Fetva Meclisi
Soru
Hocam benim dedemin bir dairesi var. Daire kumar oynanan bir kıraathane olarak kullanılıyor ve dedem oradan kira alıyor. Torunları olarak dedemin ikram ettiği yemeklere karşı tutumuz nasıl olmalı? Bir de onu sözlü bir şekilde uyarmaya mesuliyetimiz var mıdır? Dedeme karşı nasıl bir duruşumuz olmalı? Bazen polise şikâyet edip orayı kapattırmak bile geliyor aklıma.
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Sizin bu titizliğiniz sizin açınızdan güzel, devam ettirin ama onun anne babası ile ilişkisi açısından sizin müdahil olmanız gerekmez. Dedenizin evinde hiç yemek yemiyor olmanız için de onun sofrasının olduğu gibi haramdan kuruluyor olması gerekir. Bunun ötesinde seçici olun ama kökten silen biri olmayın.
Selamünaleyküm. Kazancının tamamı haramdan olanın hediyesini yememek esastır. Sizdeki örnekte ise haram/helal karışımı bir mal vardır. Uzak durmayı tercih ederseniz daha iyisini yaparsınız ama aile için sıkıntıya neden olmamasına da dikkat etmenizde yarar vardır.
Selamünaleyküm. Dedeniz günahı ile mezara gitti. Size bıraktığını siz kullanabilirsiniz.
Bu akraba ile akrabalık bağını kesmen gerekmez, bağını sürdür. İkrama gelince yememen takvaya daha uygundur. Yemiş olunca da direkt haram olmaz diye umarız.
Aleykümselam. Genel kuralımız şu olmalıdır: Bulunduğumuz yer bizi, Allah'ın haramlarından bir harama sevk ediyorsa hayatî bir zaruret olmadıkça orada bulunmayız. Kendimizi haramlar açısından güvende hissetmediğimiz her yer için bu kural geçerlidir. Şüpheci bir tavır sahibi olmamız da doğru değildir. Bu iki ölçünün ortasında kendinize yer bulmalısınız. Evham ediyorsanız doktora görünün. Normal bir durum ve bu sizin için sıkıntı oluşturuyorsa kendinizi güvene alın.
Selamünaleyküm. Hedefimiz yüzde yüz helal olsun. Hedefimize yürürken, elimizde olmayan nedenlerle midemize girebilecek haramdan ötürü de Rabbimizin rahmetine sığınız. Kazancının tümü haramdan olanın verdiğini yemeyiz. Kazancına haram karışan için ise aynı şey söz konusu değildir. Dikkatli ve titiz olalım yeter. Allah'a emanet olunuz.
dede konusundaki diğer fetvalar
Bugünkü Türkiye gibi karmaşık ve kuşaktan kuşağa geçmiş büyük aile yapılarında, özellikle tarım arazilerinde şöyle bir durum sıkça yaşanıyor: • Devlet, veraset ilamına göre kanunen varis görünenlere tapu hissesini bölüştürüyor. • Bu paylar bazen şer’î miras sistemine uygun düşmese de herkes kendi hissesine göre gelir alıyor, kullanım yapıyor, hatta satış işlemlerine rıza gösteriyor. Bu durumda, fiilî durum bir tür zımnî (üstü kapalı) rızayı doğurur. Herkes devletin verdiğini kabul etmiş, hakkını aramamış, müdahale etmemişse bu, şer’î mahiyette olmasa da fiilen geçerli sayılan bir taksimdir. Ayrıca diğer mirasçıların tamamına ulaşmak ve helalleşmek mümkün olmadığından, devlet eliyle yapılmış bu türden miras taksimi, fiilen ve zımnen herkes tarafından kabul edilmiş olur. Bu şartlar altında bir Müslümanın eline geçen miras payında, sakınca olmadığı kanaatindeyim.
Eğer ninelerinizin her birinin kurban kesmesi gerekecek malları varsa ayrı ayrı kurban kesmeleri gerekir. Hayır onların kurban kesmesi gerekmiyor da nafile olarak “bize de kurban kesin” demek istiyorlarsa o zaman durum şudur: Bir kurban bir kişi için kesilir. O olmuyorsa dede için nafile olarak kesilir, onlar da kesilen kurbandan sadaka vererek sevap kazanırlar.
Dedeniz öldüğünde babanız ve amcalarınız yaşıyorsa siz dedenize mirasçı olamazsınız. Siz dedenize mirasçı olmadığınıza göre size MALININ ÜÇTE BİRİNİ GEÇMEMEK ŞARTIYLA vasiyet bırakabilir. Eğer malının üçte birinden fazla olursa bütün mirasçılarının izin vermesi ile o fazlalık size verilebilir. Tabii mirasçıların “verdim” demesinin kabul edilebilir olması, reşit olmalarına bağlıdır.
Selamünaleyküm. Torunun dededen miras alması meselesi şöyledir: a- Bir çocuğun babası öldüğünde, baba mal bıraktı ise elbette çocuğu o malı alacaktır. Dedesi ve diğer varisleri de nasipleri kadar maldan alırlar ama asıl mal çocuklara kalır şüphesiz. Bunda anlaşılmayan bir durum yoktur. b- Çocuğun babası ölmüş, babanın bir malı yoktu. Dolayısıyla çocuğa mal kalmadı. Bu babanın babası da yani çocuğun dedesi de sağdı. Daha sonra dede öldü. Yani daha önce çocuğun babası ölmüştü, malı olmadığı için çocuk mal alamamıştı. Dede ölünce, çocuğun babası sağ olsaydı ona mal kalacaktı. Önce öldüğü için ÖLMÜŞ BİRİNE MAL KALMASI söz konusu olmuyor. Dede öldüğünde eğer kendinden önce ölen çocuğundan başka çocukları varsa yani bu çocuğun amcaları varsa doğal olarak DEDENİN ÇOCUKLARI OLARAK, DEDENİN TORUNUNDAN önde gelmektedirler. Bir insanın çocuğu varken torununa malı kalmaz. Bu nedenle de torun bu pozisyonda mala mirasçı olmaz. c- Böyle bir durumda dedenin bırakacağı malın 1/3 kadarını aşmamak şartı ile torununa vasiyet bırakması emredilmiştir. Böylece de torun fakir kalmaz. Eğer dede bu vasiyeti yapmadı ise çocuğun amcaları malı taksim ederken çocuğun mağduriyetini giderecek bir taksim yapmaları tavsiye edilir. Meselenin hukuk boyutu böyledir. Duygusal boyutu ise elbette ayrı bir mesele olarak ele alınmalıdır.
Selamünaleyküm. Nikâh kıyma, şahit olma anlamınadır. Dedenin veya başka bir erkeğin nikâh şahidi olmasında sakınca yoktur.
Selamünaleyküm. Sini dedenizin yanlışlarını düzeltmeniz de bir yanlıştır. Onu yanlışlarını düzeltemezsiniz ama kalbini kırarsınız. Başınıza iş almanın gereği yoktur. Ninenize acıyorsanız, ona işinde yardım edin. Böylece torunluğunuzu yapmış olursunuz.