Fetva Meclisi
Soru
Hocam çocuklarımızın vasıfsız ya da düşük işlerde çalışıyor olmasından sorumlu olur muyuz? Yani diyebilir miyiz ki Müslüman düşük işte çalışmaz?
Cevap
Benzer fetvalar
Bütün zamanlarda ve bütün mekânlarda MÜMİN OLARAK YAŞAYIP ÖLMEK erkek ve kadın her insanın birinci görevidir. Yaşadığımız hayatı ne kadar mümince yaşadığımızı sürekli test etmeye mecburuz. Bu mümince kelimesinin hakkını vermeden yapacağımız işlerin Allah katında bir değeri olmayacaktır. Bu barajdan sonra erkekler ve kadınlara göre, evlilere bekârlara göre, anne olanlara olmayanlara göre, zenginlere fakirlere göre diye bir tasnif yapabiliriz. Neyi ne kadar yapabileceğimizi biz takdir edebiliriz. Allah Teâlâ da zaten bilmektedir. Kabiliyetlerimiz, önümüzdeki fırsatlar, engeller toplanıp bir ortalama bulunarak neler yapabileceğimizi belirleriz. Mümin hanım kardeşlerimiz için şöyle bir planlamayı teklif edebilirim: 1- Bu zaman, herkesin öncelikle kendi imanını ve iffetini koruma zamanıdır. O kadar ki, her mümin erkek ve kadın, “ben de gidersem din gider” demelidir. Gerçekten de durum bu ince çizgiye kadar yanaşmıştır. Allah yardımcımız olsun. Önce imanımız ve iffetimiz, kendimiz. Önce bu. 2- İkinci olarak da kabiliyetlerimizi, fırsatları, yaşadığımız ortamı, aile yapımızı, siyasi konumu ve benzeri özel şartları tespit edip ne yapabileceğimizi belirleriz. Bu belirleme de, biz ve en yakınımızdan itibaren çevremize, şehrimize, ülkemize ve dünyaya doğru olmalıdır. İhmal edilmiş çocukların annelerinin hangi annenin çocuğuna hayrı dokunur acaba? Çocuklarımız, eşlerimiz, akrabalarımız, mahallemiz ve dünyamız... Sıralamaya dikkat edilmelidir. 3- Biz kuluz, kul da acizdir. Takatımız bir "hiç" niteliğindedir. Allah yardım ederse, bereket verirse bir şeyler yapabiliriz. Onun yardımını hak etmek diye bir derdimiz olmalıdır. İhlaslı, Şeriat'a uygun, istişareli işler yapmak gerekiyor. Mum gibi ışık verirken erimeden, güneş gibi enerji yitirmeden aydınlatmak gerekiyor. Kuluz, sabırdan ve duadan başka bir silahımız da yoktur. Hüküm Allah’ındır, bereket onun elindedir. 4- Kadın fitnesinin en hassas boyutu tam anlamı ile bir KADIN EKSİKLİĞİ olarak yansımıştır günümüze. Ortada bir kadın eksikliği vardır ne yazık ki! Buradaki eksiklik, kimilerine göre okumuş kadın, siyasetteki kadın, memur kadın, ticarette ve sanayide istihdam edilen kadındır ama ben onu kastetmiyorum. ANNE KADIN eksikliği vardır. Anaokulları yerine kendileri okullaşmış anneler eksiktir. Bu sözlerden kadınlarımız inciniyorlar ama sabrı tükenmiş, çocuğundan çok arkadaşlarının ne diyeceğine endişelenen anneler, anneliği eksik bırakan kadınlardır. Anne eksikliğinin git gide artacağı da açıktır. Gelecek kuşaklar tam anlamı ile ANNE KADIN eksikliği yaşayacaklardır. Çarşılarda ve farklı arenalarda heba edilen anneler, insanlığın kaybıdır aslında. Aynı zamanda EŞ KADIN da kayıplar arasındadır. Erkekle boş yarışına girmiş kadın, kendini kaybettiği gibi erkeği de uçurumlara itmiştir. Kadın, iki asırdır hakkını ararken avucuna konan hakların yerine şahsiyetini vermiştir. Kadın, çalışan, çalıştırılan, sömürülen olmuştur. Son zamanlarda kadının sırf "siyasete oy kazandırması" uğruna her dediğinin yapılması, en azından bir ilahiyat fakültesine gönderilmesi ve memurluğa tatlandırılması gelecekteki riski kaldırmıyor. Bu hakikati dile getirenler linç ediliyor olabilirler. Yarından daha yakın bir zamanda herkes gerçeği görecektir ama zamanı geçmiş gerçeklerin bir anlamı olmayacaktır. Bu nedenle mümin kadınların en önemli işlerinden biri, kadını mecrasına oturtmak olmalıdır. Allah yardımcımız olsun.
Evet, bu sorun size mahsus bir sorun değildir. Kitleler bazında sahiplenilmiş bir din davasından ne yazık ki her alanda yoksunuz. Bu da gösteriyor ki Rabbimiz bizi, bulunduğumuz alanlarda tek başına bir ümmet gibi görmek istiyor. Kimse yoksa sen varsın ya! Peygamberlerin ve onların izinden gidenlerin kaderi budur. Ne mutlu size ki bu yalnızlığı dert edinmemeye hazırsınız. Kalabalıkları beklemeyin, kendinizi dik tutarak tek başına bir ümmet olmaya çalışın. Yüreğiniz dininizi ve bütün insanlığı kuşatacak çapta olsun. Yalnızlıktan yılmayın. Mahzun olmayın. Şeytanın size yapabileceği baskılardan biri budur; kimse yok diyecektir size. Melekler var ve sizin büyük yüreğiniz var Allah’ın izni ile. İmanınızı her an çalınabilecek bir mücevher gibi koruyun. Şüpheler ve tereddütler ortamına bulaşmamaya çalışın. Size yenilik ve atılım gibi gösterilebilecek ama imanınızı sarsacak ortamlardan, fikirlerden uzak durun. Haramlardan kaçının, haram şüphesinden bile uzak durun. Namaz başta olmak üzere ibadetlerinize ciddiyetle sarılın. Kur'an okuyun. Mü'min kardeşliği korumayı imanınızın gereği olarak bilin. Bulunduğunuz ortamın doğal İslam davetçisi olarak yaşayın. Kalbinizin Allah ile bağlantısını güçlü tuttuğunuz sürece de işte siz, insanlık oldunuz ümmet oldunuz tek başınıza. İlgilenmeyin gerisi ile o zaman. Allah yardımcınız olsun, yolunuz mübarek olsun.
İşimizin çok, vaktimizin az olduğu doğrudur. Yaşayan bütün insanlar bu ölçülerle yaşadı. Kimseye özel bir fırsat tanınmadı. Biz, tatil yapmak için gönderildiğimiz bir âlemde değiliz. Gecemiz, gündüzümüz imtihandır. İmtihandaki şartların bizim zevklerimize göre oluşturulmayacağı gayet tabii bir gerçek olarak bilinmelidir. Taştan su çıkarmak, suyla ateş tutuşturmak yapmamız gereken işin adıdır. Zaman bize saniyelerle ölçülerek verilmiştir. Onu kullanma tarzımız ve elde edeceğimiz sonuç, tartışmaya gerek bırakmayacak sonucumuzu oluşturacaktır. Az zamanda çok iş yapmak kesin hedefimizdir. Bu hedeften taviz vermeyeceğiz. ‘Vakit az, iş çok’ ebedi kuraldır. ‘Zamanı iyi kullanan kazanacak’ kuralı da ebedi olarak kalacaktır. Meseleyi ibadet penceresinden inceleyerek şöyle bir değerlendirme yapabiliriz. Bir mü’min bir dakika’ya neler sığdırabilir? Bu sorunun cevabı, tembel için sadece HİÇ’tir. Halbuki, hesabını bilen için bir dakika cennet kadar değerlidir. Yapılacak o kadar önemli ve kolay işler vardır ki! İşte birkaç örnek: Bir dakikada üç kere Fatiha suresi okunabilir. Bir Fatiha suresi okunduğunda sekiz yüz hasene elde edilir. Bir dakikada yirmi defa İhlâs suresi okunabilir. İhlâs suresi bir defa okunduğunda Kur’an’ın üçte birine tekabül eden sevap kazandırır. Günde bir dakika ile yirmi defa okunan İhlâs suresi ayda altı yüz defa okunmuş olur. Yılda ise yedi bin iki yüz defa eder. Ortalama bir sayfa Kur’an okunabilir. Üç kelimelik bir ayet ezberlenebilir. Tesbihattan herhangi biri elli-yüz defa tekrar edilebilir. Yirmi beş defa salavat getirerek, Allah Teâlâ’dan iki yüz elli rahmet yolu açılabilir. Telefonla sılayı rahim yapılabilir. Bir kişiyle musafaha ederek en büyük ecir kaynaklarından birini elde edebiliriz. Yolda eziyet veren bir taşı, cam parçasını kaldırarak, imanın yetmiş küsür şubesinden birini ihya edebiliriz. Bunların hiçbiri için abdest almak, kıbleye yönelmek gibi ağırlık verecek şartlar da yoktur. Yürürken yapılabilir, araç kullanılırken eda edilebilir şeylerdir. Bir dakika asla az değildir. Bir dakika ölüm veya hayat denecek kadar değerlidir. Bir dakika içinde bir cümle olan Kelime-i Tevhidle iman ehli olup cennete giren oldu. Bir dakikalık gergin haliyle cehennemlik iş yapıp helak olan oldu. Asıl sorun vakit azlığı değil, vakit kıymeti bilememektir. Televizyon seyretmek, malayani ile uğraşmak, kıymet bilmez arkadaşla oturmak gibi illetlerden korunulduktan sonra biiznillah vakit bereketlenir. Onca teknolojik imkânlara rağmen vakit yetmezliğine melekleri inandıramayız.
Önce şunu bilmeliyiz: Çalışmak ve kazanmak hem haktır hem görevdir. Allah Teâlâ’nın bizim için kurduğu düzen, herkesin bir rızık peşinde olduğu düzendir. İnsanca yaşanan bir toplumda, o toplumun bir ihtiyacını karşılayan bütün meslekler gerekli oldukları kadar da “adi/seviyesiz” değildirler. Evet, fıkıh kitaplarımızda bazı meslekler için “adi iş” şeklinde bir ifade kullanılmıştır ama bu, o işin yasak olduğu anlamında değildir; sözü edilen işin kendisinde karaktersizliğe neden olan için bu böyledir şeklinde anlaşılmalıdır. Herkes kabiliyeti olan helal bir işi yapmalıdır. İnsana veya insan için gerekli olana hizmet eden her iş serbesttir. Bu konuda şu inceliklere dikkat edilmelidir: a. İş ne olursa olsun HELAL bir iş olmalıdır. Helal olmayan hiçbir iş seviyeli değildir. b. Herkes becerebildiğini yapmalıdır. c. Bir işi ölünceye kadar sürdürmek diye bir kural olmaz. İnsan yükselmeyi hedeflemelidir. d. Dinen pis, toplum gözünde de seviyesizlik olarak kabul edilen işlerde çalışmak durumunda olanlar, o işin onların seviyesini, ahlâk ve karakterini eritmesine izin vermemelidirler. Böyle bir sonuç olursa o zaman “seviyesiz iş” tavsiye edilmez denir. Biz insanları, işlerine göre değil din, ahlâk ve insanlıklarına göre değerlendirebiliriz.
Bilerek ve isteyerek harama el sürmeyin. Alenen kul hakkına girmeyin. İbadetlerinizi gevşetmeyin. Daha zengin olmak için çalışmanızda bir sakınca yoktur. Bilakis olmanız da gerekir. Derede iken at değiştirmemenizi tavsiye ederim. Onun yerine sözünü ettiğimiz kurallara dikkat edin. Allah kolaylıklar versin.
Allah Teâlâ hepimizi bir kabiliyet üzere yarattı. Hepimiz için de bir iş belirledi. İmanımız ve ibadetlerimiz hepimizde aynıdır ama farklı olarak yaşadığımız bu hayatta hepimizin aynı işi yapması gerekmiyor. Kimimiz ilimle meşgul olacak kimimiz de fiili cihadı gerçekleştirecek. Bir başkası da filan işi yapacak. Öbürü nesil yetiştirecek ama herkes bir işi yaparak bu hayatı doldurmadaki görevini icra edecek. Elbette âlim değerli bir iş yapıyor ama her şey âlimin elinden beklenmeyecektir. Âlimin de yapamadığı işler vardır, onları yapabilen de o boşluğu dolduracak. Kendimizi gereksiz ve işlevsiz görmemiz şeytan tuzağıdır. Mesela ekmek buğday unundan yapılır ve ekmeğin aslı odur. Yalnız su olmasa hamur olmaz, ateş olmasa ekmek pişmez. Bakıyoruz ki asıl buğday ama buğdayı ortaya çıkaran başka buğday kadar gerekliler de var. Kendinizi daha gerçekçi değerlendirin. Kabiliyetiniz olmayan alana göz dikerek tembelliğinize gerekçe bulmayın. Kabiliyetiniz başka bir iştedir, onu keşfetmeye bakın. Hiçbir şey yapamadığınızda gece teheccüde kalkıp kendiniz ve âlimler için dualar edemez misiniz mesela?
helal konusundaki diğer fetvalar
İşini aldığınız işveren size “bizzat sizin yapmanızı şart koşuyorum” dedi ise o işi ikinci birine yaptıramazsınız. Sadece işin kalitesi ve zamanını size şart getirmiş ise sizin onu başkasına yaptırıp kâr etmenizde sakınca olmaz.
Gizli saklı bir iş olmadıkça, devlet yöneticisinin ve onu temsil edenin bu tür müsamahaları normaldir. Bir hak ihlali olarak görülmez. Zira mesul kişi sorumluluğu altındaki işi icra etmekle mükelleftir. İcra edebileceğine inanarak belli müsamahalar gösterebilir. Eğer bir sorumluluk varsa o sorumluluk yetkiliye aittir.
Mezar kazma işinden ücret almakta ve ücret vermekte sakınca olmaz. Elbette Allah rızası için yapılırsa daha iyi olur, sevap bir iş olur.
Dinimiz her şeyi niyete bağlamıştır. Niyet ise kulun arzusunun Allah Teâlâ tarafından samimi bulunan şeklinin adıdır. Bizim adına niyet dememizin anlamı olmuyor, Allah “kulun niyeti” diye bir şeyi kabul ediyorsa o niyet muhteşemdir, olduğu gibi kazançtır. O niyet sayesinde kul, yatağında öldüğü hâlde şehitler gibi dirilebilir kıyamet gününde. Kul, malını helal yollarla kazanıyor, o maldaki Allah’ın hakkı olanı veriyor ve kazancını Allah’ın helal ettiği alanlarda tüketmeye niyetli bulunuyorsa biiznillah onun malı o öldükten sonra onun için hayır kapısı olur.
Size sunulan yemek hakkı iki türlü olabilir: Size orada yemek yeme izni vermiştir. Şu kadar yiyebilirsin dediği zaman oradaki yediğin sana helaldir ama bu helal olma sadece ORADA YEMEKLE sınırlıdır. İkinci durumda ise orada yiyeceğinizi SİZE VERMİŞTİR. Yani “bu senindir” demiştir. Bu şekildeki izni söz konusu ise onu yiyebilir veya götürebilirsiniz. Bu iki durumdan hangisi size aittir bilemiyorsanız sorumlu yöneticiye sorarak tespit edebilirsiniz.
Helal şeyleri helal bir yöntemle tarif ediyorsan bundan bir sakınca oluşmaz. • Yenmesi/içilmesi haram olan şeyleri tarif etme. • Mesela sol elle yenebileceğine dair bir hatayı gösterme. • İsraf olacak bir uygulama yapma. • Yalan ve hile yapma, doğru ve gerekli olanı göster. • Müslümanlara ait olmayan ve Müslümanları etkileyebilecek olan kültürleri övme. • Sana bağlı ortamda avret teşhiri gibi bir hata olmasın. Sakınca olmaz biiznillah, kazancın da helal olur.