Fetva Meclisi
Soru
Hocam bir insan ibadetini ve duasını yapıyor, nafilelerle meşgul oluyor, her olaya dini perspektifte bakıyor ama kurtulamadığı ve de kurtulmaya çalıştığı bir veya birden çok günahı var. Bunun yaptığı amelleri şeytan o kurtulmaya çalıştığı günahlarla boşaltıyor mudur? Bu durumda Allah’a yaklaşacağına Allah’tan uzaklaşıyor mudur?
Cevap
Benzer fetvalar
Hayat, zorluk ve kolaylık gel-gitlerinin yaşandığı bir yerdir. Devamlı sıkıntı veya devamlı rahatlığın olduğu bir dünya yok. Dolayısıyla her ikisine de hazır bir halde yaşamımızı sürdürmeliyiz. Kişide bazen motivasyon düşüklüğünün verdiği sürçmeler olur. Önemli olan kişi tekrar esas değerlerine dönüş yapmasıdır. Dualarımızda hem dünyada hem de ahirette iyilik/hayr istemek zorundayız. Bu dengeyi kurarak yaşamak ölçümüz olmalıdır. Çevrende Müslümanlık derdini paylaştığın ve kaynaştığın dostların olsun. Aile bağlarının güçlü olmasına özen göster. Günlük bir sayfa da olsa Kur'an okumayı önemsemelisin.
Bu durum pek çok insanda olur, hayat böyle iniş çıkışlarla doludur. Buna takılıp kalmaz ve ilerlemeye devam ederseniz geçer biiznillah. Takılıp kalırsanız şeytan bu noktadan sizi çökertebilir ve bir daha da geri dönemeyebilirsiniz. Bu mantıkla bakın meseleye. Bir şey yokmuş gibi devam edin siz. İbadet yapın. Bir kelime de olsa ilim öğrenin ama kendi kendinizle “şöyle olmalı idi, böylesi olmadı...” türünden iç tartışmalara girmeyin. Zamanla rahatladığınızı ve eskisinden daha heyecanlı günlere erdiğinizi göreceksiniz biiznillah.
Dinin muteber delilleriyle haramlığı sabit olan haramın haram olduğuna inanmamak veya temelden haramı inkâr etmek dinden çıkmaktır. İnkâr etmeden haram işlemek ise büyük günah sahibi olmaktır. İnsanların harama bakışları elbette her müminin derdi olmalıdır ama asıl olan insanın önce kendi imanını ve amelini düşünüyor olmasıdır. Takatımız yettiği kadar da insanlara doğruyu anlatmak isteriz ama asıl olanın kendi imanımızı ve amelimizi korumak olduğunu biliriz. Rabbim yardımcımız olsun.
Kızım, bunun temelinde nefis ve şeytan var. Nefis ve şeytan için de en temel gerekçe senin boşlukta bulunmandır. Boşta bulunanı şeytan daha kolay çeker kendine. Geri dönüş için de kendini ciddi bir yoğunluğun içine koyman gerekir. Tam anlamıyla KAPASİTENİN İKİ KATI yoğunlaşman gerekir. İbadetini yoğunlaştır. Kur'an okumanı yoğunlaştır. Ders çalışmanı yoğunlaştır. Anne babanla ilgini yoğunlaştır. Okumayı yoğunlaştır. Yazmayı dene; şiir yaz, makale yaz. Netice olarak mevcut yoğunluğunu en az ikiye katla. Tabii, duayı unutma!
Bu mantıkla insanlar namaz kılmıyor diye namazdan da mı soğuyacaksınız? Böyle düşünmeyin. Bunun yerine tam cihadın ortasına düşmüşüz diyerek sevabınızı artırmaya çalışın. Öncelikle imanınızı ve insanlığınızı koruyun. Bu sizin birincil hedefiniz olsun. İkinci olarak da siz bulunduğunuz yere ağırlığınızı koymaya çalışın. En azından bunun için çırpının. Allah sizi gayret ederken görsün. Ayrıca bulunduğunuz şehirde sizin derdinizle dertlenmiş vakıflar dernekler var. Sırayla onları da takip edebilir ve erimekten kurtulabilirsiniz. İbadetlerinizi yoğunlaştırın. Orada kimse yoksa siz varsınız biiznillah.
Namaz kaçırma başta olmak üzere dini vazifelerde aksatma/hafifletme gibi sorunlar bu hayatın sorunlarındandır. Şu toplumda “iyi Müslüman” olarak bilinenler dâhil olmak üzere belki üç beş kişi bu ve benzeri sorunları yaşamıyordur. Hayat yürüyüşü başlı başına bir sınavdır. Bu sınavın en çok karşılaşılan türlerinden biri de ibadetlerde dünkü hassasiyetin bugün olmayışı veya korunamayışıdır. Allah Teâlâ hepimizi dininde sabit kılsın. Âmîn. Şu planlama ile biiznillah sorun kısa vadede atlatılır: Bizim bir ibadet boyutumuz var bir de itikat boyutumuz. İbadetlerde bu tür eksiklikler, aksaklıklar hayatın akışı içerisinde doğal kabul edilebilir. Aynı doğallığı itikada akit noktalarda asla kabul edemeyiz. Örneğin: Namaz aksatmak telafisi olabilir veya zamana yayılarak toparlanabilir bir durumdur ama bu namaz kaçırmayı bir hak gibi görmenin, boyun büküklüğü nedeni olarak anlamamanın hiçbir kabul edilirliği yoktur, olamaz da. İki konum arasındaki farkı bilebilen mü'min biiznillah yükselişe devam ediyordur. Mesela namaz kaçırmaya veya zikir eksikliğine gösterilen tepki gidişatın yönünü de gösterir. Sabah uyandığında namazın kaçtığını anlayınca "zaten yorgundum.." diye öne çıkan refleks var, "inna lillahi ve inna ileyhi raciûn" diyerek ürperen kalbin sahibi olmak var. İkisi arasındaki fark iyileşme umudu olan hasta ile umudu tükenmiş hasta arsındaki fark gibidir. Namaz veya diğer ibadetlerden kaçanın/ihmal edilenin/ hafifletilenin yerine ilk fırsatta telafisini yapmak gerekir; yarayı açık bir şekilde kanamaya bırakmadığımız gibi zayi olan ibadetin telafisini de geciktirmemek gerekir. Bu tür sorunları asla aile içi tartışma konuları arasına sokmamak gerekir. Şeytana aradığını vermek yerine dua ve istiğfar ile yola devam edilmelidir. Hiç akla gelmez bir menfezden şeytan çözülemez bir problem üretebilir maazallah. Benim bizden sonra gelen kuşakların bu tür ihmalleri ve hataları etrafında gözlemlediğim hususlardan biri de kaçan namazların her birini dini zayıflatmak için makul bir gerekçeye dönüştürmeleridir. Örnek olarak da şunu zikredebilirim: İki aydır haftada üç kere namaz kaçıran birisi olduğuma göre benim artık faizli bir işlem yapmam da normal olmalıdır ya da normaldir, yuvarlandık bir kere… Tarzındaki eriyiş veya kadın ise başını açmayı, tesettürünü azaltmayı normal görmesidir. Bu tam anlamıyla bir yuvarlanıştır, çöküştür maazallah. Bunun dışında devam edin. Çokça dua edin, istiğfar edin. Sabredin. Allah yardımcınız olsun. Âmîn.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Fırsat buldukça toplam otuz oruç tutun. İster bir arada isterse ayrı ayrı olsun; hüküm aynıdır. Geçmiş olsun, Allah kabul etsin.
Mehir, yüzde yüz kadının hakkıdır, mehir olarak verilen onun malıdır. Erkeğin hiçbir şekilde o mala müdahale hakkı yoktur. Ancak borç olarak alması veya kadının gönül rızası ile bağışlaması şeklinde erkek o mala dokunabilir. Bunun tabii bir gereği olarak da mehir olan malın zekâtı kadının sorumluluğundadır. Ancak erkek, gönül rızası ile o malın zekâtını verebilir. Eğer bir evin anlaşması yapılmış, taksitleri belirlenmiş ise eldeki mehir veya benzeri mal, o borcun bütününü karşıladıktan sonra artmıyorsa o zaman onun zekâtını vermek gerekmez. Fakat ileride ev almayı düşünmek bir borçlanma değildir. Elimizdeki malın gerekiyorsa zekâtını veririz. Allah'a emanet olun.
Düğün töreni yapılması şart değildir. Çok şahidin katıldığı bir nikâh da düğün kadar muteberdir. Düğün masrafı yerine kendinize harcama yaparsınız daha da iyi olur. Sırf bu nedenle atmanın doğru olmayacağını zannederim. Allah mübarek etsin.
Evet, bu bilgi bir hadis bilgisidir yani doğrudur. Ancak bakılacak yer sadece yüzü ve elleri gibi görülebilen organlarından ibarettir. Allah'a emanet olun.
Asla yok. Sadece bir şeytan tuzağıdır bu.
Meri yasalara karşı bir hile yapılmadan, o yasalar gereği alınan maaş helaldir. Bir hile söz konusu olursa o durumda alınan helal olmaz. O hileye alet olan da vebale girer. Allah'a emanet olun.