Fetva Meclisi
Soru
Hocam dedem iki evlilik yapmıştı. Geçen sene vefat etti ama iki ninem de şu an aynı evde kalıyorlar. Bu bayramda kesilen kurbanın kendi adlarına kesilmesini istiyorlar. Yani iki ninem ayrı ayrı mı kurban kesmeli yoksa bir eve bir kurban yeterli mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Kurban bir ibadettir, yöreye ve keyfe göre değil şartlarına göre yapılırsa ibadet olur. Kurban namaz gibidir; kime farz ise onun kılması/yapması gerekir. Aile çok zengin olabilir; zenginliğin kimin üzerine olduğu önemlidir. Mal erkeğin üzerinde ise kadının malda payı yoksa kurban kesmez, erkek kendi kurbanını keser. Aksi de olabilir, kadın zengindir eşi zengin değildir. O zaman da kadın keser erkek kesmez. Buna rağmen erkek veya kadın kendisinin kurbanını keserken eşininkini de kesse sakıncası olmaz. Zira kurban, aile ibadeti değildir, birey ibadetidir. Bir yıl ona öbür yıl buna şeklinde olmaz.
Allah Teâlâ kabul buyursun. Eşiniz kurban kesmek için aranan nitelikte birikime sahip ise sizin kesmeniz onun için yeterli olmaz, onun da kesmesi gerekir.
Selamünaleyküm. Bu şekilde ortak bütçe yerine herkesin parasını ayırın. Masrafları ortak yapın ama kimin ne kadar parası var bilinsin. Kurbanı iki adet kesebilirsiniz; aynı bütçeden iki kurban parası çıkmasında sakınca yoktur. Önemli olan niyetin iki kişi adına olması ve her birinizin kurban kesmeye niyet etmesidir.
Bir kenarda duran seksen bir gram altın veya altının bu zamandaki değeri olan dokuz bin lirası olmayanın kurban kesmesi gerekmez. Keserse sevap olur o kadar.
Bekâr ve ailenizle yaşıyor olmanız namazınızı farklı yapmadığı gibi kurban görevinizi de farklı yapmaz. Herkes gibi siz de varlığınız varsa keseceksiniz. Bugünkü kurlar üzerinden yaklaşık olarak 32 bir lira veya muadili bir kenarda paranız varsa kurban keseceksiniz. Ya da kimde varsa o kesecek. Allah kabul etsin.
Öncelikle bu durumun kesin yaşandığıyla ilgili bir bilgiye sahip olmak gerekir. Şayet kesinse bir hisseye iki kişi girerse tüm kurban hissedârlarının ibadetine zarar verir. Kurbanlarını yeniden kesmeleri gerekir. Fakat kurban bayramı günleri dışında bu olay öğrenildiyse diğer hisse sahiplerinin kurbanları farklı içtihatlar dikkate alınarak (Şâfii mezhebi gibi) kurbanlarının zarar görmediği şeklinde fetvayla amel edilebilir.
dede konusundaki diğer fetvalar
Dedeniz öldüğünde babanız ve amcalarınız yaşıyorsa siz dedenize mirasçı olamazsınız. Siz dedenize mirasçı olmadığınıza göre size MALININ ÜÇTE BİRİNİ GEÇMEMEK ŞARTIYLA vasiyet bırakabilir. Eğer malının üçte birinden fazla olursa bütün mirasçılarının izin vermesi ile o fazlalık size verilebilir. Tabii mirasçıların “verdim” demesinin kabul edilebilir olması, reşit olmalarına bağlıdır.
Dedenizin tek gelir kaynağı orası ise haramdan rızık temin ediyor demektir. Bu durumda onun verdiklerini aç kalmadıkça yemeyin. Hayır, mesela emekli maaşı gibi ikinci bir geliri de varsa zorunlu durumlarda verdiğini yiyebilirsiniz. Allah'ın haram ettiği bir işi engellemek için elinizden ne geliyorsa yasal sınırlar içinde kalmak şartıyla onu muhakkak yapın. Dedeniz de sizi dinlerse nasihat edin ona.
Bugünkü Türkiye gibi karmaşık ve kuşaktan kuşağa geçmiş büyük aile yapılarında, özellikle tarım arazilerinde şöyle bir durum sıkça yaşanıyor: • Devlet, veraset ilamına göre kanunen varis görünenlere tapu hissesini bölüştürüyor. • Bu paylar bazen şer’î miras sistemine uygun düşmese de herkes kendi hissesine göre gelir alıyor, kullanım yapıyor, hatta satış işlemlerine rıza gösteriyor. Bu durumda, fiilî durum bir tür zımnî (üstü kapalı) rızayı doğurur. Herkes devletin verdiğini kabul etmiş, hakkını aramamış, müdahale etmemişse bu, şer’î mahiyette olmasa da fiilen geçerli sayılan bir taksimdir. Ayrıca diğer mirasçıların tamamına ulaşmak ve helalleşmek mümkün olmadığından, devlet eliyle yapılmış bu türden miras taksimi, fiilen ve zımnen herkes tarafından kabul edilmiş olur. Bu şartlar altında bir Müslümanın eline geçen miras payında, sakınca olmadığı kanaatindeyim.
Selamünaleyküm. Torunun dededen miras alması meselesi şöyledir: a- Bir çocuğun babası öldüğünde, baba mal bıraktı ise elbette çocuğu o malı alacaktır. Dedesi ve diğer varisleri de nasipleri kadar maldan alırlar ama asıl mal çocuklara kalır şüphesiz. Bunda anlaşılmayan bir durum yoktur. b- Çocuğun babası ölmüş, babanın bir malı yoktu. Dolayısıyla çocuğa mal kalmadı. Bu babanın babası da yani çocuğun dedesi de sağdı. Daha sonra dede öldü. Yani daha önce çocuğun babası ölmüştü, malı olmadığı için çocuk mal alamamıştı. Dede ölünce, çocuğun babası sağ olsaydı ona mal kalacaktı. Önce öldüğü için ÖLMÜŞ BİRİNE MAL KALMASI söz konusu olmuyor. Dede öldüğünde eğer kendinden önce ölen çocuğundan başka çocukları varsa yani bu çocuğun amcaları varsa doğal olarak DEDENİN ÇOCUKLARI OLARAK, DEDENİN TORUNUNDAN önde gelmektedirler. Bir insanın çocuğu varken torununa malı kalmaz. Bu nedenle de torun bu pozisyonda mala mirasçı olmaz. c- Böyle bir durumda dedenin bırakacağı malın 1/3 kadarını aşmamak şartı ile torununa vasiyet bırakması emredilmiştir. Böylece de torun fakir kalmaz. Eğer dede bu vasiyeti yapmadı ise çocuğun amcaları malı taksim ederken çocuğun mağduriyetini giderecek bir taksim yapmaları tavsiye edilir. Meselenin hukuk boyutu böyledir. Duygusal boyutu ise elbette ayrı bir mesele olarak ele alınmalıdır.
Selamünaleyküm. Nikâh kıyma, şahit olma anlamınadır. Dedenin veya başka bir erkeğin nikâh şahidi olmasında sakınca yoktur.
Selamünaleyküm. Sini dedenizin yanlışlarını düzeltmeniz de bir yanlıştır. Onu yanlışlarını düzeltemezsiniz ama kalbini kırarsınız. Başınıza iş almanın gereği yoktur. Ninenize acıyorsanız, ona işinde yardım edin. Böylece torunluğunuzu yapmış olursunuz.