Fetva Meclisi
Soru
Eşim benden mehir olarak şunu talep etti: Çalışmayı bıraktıktan sonra emekli olana kadar sigorta primimi yatır. Ben de kabul ettim ama aklım mutmain değildi. Ama sonuçta kabul ettim. Zifaf gerçekleşmeden boşanma olursa mehrin yarısını vermek gerekiyor. Zifaf gerçekleşmeden boşanma olursa ve boşandığımızda eşim çalışıyor olursa yani sigorta primini çalıştığı yer ödüyor olursa bu durumda bu mehrin yarısı nasıl olacak? Böyle bir mehir olur mu? Eğer böyle bir mehir sakıncalı ise ne tavsiye edersiniz?
Cevap
Benzer fetvalar
Herhangi maddi bir değeri mehir olarak isteyebilirsiniz.
Selamünaleyküm. Sizin mehriniz, artık mehir değil bir borçtur. Eski eşiniz onu bu dünyada veya ahirette er geç ödeyecektir. Sizin helal malınızdır, tereddüt etmeyin alın.
Aleykümselam. Mehir bir kere ödenir. Ödediğinize dair sizi ibra etti ise artık bir mesuliyetiniz kalmaz.
Normal bir durumda sadece mehrinizi alabilirsiniz. Mehir de hiçbir şekilde pazarlık konusu edilemez, o bir borçtur. Onu kesin olarak almanız hakkınızdır. Çocuğun nafakası da onun görevidir. Evin durumuna gelince: - “Ortak” çalıştı iseniz yani “ben ve sen” mantığı ile çalıştı iseniz ev de o çalışmadan elde edilen her şey de ortaktır. Evli iken de ortaktı, ayrıldığınızda da ortak olacak. - Çalışırken siz “eşine yardım eden bir kadın” durumunda idiyseniz şu andaki durum ortaklık değildir, ev eşinize kalacaktır. Bu gerginliğin giderilmesi için ya bir aile büyüğü ya da boşanmayı yürütecek avukatın hakemliğine başvurun.
Mehrin belli bir oranı yoktur, kadının istediği erkeğin de razı olduğu şeyin adıdır. Genelde altın üzerinden konuşulur. Mesela yüz gram altın denir. Siz de bunu diyebilirsiniz. Az veya çok size bağlıdır. Peşin de olabilir, ileri bir tarihe de ertelenebilir. Elinize geçince de yüzde yüz sizindir. Evin ortak bütçesi ile alakası yoktur. Erkeğin ona müdahale hakkı olmaz.
Selamünaleyküm. Kanunen sakıncalı olmayan bir şekilde yapmanızda sıkıntı yoktur.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Evet, böyle bir durumu burada masa başında değerlendirmem kolay ama sizin yaşadığınızı takdir etmem zordur. Eğer siz, namazın nasıl bir ibadet olduğunu biliyorsanız oradaki şartları da değerlendirirken vereceğiniz karar inşaallah kurtarıcı olur. Bir kere yoğun bakım hastalarını bırakma gibi bir seçeneğimiz yoktur. Mümkünse tedavi vaktini beş dakika ileri veya geri alıp alamayacağımızı bakalım. Bir arkadaştan yardım isteyip istemeyeceğimizi bakalım. Mescide gitme yerine hemen orada temiz bir çarşaf üzerinde sadece farzı kılma yönteminin yeterli olup olmayacağına bakalım. Sünnetleri kılmasanız da olur ki, toplam dört dakika sürecektir bu. Hiçbir fırsat olmuyorsa Allah'ın mağfiretine sığınırız.
Bu ifadede bir nebze abartı var. Bir acıyı hatırlatmak için yapılmış abartı olabilir bu.
Bu bir imtihandır. Yarın okul bitecek, hayat da benzer şeyler getirecek önüne. Şimdi de o zaman da ne hayatı salacaksın ne de harama dalacaksın. Titiz, samimi ve ciddi olacaksın. Bakarken işini görmek için bakmak var, zevk alarak bakmak var. Bu dengeyi kurarsın ve rahat edersin. Mümin ol, Mühendis ol, Becerebildiğin kadar tebliğci ol.
Evet, ortada bir fındık israfı vardır. Bu israf bir kurala dayanmaktadır. O kuralın kendi içinde bir mantığı vardır. Kurallar her zaman çıplak gözle izlenebilen gerçeklerle dolu olmayabilirler. Bir milli servet israfına rağmen yöneticiler beş kilo alınmasını istemektedirler. Ayrıntısını incelemek yöneticilerin sorumluluğunda olur. Oradaki çalışanların meri kurallara uymaları gerekir. İsraf görüntüsüne rağmen şüpheli bir mal edinme riskine karşı da atılacak olanları almamalıdırlar. Aldıklarının helal olmayacağını zannederiz.
Bu sürekli bir gaz kaçırma veya dışkı, idrar kaçırma sonucu getiriyorsa yani bunu kastediyorsanız bu nedenle namazı bırakamazsınız. Her namaz vakti abdest alıp o kaçağa rağmen namaz kılacaksınız. Siz özür sahibi sayılırsınız öyle bir durumda.
Kitaplara gelince iki şeye dikkat ederek okumak gerekir. Birincisi, imanını gizlice kemirip kemirmeyeceğidir. İkincisi de açık bir haram ihtiva edip etmediğidir. Şehvet sahneleri de bunlardan biridir.