Fetva Meclisi
Soru
Recep ve Şaban aylarını nasıl değerlendirmeliyiz?
Cevap
Benzer fetvalar
Bu aylarda Recep ve Şaban ayına mahsus bir namaz ve zikir çeşidi yoktur. Ay boyu tutulan bir oruç da yoktur. Haftanın belli günlerini tutmak en iyisidir. Bolca da dua edilmelidir.
Halk arasında üç aylar diye bilinen Receb, Şaban ve Ramazan ayları mübarek aylardır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), Receb ayı girdiğinde “Allah’ım! Receb ve Şaban’ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.” diye dua etmiştir. (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-evsat, 4/189 [3939]; Beyhakî, Şu‘abü’l-îmân, 5/348-349 [3534]) Ramazan ayında oruç tutmak farzdır. (el-Bakara, 2/184-185) Receb ve Şaban aylarında ise; Hz. Peygamber’in (s.a.s.) diğer aylara oranla daha fazla nâfile oruç tuttuğu, ancak Ramazan’ın dışında hiçbir ayın tamamını oruçlu geçirmediği hadis kaynaklarında yer almaktadır. (Buhârî, Savm, 52-53 [1969-1973]; Müslim, Sıyâm, 173-179 [1156-1157]; Ebû Dâvûd, Savm, 54 [2428]; İbn Mâce, Sıyâm, 43 [1741]) Bu itibarla, Receb ve Şaban aylarının aralıksız olarak oruçlu geçirilmesinin dinî bir dayanağı yoktur. Kişi, sağlığı müsait olup güç yetirdiği takdirde bu aylarda dilediği kadar nâfile oruç tutabilir.
Selamünaleyküm. Halk arasındaki ‘üç aylar’ olarak bilinen anlayışın sahabe hayatında karşılığı yoktur. Recep ve şaban aylarının saygınlığı, Ramazan ayının azameti vardır. Recep ve şaban ayları, Ramazan ayına hazırlık ayları olarak değerlendirilmelidir. Üç aylar veya başka bir zaman dilimi, hangisi olursa olsun mümin, Allah korkusu ile yaşamalıdır. Şu zamana bu zamana daraltılan din anlayışı, asıl sorumluluktan kaçışa ve tembelliğe zemin oluşturur.
Kamerî aylar, adından anlaşıldığı gibi başlangıcı ve bitişi ayın hareketlerine göre belirlenen aylardır. Ramazan orucu, Ramazan ayında tutulduğundan ve Ramazan ayı da ay takvimine göre her sene değiştiğinden, oruca başlayabilmek için öncelikle, Ramazan ayının başladığını tespit etmek gerekir. Hz. Peygamber (s.a.s.) “Hilali (Ramazan hilalini) görünce oruca başlayın ve hilali (Şevval hilalini) görünce bayram edin. Hava bulutlu olursa içinde bulunduğunuz ayı otuza tamamlayın.” (Müslim, Sıyâm, 19-20 [1081]; bk. Buhârî, Savm, 5, 11 [1900, 1909]) buyurmuştur. Bu hadis ilk bakışta hilali çıplak gözle görmedikçe oruca başlanmayacağı ve bayram edilmeyeceği fikrini uyandırmaktadır. Konu ile ilgili diğer rivâyetler değerlendirildiğinde, bu hadislerin amacının günün şartları içinde en uygun uygulamanın öğretilmesi olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim bir rivâyette Hz. Peygamber (s.a.s.), “Biz ümmî bir toplumuz; hesap ve okuma yazma bilmeyiz. Şunu biliriz ki ay ya 29 ya 30 gündür.” (Buhârî, Savm, 13 [1913]; Müslim, Sıyâm, 15 [1080]) buyurarak, kamerî aybaşlarının belirlenmesinde hesap yöntemine de başvurulabileceğine işaret etmiştir. Çıplak gözle görülsün ya da görülemesin, ay mutat hareketlerine devam etmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de güneş ve ayın bir hesaba göre hareket ettiği (er-Rahmân, 55/5), bunların, diğer fonksiyonlarının yanında aynı zamanda birer hesap ölçüsü kılındığı (el-En'âm, 6/96), yılların sayısını ve hesabı bilmemiz için aya menziller tayin edildiği (Yûnus, 10/5), gökler ve yer yaratıldığı zaman on iki ay meydana gelecek şekilde bir nizam konduğu (et-Tevbe, 9/36), ayın yeryüzünden hilal şeklinde başlayıp kademe kademe farklı şekillerde görülmesinin insanlar ve hac için vakit ölçüleri olduğu (el-Bakara, 2/189) ifade edilmektedir. Buna göre Hz. Peygamber (s.a.s.), kamerî aybaşlarının belirlenmesi konusunda çıplak gözle görmeyi, başvurulacak yegâne yöntem olduğu için değil, belki o günkü şartlar içinde en sağlıklı sonuç veren yöntem olduğu için öngörmüştür. Hilali gözlemlemenin amacı Ramazan ayının girip girmediğini belirlemektir. Bu sebeple, hilali çıplak gözle görme dışında, bizi bu amaca ulaştıracak başka yöntemlerden yararlanmak da mümkündür. Bugün, insanoğlunun ulaştığı teknolojik gelişmişlik, ayın hareketleri konusunda en ince ayrıntıyı bile izleme imkânı sunmaktadır. Artık ince astronomik hesaplar yoluyla, gelecek birkaç yıllık namaz vakitlerini gösteren takvimleri hazırlama imkânı bile doğmuştur. Dolayısıyla kamerî ayların başlangıçlarını hesap yöntemiyle belirlemek meşrudur.
Zikrettiğiniz mesajı silin ve unutun. Mü'minlerin öyle isnatsız şeylerle ilgilenmeye vakti olmamalıdır.
Farz ibadetleri hakkıyla yerine getirin. Namaz ve oruç ibadetini aksatmayın. Teravih ve diğer nafilelerden yapabildiğiniz kadarını yapın. Okuyabildiğiniz kadar Kur'an okuyun. Diğer zamanlardan daha fazla dua edin. Bid’atleri ve ibadetleri modernleştirmeyi benimsemeyin, benimseyenlerden uzak durun. Gıybet, dedikodu, yalan çıkmasın ağzınızdan. Kul hakkınız varsa üzerinizde onların helalliğini alın. Ramazan budur. Umutla rahmetinin sizi kuşatmasını bekleyin. Allah yardımcımız olsun.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Sürgün anlamında bir tehcir olabilir. Devlet otoritesinin uygun göreceği bir sürgün cezası TAZİR cezaları kapsamında düşünülebilir.
Şu anda uygulanan kulak yıkama, vakumla içerideki kiri çekmek şeklindedir. Bu orucu bozmaz. Kulaktan içeri su veya bir sıvı verilmesi durumunda ise mideye inen şey nedeni ile oruç bozulur.
Mü'minin imanı, Kur'an’ını sahiplenmeyi, ona her şeyin üstünde bir ta’zim göstermeyi gerektirir. Ta’zim dışı olabilecek her şeyden de uzak kalması gerekir. Müzik dinlerken Kur'an okumak gibi ağır bir çelişki elbette caiz olmaz. Belki de caiz olmamanın ilerisinde ağır bir hata olur. Bunun haricinde mesela eşya dizerken Kur'an da dinliyor olmanın sakıncası yoktur. Mesela ev hanımlarının ev işlerini görürken Kur'an dinlemelerinin sakıncası yoktur. Yeter ki gözle görülür bir saygısızlık, laubalilik olmasın.
Sıradan bir anlayış olarak bakıldığında kadın erkek eşitliği yoktur/olamaz. İddia edilmesi bile abestir. Anne ile baba eşit olmadıkça kadın erkek de eşit olamaz. Erkek de kadın gibi doğurmadıkça kadınla aynı olamaz. Bu nedenle kadın erkek arasında eşitlik değil adalet aranmalıdır. Adalet her ikisinin de fıtratına uygundur. Bugünkü anlamdaki eşitlik ise erkeğe de kadına da zulümdür.
İstişare, kişinin başkalarının düşüncesini alması demektir. Önemli sünnetlerden biridir. İstişare etmek, emir almak değildir. Helal olan bir konuda yapılan istişareye uymak veya uymamak istişare edenin işidir.
HER ŞEY sözünden kastınız bir internet arama motoru gibi ise Kur'an’ımız öyle bir kitap değildir. ‘Kişinin imanı ile alakalı her şeyin esası’ ise kastınız o Kur'an’ımızda vardır. İbadetlerin ayrıntıları, tarihin dalları budakları ise yoktur. Mesela teyemmümün inceliklerini hatta namazın tafsilatını onda bulamayız. Bu tafsilatları nerede bulacağımızı ise göstermiştir. Her şeyin esasını bulabiliriz ama ayrıntılar açısından Kur'an’ımız her şeyi ihtiva etmez.