Fetva Meclisi
Soru
Kadının makyaj yapmasının dinen sakıncası var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
- Kaş aldırmak gibi yaratılışınızı değiştirme olan bir iş yapamazsınız. - Yabancıların görüp etkileneceği işleri yapamazsınız. - Domuz mamulü gibi haram nesneler kullanamazsınız. - Gusle ve abdeste mani olacak bir malzeme kullanamazsınız. Bunun dışında: - Güzelliğinizi korumalısınız. - Eşinize karşı cazibenizi korumalı hatta artırmalısınız. Bu sizin görevinizdir. Allah'a emanet olun.
Kadının açına şekil vermesi ilke olarak caizdir. - Evli ise eşinin rızası, - Namahreme gösterilmemesi, - Kâfirlerin dini bir tutumunu taklitten kaynaklanmaması şartı ile caiz bir durumdur.
Kadının saçını süslemesinde bir sakınca yoktur. Bilhassa eşi bunu istiyorsa özellikle süslemelidir de. Ancak süslerken kullanılan malzemenin alkol ve domuz yağı gibi bir maddeden olmaması gerekir. Saçın dibi yani deri su ile yıkanabildikçe abdeste ve gusle de bir zararı yoktur. Yeter ki bütün bunlar ona namahrem olanlar tarafından görülmeyecek şekilde olsun.
Kadın açısından yasak olan kaşların alınmasıdır. Kaş dışında bir kadında olmaması gereken tüylere müdahale etmekte herhangi bir sakınca yoktur. Ancak kaş üstündeki tüyler dediğiniz kısmın kaşa dâhil olan bir noktada olup olmadığına da objektif bir değerlendirme ile karar verebilirsiniz.
Allah Teâlâ insanı en güzel şekilde yaratmıştır. İnsan güzeldir. Allah’ın lütfu olan güzelliğini koruması da insanın en tabii görevlerindendir. Allah Teâlâ’nın bir sanatı olan vücudun ihmal edilmesi caiz değildir. Günümüzde, göz boyama üzerine kurulu hayat anlayışı oluşmuştur. İnsanlar, kendi sıhhatinden önce, kendisini gören gözlerin nasıl göreceğini önemsemektedirler. Bu oranda abartılı bir anlayış şüphesiz kabul edilemez. İnsanların birbirlerinin gözetleyicisi durumunda olmaları, neden bu dünyada var olduğumuzun anlaşılmamasından kaynaklanmaktadır. İnsan vücudunu, ikamet ettiği meskenini, kullandığı odasını hatta özel eşyasını temiz ve şık tutmalıdır. Temizlik ve güzellik ilke edinilmelidir. Mübalağaya kaçmadan, mutedil ölçülerle sürdürülen şıklık ve süslenme kesinlikle Müslümanca bir tavırdır. Süslenme konusunda fıkıh ölçülerini uygulayarak oluşturacağımız kuralları şu şekilde özetleyebiliriz: 1- Süslenme, temiz ve helal maddelerle yapılmalıdır. Domuz ve alkol ürünü ile süslenme caiz değildir. 2- Süslenmenin ekonomik boyutu, insanın diğer görevlerini ve ihtiyaçlarını etkileyecek oranlara ulaşmamalıdır. Süslenmenin yeri ve önceliği, doğallık sınırını zorlamamalıdır. Başka bir zaviyeden bakıldığında israf riski ile yapılan bir süslenme zorlamadır, caiz değildir. 3- Süslenme, ikinci insanları yanıltma üzerine olmamalıdır. Evlenmesini kolaylaştırmak için yaşını küçük gösterecek tarzda yapılan uygulamalar caiz değildir. Süslenmede ilke, şıklık ve temizlik olmalıdır. 4- Allah’ın yarattığı fıtratla asla oynanmamalıdır. Kaşların aldırılması, peruk kullanma bu anlamda kötü örneklerdir. Bilhassa estetik ameliyatlar, tıbbî ihtiyaçtan kaynaklanmalıdır. Vücuda yaptırılan dövme bu alanda en kötü örneklerdendir. 5- Süslenme ve diğer müdahaleler, kadının erkeğe, erkeğin kadına benzemesi sonucunu doğurmamalıdır. Bu kural giyim-kuşamda da geçerlidir. 6- Batıl ehlini taklit olabilecek uygulamalardan uzak durulmalıdır. Yüzden örnek verecek olursak; sakal Müslüman için fıtri bir süstür. Süslenme anlayışımızda, sakalsız bir süslenme olmamalıdır. 7- Kadının eşine karşı süslenmesi dışında, şehveti körükleyici bir süslenmeyi de benimsememiz mümkün değildir.
Güzel olanı sevme ve güzel görünmeye çalışma duygusu da insanın fıtratında olan doğal bir durumdur. Dolayısıyla dinimiz duygularımızı köreltmek değil kontrol altına almamızı ister. Çünkü güzellik ve güzel görünme arzusu kadın için doğal bir durum olduğu gibi aynı zamanda mü’min hanımefendinin imtihan noktasıdır. Süslenmenin fıtrata uygun olanı normaldir ama bunun için belli şartlar gerekmektedir. Kadınların güzellik ve çekiciliklerini uygun olmayan yerlerde sergilemeleri, süs ve eylemleriyle dikkat ve ilgi çekmeleri haram olan bir husustur. Bu da kadının fıtrattan olan şeyi uygun ortamda kullanmaması sebebiyle anormal bir hal almaktadır. Buna Kuranımızın dilinde “teberrüc” denmektedir. Ahzab Suresi 32-33. Ayet kerimede: “…daha önce Cahiliye döneminde olduğu gibi açılıp saçılmayın…” ayetleriyle kadının koruması gereken alanların kapsamının neler olduğu daha net anlaşılmaktadır. O halde bu kapsam sadece makyaj yapmak değildir. Teberrüc: Müslüman kadının kendi bedenini ve Müslümanlık değerlerini yabancı erkeklere karşı teşhir etmesidir. Büyük günahlardandır. Aileyi sarsmak, şehvet ortamını kışkırtmak gibi tehlikeleri de beraberinde getirebilmektedir. Bu yüzden kadının sakınması gereken önemli bir husustur. Yine Nur Suresi 31. Ayeti kerimede: “(Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. …kimseye süslerini göstermesinler...” Kadının mahremiyeti ile ilgili hususlar bu ayeti kerimede de uzunca belirtilmektedir. Yani teberrüc kapsamına giren şey; bazen makyaj da olabilir. Bazen yürüyüş, bazen dikkat çekici konuşma, bazen kendisine baktırtan bir çanta, ayakkabı, bazen de takı… Tesettür adı altında bol bir kıyafet dahi dikkat çekici ve kadını daha şık ve bakılır yapıyorsa bu da teberrüc kapsamına dâhil edilebilir. Kadının fıtratında olan doğal süslenme ihtiyacı, “sadece ve nasıl olursa olsun” tatmini arayacak ve süslenip teşhir etmesine sebebiyet verecekse artık helâl sınırı aşılmıştır ve haramın da sınırı yoktur. Bu yüzden eğer dikkat çekici takı, yüzük, bileklik vb. tekrar tekrar bakılmasına sebebiyet verecekse bunlar da haramdır. Dolayısıyla sorduğunuz sorudaki gibi makyaj yapmak gibi takı takmak teberrüc kapsamına giriyorsa arasında bir fark yok demektir. Tedbirli olmak adına eğer kişiyi tehlikeye götürecekse, kendisini fitneye sürükleyecekse tedbirli olmasında fayda vardır. Ayrıca nişan, evlilik yüzüğü gibi takılar dikkat çekici olmadığı takdirde takılabilir elbette. Kadının göstermesi caiz olmayan bölgeye dışarıdan koyduğu ziynet eşyası o bölgenin hükmünü taşır. Mesela parmağı açık olabileceği için yüzüğü de açıkta olabilir. Bilezik bölgesi haram bölge olduğu için bileziği açıkta olmaz. Evet, bilezik bölgesinin haramlığı ile bileziğin açıkta olmasının haramlığı aynı değildir ama bu bir algı ve teslimiyet meselesi olarak kabul edilmelidir.
caiz konusundaki diğer fetvalar
Kur'an’da, Hadislerde, bu ümmetin imamlarının fıkhında bu dedikleriniz yoktur.
Günümüz Türkçesinde FAVORİ olarak anılan tüyler yani kulağın üst hizasından çeneye doğru büyüyen tüyler sakaldandır, kesilmesi de caiz değildir. Sakalın düzeltilmesi esnasında şekil verilmesinde sakınca olmaz ama kazınması caiz olmaz.
Normal insanlarda bulunmayan bir ilaveyi bedenden aldırmak tıp açısından sorun oluşturmuyorsa caiz olur. Geçmiş olsun.
Şöyle söyleyebiliriz: Saçın siyaha boyanması en azından mekruhtur. Sağlık nedeniyle bir ruhsat bulunabilir. Kadın için eşi de izin veriyorsa caizdir diyen âlimler vardır. Buna göre hareket edebilirsiniz.
Diploma veren kurum, bu tercüme işini o kişi için bir hile kabul ediyorsa tercüme yapan da mübah olmayan bir iş yapmış olur. Zira elde edilecek unvan karşılığında maddi gelir elde edilecektir. Bu, talebenin imtihanda kopya çekmesinden daha farklı değildir.
Her şeyden önce elinde haram mal bulunması bir Müslüman’ın bir haram işlediğini göstermektedir. İlk işi de tevbe etmek olmalıdır. Tevbe etmeden malı ne yapacağını düşünmesi yanlış olur. samimi bir tevbe ilk iştir. İkinci olarak da o malı ne yapacağını şöyle planlarız: Haram malın ne veya ne kadar olduğu biliniyorsa olduğu gibi çıkarılacak. Ne kadar olduğu bilinmiyorsa mesela genele karışmış bir faiz gibi mal ise, yapılabildiği kadar hesap yapılıp incelenecek ve yaklaşık bir rakam da olsa o tespit edilip işlem ona yapılacak. Sahibi bilinen bir çalınmış, gasp edilmiş, rüşvet alınmış türünden mal ise hemen iade edilir. Sahibi hakkında bilgi yoksa ve faiz gibi geri beklenen bir para değilse onu şu şekilde çıkarır elinden. Genel olarak helal sadaka nasıl kullanılıyorsa o şekilde bu mal da kullanılır. Bu şu demektir: Bir Müslüman, sadaka vermek istediği zaman nereye veriyorsa bunu da ‘sadakaya niyet etmeyerek de olsa’ oraya verir. Kişi de olabilir, dernek vakıf da olabilir. Özellikle cami ve mescitleri bunun dışında tutmayı tavsiye eden âlimlerin bulunduğunu da biliyoruz.