Fetva Meclisi
Soru
Hocam yıllar önce vefat etmiş fakat cenaze namazı kılınamamış birinin gıyabi cenaze namazı kılınır mı? Annemin babası kırk beş sene evvel öldürülüyor. Yakınları öldürüldüğünü bilmiyor, aradan zaman geçince kardeşi ne yazık ki dedemin canice öldürüldüğünü öğreniyor ve cesedi parçalanmış halde bulunuyor. O zamanlarda neden cenaze namazı kılmadılar bilemiyorum ama cenaze namazı kılınmamış. Dedem için gıyabi cenaze namazı kılınabilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Cenaze namazı ölen kimse için dua olsa da namaz hüviyeti olduğundan abdestsiz kılınmaz. Yalnız cenaze namazının tekrarı olmadığından kaçırma söz konusu olursa yani abdest almaya gitmesi durumunda cenaze namazını kılamazsa hemen teyemmüm alarak kılabilir.
Selamünaleyküm. Böyle biri için kâfir olma ihtimali yüksektir ama imana işaret eden tek bir işareti bile iman lehine kullanmak gerekir. Cenazeyi de buna göre kılarız.
Aslolan, namazının kılınabilmesi için cenazenin hazır bulunmasıdır. Bununla birlikte hazır olmayan cenaze için de namaz kılınabilir. Nitekim Resûlullah (s.a.s.), Habeş Kralı Necâşî’nin vefatını haber vermiş, sonra da onun cenaze namazını kıldırmak üzere cemaatin önüne geçmiş, ashab da arkasında saf tutmuştur (Buhârî, Cenâiz, 54 [1318]; Müslim, Cenâiz, 63 [951]). Olayda hazır bulunan Câbir b. Abdullah (r.a.) şöyle demiştir: “Resûlullah (s.a.s.) , Necâşî’nin (gıyâbında) cenaze namazını kıldırdı. Ben de ikinci saftaydım.” (Buhârî, Cenâiz, 54 [1320]). Yine, Resûlullah’ın (s.a.s.) Uhud şehitleri (Buhârî, Cenâiz, 72 [1344]) ve kendisine haber verilmeden defnedilen cenazeler için de gıyâbî cenaze namazı kıldığı bilinmektedir (Buhârî, Cenâiz, 55 [1321]).
Aleykümselam. Bunun için gitmeniz gerekmez. Bulunduğunuz yerden ona dua edin, daha iyi edersiniz.
Cenaze namazı bir defa kılınmakla farz yerine getirilmiş olur. Bu nedenle, tekrar kılınması gerekmez. Ancak cenaze namazında bulunamayan kişiler, daha sonra münferit olarak veya ayrı bir cemaatle tekrar kılabilirler. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), cenaze namazında hazır bulunamadığı Ümmü Sa’d için daha sonra cenaze namazı kılmıştır (Tirmizî, Cenâiz, 47 [1037]).
Allah’tan afiyet dileriz, kendimiz ve mü'min kardeşlerimiz için güzel bir hayat, güzel bir ölüm dileriz. Durum şöyledir: Yaşayan bir insan namaz kılmak için mesela abdest alması gerekir. Su bulamazsa teyemmüm eder. Teyemmüm imkânı olmazsa onu da yapmaz, namazını öyle kılar. Aynı sıralamayı ölmüş bir mü'min kardeşimiz için de uygularız. Koca camilerde bile Cuma namazı kılınmaz oldu. Ortada olağanüstü bir durum vardır. Yıkayabiliyor, kefenleyebiliyorsak yaparız. Değilse en azından gıyabi cenaze kılarız kardeşlerimiz için. Allah’ın mağfireti ve rahmetini onun için de kendimiz için de dileriz. Yapacak başka bir şey yoktur ne yazık ki. Bu perspektiften bakınız meseleye.
cenaze namazı konusundaki diğer fetvalar
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: - Hicretin 11. senesinde Rebiyülevvel ayının on ikinci Pazartesi günü sabahın ileri saatlerinde vefat etti. - Ashab-ı Kiram o gün o mübarek cenazeyi kaldırmadılar. Salı günü veya Çarşamba günü akşam cenaze defnedildi. Elimizdeki sahih bilgiler izlendiğinde yaklaşık olarak 48 saat bekletildi cenaze. Bu zaman diliminin, üç tam gün olmadığı kesindir. - Cenazenin defnedilmesinin geciktirilme nedeni şudur: a- İlk anda, Peygamber aleyhisselamın cenazesi yerine, onun dini ve devleti ile ilgilendiler. O anda ilk saatlerde Peygamber aleyhisselamın dinini ve siyasetini yürütecek kişiyi (Halifesini) seçmeselerdi, din o gün ağır bir darbe alır, mü'minler dağılabilirlerdi. İlk anda bunu önlediler. Başta Ebu Bekir radıyallahu anh olmak üzere bu hususta büyük bir tedbir almış oldular. b- Birinci ve ilk görev bittikten sonra cenazeye ve defne sıra gelmiş oldu. Mübarek bedenini yıkadılar. Yalnız mübarek cenaze, günlük hayatını sürdürdüğü odasında idi. O odada, on kişinin yan yana durması bile zor denecek kadar darlık vardı. Cenazeye ait yıkama ve defin de o odada yapılması gerekiyordu. O gün Ashab-ı Kiram, küçük gruplar halinde odaya gelip tek tek cenaze namazı kıldılar. Peygamber aleyhisselam efendimizin cenazesini bir imam kıldırmadı. O büyük şerefi sahiplenme konusunda öne çıkarılabilecek kimse görülmediğinden, bir imam olmadan tek tek kılındı namazı. Böylece yüzlerce kere cenazesi kılınmış oldu. Cenaze namazı uzun sürdüğü için de defin gecikti. En geç, Çarşamba günü akşamı cenaze defnedildi. Defnin gecikme nedeni budur. Ve rakam asla on yedi değildir. Çocuklar bile grup kurup huzurunda durdular ve cenaze kıldılar. Sallallahu aleyhi ve sellem.
Kadavra hakkında şöyle bir özet yapabiliriz: İnsan bedeni mükerremdir, saygın tutulmalıdır. Bu saygınlık yaşarken ve ölürken aynıdır. Yaşarken gösterilen saygı gibi bir saygının ölünce de gösterilmesi gerekmektedir. İnsan bedenine saygının en önemli tezahürlerinden biri de insan bedenine ait parçaların ticaret konusu yapılamamasıdır. Diri veya ölü iken insandan bir parçaya fiyat takdir edilip satılamaz. Bir başka konu da insanın kendi bedeninde tasarruf hakkının olmamasıdır. Bir insan sağlıklı bir organını mesela gözünü çıkarıp atamaz, böyle bir eylem delilik gibi bir nedene dayanmıyorsa büyük bir günaha girme nedeni olur. Tıp talebelerinin yetişebilmeleri için insan bedeni üzerinde uygulama yapmaları bir zorunluluktur. Bu zorunluluk insan bedeninin saygınlığına zarar verilmeden yapılabilir. Diri veya ölü olması bu kuralı değiştirmez. Kadavra, parçalanıp üzerinde öğrenciler eğitim görecek noktaya ancak BAŞKA BİR ÇARE OLMADIĞI noktada gelinebilir. Bu noktada kadavra kullanılabilir. Elbette bağışlama gerçekleştikten sonra böyle bir kullanma mümkündür. Kadavra olarak kullanılacak bir insan bedeninin ÖLÜYE YAPILMASI GEREKEN dini işlerden sonra yapılması gerekir. Bu işleri cenazenin yıkanması, kefenlenmesi ve cenaze namazının kılınması olarak bilebiliriz. Sağlık ve istifade açısından uygun ortam oluşabiliyorsa yıkama ve namazdan sonra tıbbi işleme geçilmelidir. Daha sonra da kullanılan kadavradan arda kalanlar kefenlenerek mezara konur.
Kerahet vakitleri dediğimiz üç vakitte (güneş doğunca kırk dakika, öğlen namazı vaktine kırk dakika kala ve güneşin batmasına kırk dakika kala) kılınmamalıdır. Bunun dışında bütün vakitlerde cenaze namazı kılınır. Uygun bir vakit belirlemede örfe, o günkü duruma ve özel şartlara da dikkat edilmesi gerekir. Aynı şekilde bütün vakitlerde defin de yapılabilir.
Mü'minin cenaze namazını kılmak diğer mü'minlerin üzerine görevdir. Bu görevin camide olması şart değlidir. öğlen veya ikindi gibi bir farz namazın edasından sonra olması da şart değildir. Daha fazla Müslüman’ı bir arada toplamış iken namazı kılmak gibi bir fazilet umulduğundan böyle bir uygulama yapılmaktadır. Bu da güzel bir şeydir. Allah Teâlâ ölenlerimize ve öldüğümüzde bize rahmeti ile muamelede bulunsun.
Aleykümselam. Cenaze ile yemek vermeyi birleştirmek zorunda değiliz. Bir adetten ötürü cenazeyi geciktirmemeyi tercih etmeliyiz. Yine de cenazenin öğlen yerine ikindi vaktinde kılınmasının haramlık düzeyinde bir sakıncası yoktur.
Selamünaleyküm. Cenazesi kılınmayacak derecede intihar ettiğini söylememiz doğru olmaz. İntihar hemen ölecek eylemi yapmanın adıdır.