Fetva Meclisi
Soru
Çevremizde kötülüğü tarif edilemeyecek kadar sıkıntılı insanlar var. Zalimler, kötüler veya fasıklar diyebiliriz onlar için. Arkadaşlarla bir arada iken birisi “ALLAH BELALARINI VERSİN İNŞAALLAH CENNETE GİREMEZLER” dedi. Başka bir arkadaşımız da dedi ki: Bir insanın affolmaması için böyle söz kullanmak günahtır. Bu işin doğrusunu nasıl anlamalıyız?
Cevap
Benzer fetvalar
Konuştuklarımız gibi elbette dinlediklerimizden de sorumluyuz. Bu sebeple dinlediğiniz şey ilahi de olsa Allah’ın rahmetinden umudu kesmeye ya da isyana sebep olmamalıdır.
Sevgili kardeşim. Neden dini, böyle gereksiz felsefeler üzerinden anlamaya çalışıyorsunuz ki? Ashabı kiramın bilmediği, konuşmadığı hiçbir şeyde hayır olmaz. Sizin vazifeniz Allah'ın emrettiklerini yapmak, yasaklarından da kaçınmaktır. Bu iki şeyi becerin de nasıl becerirseniz becerin; şeytan sizi dinin edebiyatıyla meşgul etmesin. Gitgide din yüzünden sapık hale gelebilirsiniz. Sade ve felsefesiz bir din yaşamalısınız. Emredileni yapın, yasaklanandan kaçının, o kadar. Din, üzerinden tartışma yapılması için değildir; yaşanmak içindir. O âlime bu âlime göre değil Peygamber aleyhisselama göre yaşanacaktır din.
Selamünaleyküm. Yalan olmamak kaydıyla dertlerimizi anlatmamız caizdir. İkinci şahsın ismini zikretmeden konuşursak zaten gıybet olmaz. Bize açtığı sıkıntıyı anlatmak zorunda olmamız durumunda ise yaptığımız bir tür hak aramadır, o da caizdir.
1- İnsan olarak hataya müsait yaratıldık. Bütün insanlar hata edebilirler, etmektedirler de. Sadece Allah Teala'nın nebileri bundan korunmuşlardır. Bu durumda biz hata işlemekten ötürü değil de hata işlemeye karşı laubalilikten ötürü sıkıntıya girebiliriz. Kul olarak, hangi çeşidi olursa olsun hatadan sakınmalıyız, tekrarlamamaya gayret etmeliyiz. Ama işlenen bir hata kesinlikle işimizin bittiğini, artık rahmet kapılarının bize kapandığını göstermez. Bilakis işlenen her hata rahmete daha çok muhtaç olduğumuzu gösterir. Bir yandan hata ederken bir yandan da vazifelerimizi yapmaya çalışıyorsak işte tam anlamıyla insanız demektir; yapacak bir şey yoktur, yola devam edeceğiz. Hedefimiz, iyiliklerle kötülüklerin mizana konduğu gün iyiliklerin çok gelmesi için çalışmaktır. Unutmayalım ki, bir tek iyiliğin fazla gelmesi kazanmamız, cennete girmemiz demektir. Hedef belli, sorun belli, çare bellidir. 2- Tevbeden bıkmak, tevbeyi sulandırmak diye bir şey yoktur. Bin kere, milyon kere de olsa başka bir yol yoktur. Nefes alır verir gibi tevbe yolunu kullanırız. 3- Günahlar konusunda dikkat edilmesi gereken hassas noktalardan biri çevre meselesidir. İnsan tek başına yaşayamadığına göre kendisine iyi bir çevre oluşturmalıdır. İyiyi bulamayan ise en az kötü olanı aramalıdır. Eğer bir günahta ısrar ediliyorsa bu, o günaha teşvik eden çevrenin etkisinin giderilmediğini gösterir. Önce çevre temizliği için çalışmak şarttır. Salih kullarla oturup kalkmak, gıdadan göz temizliğine kadar her alanda helale yönelmek zorundayız. Allah'a emanet olunuz.
Sorunu çözümsüzlük sınırına taşıyorsun, buna gerek yok. Her şeye rağmen genel bir istiğfar ve sürekli salih amellerle kapanır bu biiznillah. Bu şekilde düşünmeniz sağlıklı değil. Sanki affı olmaz bir günah olabilirmiş gibi kör bir noktaya taşınıyorsunuz. Tevbe ettikten sonra öyle bir günah yoktur.
Önce şunu tespit edelim: Müslüman Allah’a iman eden insandır. Onun iman ettiği Allah, her şeyi yaratan ve idare edendir. Mülk onundur, söz onundur. Onun imanında her şeyin yaratanı Allah olur. İnsan da üzerine düşeni yapar. İnsan üzerine düşeni yaptıktan sonra gerisinden mesul olmaz. Görevini ihmal ettiğinde ise ihmali kadar sorumlu olur. Bu bir dengedir. Bu denge Müslüman’ı huzurlu kılar. Her şeyi maddi gözle görebilen, ruhtan yoksun anlayış sahipleri için ise matematik hayatın bütünüdür. Rakamlarla okuyabildiklerini anlayabilirler. Biz bu hayatı bakışı bu olanlarla beraber paylaşmaya mecburuz. Gidebileceğimiz başka bir dünya yoktur. Ne biz mü'minler ne de onlar yok oluruz. Bir ortak noktada yaşamaya mecburuz. Şöyle bir gerçeği ihmal ediyoruz: Biz, hayatı ve olayları yorumlarken imanımızın etkisinde bir yorum yapıyoruz, yapmamız de gerekiyor. Bizim iman penceresinden bakarak görüp yorumladıklarımızı bizim gibi iman etmeyenler tarafından da kabul edilmesini istememiz isabetli değildir. Mesela bir deprem konusunda biz onlarla sadece depremin zararlı olduğu ve belli tedbirlerin önceden alınabileceği, olduğunda da insanca bir dayanışma yapılabileceği gibi konularda ortak nokta bulabiliriz. Daha öteye gidip ayrıntılarda buluşmayı istememiz bizim tarafımızdan işlenmiş bir hata olur. Böyle bir beklenti bizi onların gözünde deprem gibi büyük bir musibete karşı yan gelip yatmayı imanı gereği yapan bir tembel durumuna düşürür. Biz ise kesinlikle böyle bir tembelliğe iman etmiyoruz. Bu sonuç bir yandan da dinimize yanlış bakılmasına sebep olacağı için bizi vebal altına da sokacaktır. Belasını arayan insanlar durumuna düşmek hoşumuza gitmeyeceğine göre, iman edenlerle konuşulabilecek ayrıntıları imanı olmayanlarla tartışma hatasını işlememeliyiz. Bugün insanlık olarak yaşadığımız depremler başta olmak üzere seller ve benzeri felaketler hakkında biz şuna inanıyoruz: İçinde bulunduğumuz evrenin ve onun bir parçası olan dünyanın işleme kuralları vardır. Bu kuralların koyanı ve idare edeni de Allah Teâlâ’dır. Bu kuralların önünde mü'min olan ve olmayan eşittir. Kim işleyişe ait tedbirleri daha iyi kullanıyorsa onun güvenliği daha iyi olacaktır. Tedbir alan rahat, tedbiri ihmal eden ise sıkıntılı olacaktır. Bunun bu kadarının dinle alakası yoktur. İnsan bu hayata bir yoğunluk ve mücadele içinde girmiştir. Böyle gelmiş böyle gidecektir. İnsanlar iman ettiler diye depremler kalkacak değildir. Ancak iman eden imanının gereği olarak daha güvenli ve imar edilmiş bir dünya oluşturacak, böylece daha az zarar görecektir. Bir yandan da psikolojisi güçlü olacaktır. Mü'min musibet anında, yapabileceği yapmış birinin rahatlığı ile Rabbine sığınacak ve kalbi rahat edecektir. Böyle bir itidal üzerinde durmalıyız. Allah yardımcımız olsun.
beddua konusundaki diğer fetvalar
Böyle bir şeyi iddia etmek mümkün değildir. Bu bir takıntıdır. Böyle bir sıkıntı varsa bunu doktorla görüşmelisiniz.
Tevbe ile giderilemeyen bir hata yoktur. Evet, beddua etmemek gerekir ama edilen de iyi dua ile geri alınabilir.
Allah yardımcınız olsun. “Boşadım” gibi bir söz sarf edilmedi ise nikâhınız açısından bir sorun olmaz. Hakka gelince siz suçlu olacak işler ve sözler yapmadıkça endişe etmenize gerek yoktur.
Kimse kimsenin suçunu çekmez. Kimsenin haksız bedduası tesir etmez. Elbette bir bereketsizlik mümkündür. Bunu dua ile ve iyilikler yaparak yeni kuşaklar aşabilirler.
Bu bir aşırılıktır. Açık küfür olan bir şey duymadıkça böyle davranmamalısınız.
Böyle bir dua iki türlü yapılmış olabilir. Birincisi, muhabbet ortamına katılmak ve sempatiyi göstermek için olur. Bu durumda duadan çok sevgi göstermek maksadı taşır ki duadan oluşacak sonuçlar bundan oluşmaz. İkincisi de bizzat insanın kendi ömründen bir başkasına verilmesini isteyen bir dua yapmasıdır ki böyle bir dua doğru değildir. Sevilen kişiye uzun/bereketli ömür verilmesi için dua edilebilir. Doğru olan böylesidir. “Benden alsın” sözü bir nevi kendine beddua etmektir. İnsanın kendine beddua etmesi ise caiz değildir. Bu türdeki bir dua için istiğfar edilmelidir.