Fetva Meclisi
Soru
Giresun’da, gıda denetimiyle ilgili bir kurumda çalışan bir arkadaşım var. Kendilerine gelen bir ton fındık için beş kilo numune alıyorlarmış fakat sadece beş yüz gram denetim için kendilerine yetiyormuş. Kanuna göre aldıkları bu beş kilonun geriye kalan dört kilo beş yüz gramını imha etmeleri gerekiyormuş, yine kanuna göre. Arkadaşım diyor ki, "Bize tonlarca fındık geliyor ve eğer imha işlemini yapsak yine belki tonlarca fındık yok yere gidecek. Kanuna uysak israf işlemiş oluyoruz, israf etmesek suç işlemiş oluyoruz." Kendisi, bu konuda tam bir yanıt bulamadığı için o fındıklara dokunmuyormuş fakat diğer çalışanlar kullanılan numuneden kalanı kendilerine alıyorlarmış. Bunu aslında yukarıdakiler de biliyormuş ve kimse kimseye bir şey demiyormuş. Fakat herhangi bir şikâyet durumunda sorun çıkartılabilirmiş. Denetim için yeterli olandan geriye kalan fındıkları çalışanların almasının durumu dinen nasıldır? Bu durumda ne yapmak lazımdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Müslüman’ın hile ve yalan ile işi olmaz/olmamalıdır. Size işi veren ve maaşınızı ödeyen makam böyle istiyorsa sizin açınızdan onda bir sakınca olmayabilir.
Bu meselede şöyle bir durum var: a- Fındık şu anda sekiz lira ediyor. Tüccar beş ay sonrası için on liradan alırım deyip pazarlığı yaparak alışverişi bitiriyorsa yani satan fındığı satmış ama parasını beş ay sonra alacak ise bu ticarette sıkıntı yoktur. Zira satanın sattığı bellidir, alanın alacağı bellidir. Bu bir helal ticarettir. b- Eğer halk arasında EMANETE VERMEK diye bilinen şekil olursa yani üretici fındığı tüccara yedinci ayda verir ama fiyatı ne zaman parayı alacaksa mesela iki ay sonra gelip o günkü fiyat kaç para ise o kadarı alıp giderse bunda bizim kanaatimize göre sıkıntı vardır. Zira bu bir helal ticaret değildir esasen. Fındık tüccara verilmiştir ama üreticinin ne alacağı belli değildir. Fındık işlem görmüş, belki de yenmiş midelere inmiştir. Üretici ise ne kazanacağını bile bilmemektedir. Bu bir bilinmezlik ortamıdır. Bunun fıkıh açısından sakıncası vardır. Bu bizim meseleden çıkardığımız kanaatimizdir.
Devletin bu tür uygulamalarının adı sigorta olarak anılsa da bir nevi vergi durumundadır. Devlet adeta şu kadar vergi ödeyene yardım ederim yoksa yardım etmem demektedir. Normal sigorta gibi anlaşılmaması gerektiğini düşünüyorum. Yapılabilir kanaatindeyim. Allah'a emanet olun.
Evet, yemek israfı caiz olmayan bir iştir. Ancak fabrikasyon yemek pişirilen yerler veya resmi kurumlar gibi büyük çapta yemeğin piştiği yerlerde bir evdeki hassasiyetinin sağlanması mümkün değildir denebilir. Mümkün olmamakla birlikte asgari düzeye indirilmesi için mücadele etmek ve kurallar koymak gerekir. Sıfır israf sağlanamayabilir ama israf sıfıra yakın noktaya çekilebilir. Bundan da yetki seviyesine göre oradaki herkes sorumlu olur. Yemeklerin çalışanlara verilmesi ile alakalı şüphesiz hak sahibi mal sahibidir. Mal sahibinin işletmede tuttuğu yetkili şefi mal sahibi adına iş görmektedir, o izin veriyor olduğu sürece sakınca olmaz zannederiz.
Meselenin yasal boyutunu ele almıyorum, o sizin de takdir edebileceğiniz ve zaten kanunen size uygulattırılabilecek bir bölümdür. Size sadece “dinen” dediğiniz boyutu ile cevap veriyorum: Bu durumda, elemanınıza sözleşme haricinde bir iş yapmadığınız yani baskı olmadan hür iradesi ile evet dedirterek iş yaptırdığınız sürece ve onun sizden bir talebi olmadığı sürece HARAM İŞLEME, HARAM KAZANMA, KUL HAKKI durumu yoktur. Kanaatimiz budur.
Müslüman olarak kilo vermek zorunda değiliz, sağlığımızı korumak zorundayız. Beden yapımıza ve sıhhat dengelerimize bakarak kilo vermek zorunda olup olmadığımızı belirleyebiliriz. Ne şişman kul ne de zayıf kul iyi veya kötü değildir. Kim daha takva ile yaşıyorsa iyi kul odur. Çağımızda yaygın hastalıklardan biri de kilo hastalığıdır. Artık ölüm nedenleri arasında ilk sıralara yükselmiş olması elbette bütün mü'minler için dikkat edilmesi gereken bir sorun durumuna getirmiştir kiloyu. İbadet hayatımızı, sağlıklı bir hayatı rahatsız eden fazla kilolar giderilmelidir. Kilo fazlalığı hakkında şu kuralları bilmemiz gerekir: Bir insanın kilo fazlası olup olmadığını ya da ne kadar olduğunu uzman bir doktor ya da diyetisyen kararlaştırmalıdır. Kişilerin kendi bilgileri ve tahminlerine ya da çevreden aldıkları tepkilere göre az/fazla kararı vermeleri yanlıştır. Fazla kilo söz konusu ise onun giderilmesi de kesinlikle yine uzman tarafından planlanmalıdır. Kilo verme yöntemleri kilo alma kadar risk taşıyabilmektedir. Uzman desteği yanında bilinmesi gereken bir incelik de şudur: Kilo alırken de verirken de insanın nefsini disiplin altında tutup tutamamasına göre sonuçlar değişir. Mesele nefsin salınmaması meselesidir. Yemek ve zevkler konusunda Müslümanca yaşayabilmek yani disiplin sahibi olmak uzman tavsiyelerini işe yarar duruma getirecektir. Hiç yemeyerek, kulaktan dolma bilgilerle bir yeme programı yaparak yağlar eritilmiş olabilir ama karakter düzelmezse kâr ile zarar karıştırılmış olabilir. Çağımızda tüketilen yiyecekler adeta zehir karıştırılmış tuzak yiyecekler gibidir ancak uzmanların tavsiyelerine dikkat edilerek kaliteli bir gıda politikası izlenebilir. Buna diyet uygulamaları da dâhildir. Uzmanların tavsiye ettiği sporlar yapılmalıdır. Her bedenin spor ihtiyacının veya kaldırabileceği şeklinin farklı olacağını bilmek gerekir. Ve camiye cemaate gitmenin mükemmel bir spor yerine geçebileceğini unutmayalım. En azından bir bölümünü karşılayacaktır. Hadis kitaplarında geçiyor diye şu bitki veya gıdanın diyet konusu yapılması yanlıştır. Coğrafyanın ve kişilerin farklı etkileşimlerini dikkatimizden kaçıramayız. En büyük nimet olan su bile gelişigüzel tüketilemez bir nimettir. Yağ eritme veya mide aldırma gibi cerrahi uygulamalara geçmeden önce muhakkak bir fıkıh uzmanına danışılmalıdır. Ameliyat sürecinin başlaması için doktorun olur vermesi yeterli değildir, muhakkak fıkıh desteği de alınmalıdır. Ameliyatsız bütün alternatifler bitirilmeden ve sağlık için ciddi bir tehlike yokken ameliyatlı zayıflama yöntemlerine başvurulamaz. Şu unutulmamalıdır ki, bugünkü bu kilo problemimiz sünnetten uzak yaşadığımızın sonuçlarındandır. Tekrar sünnetli bir hayata dönerek işimizi kolaylaştırabiliriz.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Kitaplara gelince iki şeye dikkat ederek okumak gerekir. Birincisi, imanını gizlice kemirip kemirmeyeceğidir. İkincisi de açık bir haram ihtiva edip etmediğidir. Şehvet sahneleri de bunlardan biridir.
Bu ifadede bir nebze abartı var. Bir acıyı hatırlatmak için yapılmış abartı olabilir bu.
Evet, böyle bir durumu burada masa başında değerlendirmem kolay ama sizin yaşadığınızı takdir etmem zordur. Eğer siz, namazın nasıl bir ibadet olduğunu biliyorsanız oradaki şartları da değerlendirirken vereceğiniz karar inşaallah kurtarıcı olur. Bir kere yoğun bakım hastalarını bırakma gibi bir seçeneğimiz yoktur. Mümkünse tedavi vaktini beş dakika ileri veya geri alıp alamayacağımızı bakalım. Bir arkadaştan yardım isteyip istemeyeceğimizi bakalım. Mescide gitme yerine hemen orada temiz bir çarşaf üzerinde sadece farzı kılma yönteminin yeterli olup olmayacağına bakalım. Sünnetleri kılmasanız da olur ki, toplam dört dakika sürecektir bu. Hiçbir fırsat olmuyorsa Allah'ın mağfiretine sığınırız.
Böyle meçhul bir rakam üzerinden mehir olmaz. İnşaallah boşanma olmaz. Olursa da o zaman denk bir mehir takdiri yapılır. Bunu daha makul bir şey üzerinden yenileyebilirsiniz.
Bu bir imtihandır. Yarın okul bitecek, hayat da benzer şeyler getirecek önüne. Şimdi de o zaman da ne hayatı salacaksın ne de harama dalacaksın. Titiz, samimi ve ciddi olacaksın. Bakarken işini görmek için bakmak var, zevk alarak bakmak var. Bu dengeyi kurarsın ve rahat edersin. Mümin ol, Mühendis ol, Becerebildiğin kadar tebliğci ol.
Bu anlattığınız tarzda bir erkek ile bir Müslüman kadının nikâhlı olması mümkün değildir. Gereğini yapmanız gerekir.