Fetva Meclisi
Soru
Bir sohbetinizde şehadet getiren, La ilahe illallah diyen bir kimseye kafir diyemeyiz, dediniz. Mesela Kuran’da sabit olan, şu şu şu işleri yapanlar kafir olmuştur; onlar kafirlerin ta kendileridir, gibi ayetlere sık rastlıyoruz. Bir kişi la ilahe illallah dediği halde bu ayetlerden birisindeki işi yaptığını biliyorsak da mı kafir diyemiyoruz? Mesela sadece bir örnek olması açısından, Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyenler, kafirlerin ta kendileridir.(Maide 44) Kuran’ın kafir olarak nitelendirdiği birisine biz kafir diyemez miyiz la ilahe illallah dediği için?
Cevap
Benzer fetvalar
Bir günahı işleyip “Elhamdülillah küfür değilmiş” diye sevinmen, imanın refleksi olabilir. Yani aslında şükrediyorsun, “imanımı kaybetmedim ya Rabbi” diyorsun. Bu hâl şirk değil, imana işarettir. Ama mesele burada bitmiyor. Fakat peşinden gelen şu hal sorumlu kılar: Bir günahı bile bile, yani “haram ama yapacağım, ne olacak” diye küçümseyerek işliyorsan ve hele bu haramdan keyif de alıyorsan, hiç pişmanlık duymuyorsan kalbindeki tehlike büyür. Günahı işlemek başka o günahla övünmek, onunla mutmain olmak, hatta “bana bir şey olmaz” demek başka şeydir. Bu hâl, günahın kendisinden daha ağır olabilir. Senin bu soruyu bana sorman, hâlâ kalbinin rahatsız olduğunu, hâlâ Allah’ın hükmünü önemsediğini gösteriyor. Yani senin içindeki vicdan hâlâ yaşıyor, iman hâlâ direniyor. Bu çok büyük bir nimet. Bu açıdan küfre düşmek kolay değildir. Ama haramı hafife almak, keyifle işlemek, normalleştirmek insanı yavaş yavaş küfre götürebilir. Allah korusun. Günah işledikten sonra içinde en ufak bir “acaba ne yaptım ben” sorusu varsa, bu hâl seni küfürden uzak tutar ama ihmal edersen seni imansızlığa sürükleyen bir yokuşun başına koyar. Yazacağım listeye dikkat etmeni istiyorum. Günah seni üzmeye devam etsin. Bu bile bir nimettir. Pişmanlık duyuyorsan hemen tevbe et. Bin kere bile bozsan bin birinci tevbeni yap. Günahı küçümseme, meşrulaştırma. O günahı seni rahatsız eden bir ayrılık sebebi gibi gör. Yani seni Allah’tan uzaklaştırıyorsa, sevdiğinle aranı açıyorsa, onunla nasıl barışasın? Rabbim seni de beni de affetsin. Gözümüzü haramdan, kalbimizi gafletten, dilimizi yalandan, adımlarımızı cehennemden korusun.
Günaha karşı direniş göstermek hele hele gençlik döneminde sabırlı olmanın mükâfatı Allah katında çok büyüktür. Bu şekilde iffetlerini koruyan gençler Allah'ın sevgili kullarıdırlar. Herkesi kendi bulunduğu imkân çerçevesinde değerlendirmek gerekir. Siz bu konuda Allah'ın adaletine güvenin. Kişinin karşılaştığı riske ve verdiği reflekse göre Allah karşılığını verecektir. Bir kimse tevbe ettiyse o günah işlenmemiş gibi amel defterine kaydedilir. Bu kimsenin işlediği günahtan yaptığı tevbeye göre de izi/alışkanlığı kendisini takip edebilir. Yani o zinanın zehirli sahte tadı tevbe eden kimseyi zaman zaman rahatsız edebilir. Ama bu günahı işlemeyen kimse adına en azından bu risk yoktur.
Kalpteki duruma vakıf olmadan insanların neyi neden yaptığına karar vermek yanlıştır. Özellikle benimseyerek küfre kayanla, tevil ederek, yanlış anlayarak yapanı aynı göremeyiz. Allah yardımcımız olsun.
Elbette mü'minlerin birbirlerini basit görmeleri hatta zararlı saymaları yanlıştır. Cemaat önderleri böyle bir anlayışa sebep olacak söz ve davranışlardan uzak durmalıdırlar. Şu iki husus da önemli bir tespit olarak zihnimizde bulunmalıdır: a- Nihayetinde cemaatlerin söyledikleri birbirlerinin zıddı şeyler değildir. Kur'an aynı, fıkıh aynı; nedir farklı olan o zaman? Metotlar farklıdır. Zaten itikat konularında bir farklılık varsa o takdirde biz kendimizi zararlı çevreden koruruz. Ama metot farklılıklarını öne sürerek cemaatler arasındaki mesafeyi büyütmek sakıncalıdır. İslam'ın ruhuna aykırıdır böyle bir şey. b- Belli bir ilmi seviyesi olmayan bir Müslüman'ın her çiçekten bal toplamaya kalkışması da iyi sonuç vermeyecek bir davranıştır. Ama bu, bir oradan bir buradan alma, zevke göre seçme şeklinde olduğunda yanlış olabilir. Kur'an'ı anlatan dinlenmeli. Temel ilkeleri anlatan dinlenmelidir. Bunda bir hata olmaması gerekiyor. Şüphesiz kalpleri ve niyetleri Allah Teâlâ bilir ama müşteri ve kaynak kaçırma endişesi sizin zikrettiğiniz konunun temelinde yatıyor olsa gerek. Allah'tan bizi fitneye düşmekten korumasını dileriz.
Müslüman insan başkası için: “Allah ona rahmet etmesin.” “Allah onu mağfiret etmesin.” “Allah onu cennete koymasın” türünden kullandığı ifadeler Allah’a karşı bir edep eksikliği içerdiği için caiz değildir. Kimse gaybı yani Allah’ın gelecekte o kişiye ne yapacağını bilmediğinden bu sözler temelden yanlıştır. Diğer yandan da böyle bir ifade kendini beğenmişlik, cahillik ve kibir içermektedir. Bu nedenle belli muayyen bir kişiyi kastederek “Allah onu affetmeyecek, cennetine koymayacak” denemez. Bu söz ancak öyle olduğu nasla sabit birisi için söylenebilir. Bir insan mü'min ise durumu ne olursa olsun ahirette o, Allah’ın dilemesine kalmıştır. Bu nedenle böyle sözleri kullanmamak, kullanılan yerde rıza göstermemek gerekmektedir.
Her şeye rağmen eşler aralarındaki eşliğin gerektirdiği sevgi ve saygıyı yitirmemeye çalışmalıdırlar. Peygamberlerin de eşleriyle bu tür sorunları oldu ama onları boşamayı denemediler. Evet, Müslüman'ın kendi evinden vurulması çok ağır bir imtihandır fakat bu bir imtihandır. İmtihanlar bizim isteğimize ve keyfimize göre olmayacaktır elbette. Kesinlikle sabırlı ve nazik olacaksınız. Sizin tartışmanızda nazik olan kazanacaktır. Her işte sabırlı olanlar, kabalığa başvurmayanlar sonuca ererler. Allah Teala size böyle bir imtihan takdir buyurdu ise siz bunu kazanmaya mecbursunuz. Zira, namaz kılmak için gösterdiğiniz gayretten sevap kazandığınız gibi eşinize tahammül etmekten de sevap kazanacaksınız. Zor ama gerekli bir uygulamadır bu. Aman sabredin, seviyenizi düşürmeyin. Kopacaksa koparan diğeri olsun. Çocuklarınızın gözünde de iyi örnek siz olmalısınız. Allah'ı ve Peygamber'ini sevmenin gereği budur. Allah'a emanet olunuz.