Fetva Meclisi
Soru
Hocam internette Peygamber Efendimizin cenazesinin üç gün bekletildiği ve cenaze namazının on yedi kişi tarafından kılındığı ile ilgili yazılar dolaşıyor. Bunların doğruluk payı nedir acaba?
Cevap
Benzer fetvalar
Can, Allah’ın kula verdiği bir emanettir. Başkasının canına kıymak nasıl günah ise kişinin kendi canına kıyması da aynı şekilde büyük bir günahtır. Hz. Peygamber (s.a.s.) pek çok hadisinde intihar etmenin ne denli büyük bir günah olduğunu ve intihar edenin karşılaşacağı cezayı haber vermiştir. O, bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır: “Her kim kendini bir dağdan aşağı atıp intihar ederse, bu kimse cehennem ateşi içinde ebedî olarak kendisini yüksekten aşağıya bırakır olacaktır. Her kim zehir yudumlar da kendisini öldürürse, o kimse de zehri elinde, cehennem ateşi içinde ebedî o zehri içer olacaktır. Her kim de kendisini kesici ve delici bir aletle öldürürse, o da kullandığı aleti kendi karnına vurur ve yarar hâlde ebedî cehennem ateşinde kalacaktır.” (Buhârî, Tıb, 56 [5778]) Hadiste, intihar eden kimsenin ahirette göreceği şiddetli ve kalıcı azabın kendi fiilinin sonucu olduğu etkileyici bir dille anlatılmaktadır. İslâm âlimleri, hadisteki ebedî azap kaydının, intiharı helal sayarak kendi canına kıyanlar için söz konusu olduğunu veya uzun süreli azap anlamında mecazî bir ifade olduğunu belirtmişlerdir. (Aynî,‘Umde, 21/292) Yüce Allah’ın emanet olarak lütfettiği hayatı O’nun razı olmadığı bir tarzda sonlandırma anlamına gelen intihar eyleminin salim akılla gerçekleştirilemeyeceği açıktır. Ancak kişinin cinnet hâlinde iken canına kıymış olacağı varsayılarak bağışlanması için Allah’a dua edilir. Nitekim âlimler, “Her ‘lâ ilahe illallah’ diyenin cenaze namazını kılınız.” (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr, 12/447[13622]) hadisinin genel anlamından hareketle, kelime-i şehâdet getiren herkesin cenaze namazının kılınacağını söylemişlerdir. (İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/417; Nevevî, el-Mecmû’, 5/211; İbn Rüşd, Bidâyetü'l-müctehid, 1/239)
Dinimize göre, cenaze namazının kılınması için belirli bir vakit yoktur. Kerahet vakitleri dışında, günün her saatinde cenaze namazı kılınabilir. Bunun için, hazırlanmış olan bir cenazenin bekletilmeden namazı kılınıp defnedilmesi daha uygundur. Bununla beraber, cenaze namazına daha çok cemaatin katılması, ölen kişinin akraba, eş, dost ve komşuları gibi hukuku bulunan insanlara ölüm haberini duyurup son görevlerini yapmak üzere cenaze merasiminde bulunabilmelerinin sağlanması amacıyla vakit namazlarından sonra cenaze namazının kılınması teâmül haline gelmiştir. Belirtilen amacın gerçekleşmesi için, ölen kişinin ikamet ettiği mahalle camiinin minaresinden cenaze salası okunması da bu teâmülün bir devamıdır. Ölüm haberinin çeşitli yollarla duyurulması sünnettir. Bu bakımdan, minareden cenaze salası okunması ve arkasından da ölen kişinin adının ve memleketinin söylenmesinde dinen bir sakınca bulunmadığına, ancak, ölen kişi için övücü sözler söylenmesinin uygun olmadığına karar verildi.
Selamünaleyküm. Evet, gayet ağır bir durum bu Mü'min için. Yalnız şerefli bir anne olduğunda kimsenin tereddüdü olmadığı gibi, Mü'min olduğuna dair de sahih bir bilgi de yoktur. Bu hususta bir yığın eser yazılmıştır ama hiç birisinde kalbi rahatlatan bir sonuç yoktur. En güzeli bu meseleleri Allah'a havale etmektir. Bir de biz, bu durumdan kendimize bir ders çıkarmalıyız.
Aleykümselam. Kadere iman, mü'minin en büyük silahlarından biridir. Yavrunuzu kaybettiniz ama Rabbinizi kaybedemezsiniz. En fazla bir asır beraber olacaktınız diyelim, ebedi cennetlerde buluşacaksınız inşaallah. Bırakın gitsin yavrunuz sizi orada beklesin. Sizden önce cennette: 'Annemi isterim' diyen bir şefaatçiniz olması güzel değil mi? Elbette ölüm acı. Hele bebeğin ölümü pek acı. Ya cennetin bedeli? Sabredin. Yaşadığınız gelgitler şüphesiz ezicidir ama iman açısından bir itirazınız olmadığı sürece sorun yoktur. Merak etmeyin. İsterseniz Suriye'deki anneleri de düşünün biraz! Allah size de eşinize de sabırlar versin. Sizi, eşinizi ve yavrunuzu cennette buluştursun.
Aslolan, namazının kılınabilmesi için cenazenin hazır bulunmasıdır. Bununla birlikte hazır olmayan cenaze için de namaz kılınabilir. Nitekim Resûlullah (s.a.s.), Habeş Kralı Necâşî’nin vefatını haber vermiş, sonra da onun cenaze namazını kıldırmak üzere cemaatin önüne geçmiş, ashab da arkasında saf tutmuştur (Buhârî, Cenâiz, 54 [1318]; Müslim, Cenâiz, 63 [951]). Olayda hazır bulunan Câbir b. Abdullah (r.a.) şöyle demiştir: “Resûlullah (s.a.s.) , Necâşî’nin (gıyâbında) cenaze namazını kıldırdı. Ben de ikinci saftaydım.” (Buhârî, Cenâiz, 54 [1320]). Yine, Resûlullah’ın (s.a.s.) Uhud şehitleri (Buhârî, Cenâiz, 72 [1344]) ve kendisine haber verilmeden defnedilen cenazeler için de gıyâbî cenaze namazı kıldığı bilinmektedir (Buhârî, Cenâiz, 55 [1321]).
Müslümanların, vefat eden din kardeşlerine karşı yerine getirmeleri gereken dini vecibelerinin başında cenazelerinin yıkanması, kefenlenmesi ve namazlarının kılınması gelmektedir. Yıkanıp kefenlendikten sonra cenaze namazının kılınması farz-ı kifayedir. Bu görev bazı Müslümanlar tarafından yerine getirildiği takdirde diğerleri sorumluluktan kurtulur. Cenaze namazının kılınması için belirli bir vakit yoktur. Hazırlanmış olan bir cenazenin bekletilmeden namazının kılınıp defnedilmesi esastır. Salgın hastalık riskinin bulunduğu durumlarda cenaze namazının, olabildiğince az sayıda kişiyle ve bekletmeden kılınması tercih edilmelidir. Ayrıca hastalığın bulaşmaması için gerekli tedbirler alınmalı, bu bağlamda cenaze namazına iştirak edenler arasında yeterince mesafe bırakılmalıdır. Bu durumda birden fazla cenaze varsa hepsi için tek bir namaz kılınması yeterlidir. Hastalığı bulaştırma riski sebebiyle yetkililerce hemen defnedilmiş olan cenazenin namazı daha sonra kabri başında birkaç kişiyle kılınabilir. Hastalığın bulaşma riskine karşı uzmanların tavsiyeleri doğrultusunda gerekli koruyucu tedbirler alındıktan sonra cenazenin usulüne uygun bir şekilde yıkanıp kefenlenmesi ve defnedilmesi gerekir. Alınacak bütün bu tedbirlere rağmen cenaze yıkandığı ve usulünce kefenlendiği takdirde bu hastalığın başkalarına da sirayet etme tehlikesi varsa: 1. Uzaktan cenaze üzerine su tutularak veya serpilerek yıkama işlemi gerçekleştirilir. 2. Bu uygulamanın da riskli olduğu durumlarda yetkililerin de talimatlarına uyularak koruyucu kıyafetlerle cenazeye teyemmüm aldırılır. 3. Cenazeye teyemmüm yaptırılmasının da hastalığın bulaşması açısından riskli olduğu hallerde zaruret sebebiyle teyemmüm de terkedilir ve o haliyle namazı kılınarak defni sağlanır. Cenazelerin, geleneksel yöntemle açılan kabre kefenle defnedilmesinin de riskli olduğu durumlarda, ceset torbası veya tabutla defnedilmesi de caizdir. Zaruretten kaynaklanan bütün bu uygulamalarda Müslüman kardeşimize karşı son dini vazifemizi yaptığımız bilinci ile hareket edilmelidir.
cenaze namazı konusundaki diğer fetvalar
Yıllar önce de olsa cenazesi kılınmamış bir mümin için cenaze namazı kılabilirsiniz. Ayrıntılarına girmeden böyle bir hükümle amel etmeniz mümkündür. Allah Teâlâ ölmüşlerimize rahmeti ile muamelede bulunsun.
Kadavra hakkında şöyle bir özet yapabiliriz: İnsan bedeni mükerremdir, saygın tutulmalıdır. Bu saygınlık yaşarken ve ölürken aynıdır. Yaşarken gösterilen saygı gibi bir saygının ölünce de gösterilmesi gerekmektedir. İnsan bedenine saygının en önemli tezahürlerinden biri de insan bedenine ait parçaların ticaret konusu yapılamamasıdır. Diri veya ölü iken insandan bir parçaya fiyat takdir edilip satılamaz. Bir başka konu da insanın kendi bedeninde tasarruf hakkının olmamasıdır. Bir insan sağlıklı bir organını mesela gözünü çıkarıp atamaz, böyle bir eylem delilik gibi bir nedene dayanmıyorsa büyük bir günaha girme nedeni olur. Tıp talebelerinin yetişebilmeleri için insan bedeni üzerinde uygulama yapmaları bir zorunluluktur. Bu zorunluluk insan bedeninin saygınlığına zarar verilmeden yapılabilir. Diri veya ölü olması bu kuralı değiştirmez. Kadavra, parçalanıp üzerinde öğrenciler eğitim görecek noktaya ancak BAŞKA BİR ÇARE OLMADIĞI noktada gelinebilir. Bu noktada kadavra kullanılabilir. Elbette bağışlama gerçekleştikten sonra böyle bir kullanma mümkündür. Kadavra olarak kullanılacak bir insan bedeninin ÖLÜYE YAPILMASI GEREKEN dini işlerden sonra yapılması gerekir. Bu işleri cenazenin yıkanması, kefenlenmesi ve cenaze namazının kılınması olarak bilebiliriz. Sağlık ve istifade açısından uygun ortam oluşabiliyorsa yıkama ve namazdan sonra tıbbi işleme geçilmelidir. Daha sonra da kullanılan kadavradan arda kalanlar kefenlenerek mezara konur.
Kerahet vakitleri dediğimiz üç vakitte (güneş doğunca kırk dakika, öğlen namazı vaktine kırk dakika kala ve güneşin batmasına kırk dakika kala) kılınmamalıdır. Bunun dışında bütün vakitlerde cenaze namazı kılınır. Uygun bir vakit belirlemede örfe, o günkü duruma ve özel şartlara da dikkat edilmesi gerekir. Aynı şekilde bütün vakitlerde defin de yapılabilir.
Mü'minin cenaze namazını kılmak diğer mü'minlerin üzerine görevdir. Bu görevin camide olması şart değlidir. öğlen veya ikindi gibi bir farz namazın edasından sonra olması da şart değildir. Daha fazla Müslüman’ı bir arada toplamış iken namazı kılmak gibi bir fazilet umulduğundan böyle bir uygulama yapılmaktadır. Bu da güzel bir şeydir. Allah Teâlâ ölenlerimize ve öldüğümüzde bize rahmeti ile muamelede bulunsun.
Aleykümselam. Cenaze ile yemek vermeyi birleştirmek zorunda değiliz. Bir adetten ötürü cenazeyi geciktirmemeyi tercih etmeliyiz. Yine de cenazenin öğlen yerine ikindi vaktinde kılınmasının haramlık düzeyinde bir sakıncası yoktur.
Selamünaleyküm. Cenazesi kılınmayacak derecede intihar ettiğini söylememiz doğru olmaz. İntihar hemen ölecek eylemi yapmanın adıdır.