ağabeyinizin veya kardeşinizin o öldükten sonra hanımı sizin için tamamen yabancı biridir. Çocukları ise yeğenlerinizdir. Çocukları size mahremdirler. Elbette ağabeyinizin vefatından sonra insanlık ve merhamet olarak en çok ilgilenmeniz gerekenlerin belki de başında onlar gelirler ama buna rağmen mahremiyet kurallarından taviz vermemeniz gerekir. Nezaketinizi ve saygınızı koruyun. Söz gelecek, ithama neden olacak şekilde eve girip çıkmayın. Yengenizin yanına çocukları yanında iken girin. Muhabbeti sulandırmamaya dikkat edin. Bundan da sevap umun. Allah yardımcınız olsun.
Allah Teâlâ eşinize rahmet etsin, size de sabırlar indirsin. Eşinizden kalan mal sizin ve iki çocuğunuzun ortak malıdır. Babası, annesi yaşıyorsa onların da o malda hakları vardır. Annesi ve babası haklarını size bıraktı ise mesele yoktur. Bu soruyu annesi babası yaşıyor mu, çocuklarınız kız mı erkek mi diye belirterek tekrar sorun size daha net cevap verelim.
Erkeğin hanımına “ben ölürsem evlenme” demesi caiz olmaz. Böyle bir şart koştuğunda da eşinin o şarta uyması gerekmez. Yemin etti ise yemininden döner ve keffaret verir. Böyle bir talep dinimizin evlilikle alakalı emirlerine, hayatın genel çizgisine aykırıdır. Özellikle de genç yaşta dul kalan kadınlar için bu daha da risklidir. Bu ümmetin ilk nesillerinden böyle bir söz duyulmamıştır. Aksine ashabı kiramın kadınları kocalarından sonra genellikle evlenmişlerdir. Eşinin ölümünden sonra evlenilmesi haram olma durumu sadece Peygamber aleyhisselamın hanımları için geçerlidir. Zira onlar bu ümmetin anneleridirler.
İHDAD, kocası ölen kadının iddet beklediği süre içerisinde süslenmemesi, süslü giyinmemesi ve zorunlu durumlar dışında evinde beklemesine verilen isimdir.
Böyle bir kural bilmiyorum. Kına gecesi işletilmesi helal olduğu sürece artı veya eksi getiren bir şey değildir.