Fetva Meclisi
Soru
Hocam Şah Veliyyullah Dehlevi hakkında ne söyleyebilirsiniz?
Cevap
Benzer fetvalar
Şah Veliyyullah Dehlevi, Hindistan’da yetişmiş büyük alim ve mütefekkir bir şahsiyettir. Hicri 1176 yılında vefat etmiştir. Hanefidir, selefi düşünceleri de vardır. Hüccetullahilbaliğa isimli eseri belli bir birikimi olanlar için çok değerli bir eserdir. Allah Teâlâ rahmet etsin.
Biz bir ümmetiz; Peygamber aleyhisselam efendimizin etrafında birleşmiş mü'minleriz. İmanımız ve bu kimliğimiz Allah'ın huzuruna gidebileceğimiz yegâne değerimizdir. Müslüman olmak bunu gerektirir. Başta âlimler ve müçtehitler olmak üzere bu ümmete mensup olan herkes bu değeri yüceltmek ve korumak için çalışmıştır. İlk nesillerin çizdiği çizgi bu çizgidir. Bu anlam üzerinden baktığımızda Şafiilik veya Hanefilik diye bir şey de yoktur. Hiçbir âlim, ortaya koyduğu eserini mezhebine adamamıştır. Her şey İslam içindir, ümmetimiz içindir. Allah Teâlâ bazı çalışmalara diğerlerinden daha çok bereket vermiş olabilir. Mesela Riyâzu’s Sâlihîn adlı mübarek eser adeta evrensel olmuştur. Müellifi Nevevi Şafii'dir. Kurtubî tefsiri olarak bilinen büyük tefsirin müellifi de Maliki'dir. Müsned isimli muhteşem hadis külliyatının müellifi Hanbeli mezhebinin başıdır. Genel olarak fıkhın ağırlığını da Ebu Hanife'nin talebeleri taşımıştır. Mezheplerden birisinin bir alanda yoğunlaşması veya bir âlimin bir konuda sivrilmesi diğerlerinin o alanda olmamasını gerektirmez. Herkes bir şeyler yapmaya çalışmıştır. Allah için ve ümmete miras bırakılmış olduktan sonra hepsi bizimdir biiznillah. Böyle bakmaya çalışınız lütfen.
Selamünaleyküm. Ebu Hanife rahmetullahi aleyh hakkında pek çok bilgi vardır. İyi bir ilmihal kitabının girişini bile inceleyebilirsiniz. Onun ilim dünyasına dalmanız için ise iyi bir Arapça bilmeniz gerekir ki, bunun için İstanbul’da medrese hayatınız olması doğru olur. Bizim, KADIN FIKHI OKULU derslerimizin giriş bölümlerini izlerseniz size yararı olur zannederiz. İbni Teymiye ile alakalı olarak da Türkçe kitap takip etmiyorum. Allah'a emanet olunuz.
Emirulmü’minin Ali bin Ebi Talib radıyallahu anha nispet edilen bu kitabın nispeti doğru değildir. Kitabı asla Ali radıyallahu anh yazmamıştır. Kitabı Hicri 436 yılında vefat eden Murtaza Ali bin Hasan isimli biri derlemiştir. Ali radıyallahu anh ile bu kişi arasında yedi nesile yakın bir zaman farkı vardır. Bu kadar büyük zaman farkına rağmen kimden öğrendiğini belirleyen bir senetle değil birinci ağızdan gibi nakledilerek yazılmıştır. İçeriğinde doğru olan şeyler de bulunmakla beraber batıl olan ifadeler de vardır. Asla Ali radıyallahu anh gibi birinin ağzından çıkmayacak sözler ona nispet edilmiştir. Bu da kitabın kaynak açısından sorunlu olduğunu göstermektedir. Kitabın telifinden önceki dönemlerin kaynaklarında bulunmayan konuşmaların kitapta bulunması ciddiyetini yok etmektedir. Müellifi olan Murtaza da bir ilim adamı değildir zaten. Bir başka husus da kitabın Arapçası Ali radıyallahu anh gibi bir belagat sahibinin kullanmayacağı kadar arızalı Arapçadır. Bazı sahabilere hakaret içerikli konular da kökten silmek için yeterli nedeni oluşturmaktadır. Netice olarak bu kitabın ilmi bir değeri yoktur.
Selamünaleyküm. İmam Gazalî rahmetullahi aleyh, onca büyük ve yaygın kimliğine rağmen hadis ilminde makbul bir isim değildir. Onun eserlerini inceleyenler onu, 'Hüccetülislam/İslam'ın belgesi' olarak adlandırmışlardır. Buna rağmen hadis ilminde zayıftır. Bu da bir nakısa değildir onun için. Her beşer gibi onun da zayıf tarafı olabilir. Eserlerinde geçen hadisleri başka bir yerden teyit etmedikçe hadis olarak öne çıkarmak doğru olmaz.
Abdülaziz bin Baz 1912-1999 yılları arasında yaşamış biridir. Benim Mekke’de bulunduğum yıllarda bizzat görme imkânım oldu ama derslerine katılmadım. Uzaktan ve çalışmalarından tanıyabileceğim kadarı ile tanıyorum. Allah rahmet etsin, mağfiret etsin. İlim ile meşgul bir aileden geliyor ama eğitimini annesi üstlenmiş birisidir. Babası o küçük iken vefat etmiş. On altı yaşında iken âmâ olmuştur. Yirmi beş yıl baş müftülük gibi bir makamda bulundu. Pek çok fıkıh kurulunun oluşumuna önderlik yaptı. İlimde üniversite rektörlüğü yaptığı hâlde klasik ilim yolunu destekledi, kadim ulemanın çizgisine sadık kaldı. Hanbeli mezhebini esas aldı, İbni Teymiye ve İbni Kayyım çizgisine sadık kaldı. Bu yüzden de çok tenkit gördü. Muasır selefi anlayışa etki eden en önemli isimlerden olduğu tartışılmaz bir husustur. Hadis ilminin öne çıkmasında etkisi oldu. Dünya Müslümanları ile ciddi bir şekilde ilgilendi. Elindeki fırsatları bunun için kullanmaktan çekinmedi. Cihat hareketi bulunan bölgelere fiili desteği oldu. Cihadı övdü. Bir İngiliz planı ve projesi olan Suudi Arabistan gibi mahiyeti belli bir devletin bakan düzeyinde etkili bir müftüsü olarak yaptığı işler, onun ölümünden sonra daha iyi takdir edildi. Onun ölümü ile beraber Suudi Arabistan âlimlerin zindanlarda çürüdüğü bir siyasete geçti. Seyyid Kutub idam edileceği zaman Mısır yönetimine tek başına tavır aldı. Mısır’daki İhvan mensuplarını Suud üniversitelerine taşıdı. Böylece Suud devletinin eğitimi İhvan hareketi ile tanıştı. Binbaz’dan sonra değişen ilk politikalardan biri de İhvan’a karşı düşmanlık politikasına geçiş oldu. Yüzlerce fıkıh ve hadis âlimi yetiştirdi. Yetiştirdikleri arasında en önemli isimlerden biri İbni Useymin oldu. Onun ardından İbni Useymin çok yaşamadı ama nispeten izini sürdürdü. Binbaz, beşerden biridir. Onu İmam Ahmed bin Hanbel görmek sadece bir cahillik olur. Bir bedevi veya İngiliz ajanı gibi görmek de başka bir bedevilik olur. Süreyyadan bir parça gibi üzerimizde duran koca İmam Ebu Hanife bile tenkit edilebilmiştir. Böyle bir dünyada yaşıyoruz. Neticede beşerden birisi bu. İyi de yapar kötü de yapar. Hepimizin hükmü Allah’a kalmıştır. Biz birbirimizin savcıları değil şahitleriyiz. Şahitliği de Allah için yapmalıyız. Binbaz’ın yaşadığı günlerde başardıklarının ne olduğunu anlamak için şu anda Suudlu Müslümanların ne durumda olduğuna bakmamız yeterlidir. Evet bulunduğu makamın ağırlığı altında ezildiği ve bugün bedeli ağır fetvalar verdiği de oldu. Suud’un melun Amerikan politikalarını fetva ile desteklemesi Allah bilir ya kabirde zorlanacağı sorulara muhatap olmasına sebep olmuştur. Dileriz Allah onu mağfiret etmiş olsun. Suud gibi paranın devletten küçük bir koltuk kapana yağdığı bir yerde ömrünü makam sahibi olarak geçirmiş birisinin bir köy camii imamı tipini hiç bozmadan zahid biri olarak yaşaması bir fazilettir. Benim gördüğüm zamanlarındaki zirvede zamanları idi, koruması bile yoktu. Önünü kesen sorusunu sorar, yardım isteyene cebinden harçlık verir biri idi. Bir öğlen yemeği için davetine gittiğimizde basit bir sofrada bizi ağırladı ve ilk sorusu “Erbakan nasıl?” oldu. Nerede hareketli bir Müslüman varsa onunla ilgilenirdi. İnsanları özellikle de bu tip şahsiyetleri değerlendirirken yaşadıkları zamanı ve şartları dikkate alarak değerlendirmezsek adil olamayız. Adaletin tersi de zulümdür. Zulüm ise kıyamet günü bir karanlıktır. Binbaz on altı yaşında âmâ olmuş ve hadis ilminde bir numara denecek ilim düzeyine çıkmıştır ama mesela dünyanın döndüğü teorisine ters cevap verip dünya dönmüyor demiştir. Buna dayanıp onu dünyayı inkâr etti diyecek değiliz. Onun yüzünden dünya dönmüyor artık da diyecek değiliz. Yaptığı hayırlı işler için dua ederiz, yanlışları için de Rabbimizden mağfiret dileriz. En iyisi onu Rabbi ile baş başa bırakmak olur. Allah rahmet etsin. Onun yapamadığını veya yanlış yaptığını düşündüğümüz işlerin daha iyisini yapmaya bizi muvaffak kılsın. Âmîn.
hanefi konusundaki diğer fetvalar
Şafii ulemasına ve ulemanın büyük bir bölümüne göre kurban kesmek, müekked bir sünnettir. Hanefi mezhebinde ise vaciptir.
Âlimlerin önemli bir bölümü yeminini hata ile bozan kimseye kefaret gerekmeyeceğini söylemişlerdir. Unutmak da hata cinsindendir. Hanefi uleması ise hata ile de olsa yeminini bozan için kefaret gerekir kanaatindedir. Takva açısından bakıldığında kefaret daha evla gibi durmaktadır.
a- Namaz mü'minin en büyük ibadetidir. Dinimiz namazımız kadar canlı demektir. Namazımızı olduğu gibi beşeri müdahalelerden arınmış olarak eda etmeliyiz. b- Yaptığınızı söylediğiniz şeyleri Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin yaptığı işler olduğu kesindir. Dolayısıyla yanlış yapmıyorsunuz. Onları yapmadan kılınmış bir namaz da Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin sünneti üzere kılınmış bir namazdır biiznillah. Ortada çelişki yoktur. Peygamber aleyhisselamın çok yönlü uygulamalarının bize aktarılmasıdır gördüklerimiz. c- Size namaz kılmayı öğrendiğiniz ilmihal yeterlidir. Mesela Hanefi mezhebi üzere kıldığınız namazı daha sonra bu belirttiğiniz örneklerle renklendirerek “daha fazla sünnete tabi olmak” gibi görülse de yaptığınız bu durum, ibadetler üzerinden farklılık zevki almaya götürebilir bizi. Niyetiniz elbette Allah'ın bileceği bir iştir ama siz ibadetleri bu tür renklendirmelerden koruyun.
Böyle bir ayrıntıya girmeniz gerekmez. Kazalarınızı kılın. Sünnetleri de kılmaya çalışın. Diğer hayırlı işleri de yapmaya çalışın. Bu kadar keskin çizgiler üzerinde olmanız gerekmez. Allah Teâlâ yardımcınız olsun.
Hanefi mezhebi ulemasının kadın için tavsiyesi biraz daha az eğilmek şeklindedir. Diğer ulema ise erkek ve kadın arasında fark olmadığı şeklinde kaydetmişlerdir. Yalnız bunun namazın sıhhati açısından olumsuz bir etkisi yoktur.
Necaseti temizlemek bulunduğu yerden atmak/gidermek anlamına gelir. Eğer bunu bir kere ile yapabilirseniz bir kere yıkamanız yeterlidir. Elbisenin üzerinden su akıtmanızla, necasetin de temizlendiğini biliyorsanız yine elbiseniz temizlenmiş olur. Ama necasetin temizlendiğini anlayamıyorsanız üç kere yıkamanız ve her defasında sıkmanız (şartıyla) yeterlidir. Bu üç kere yıkamanın neticesinde eliniz de yıkadığınız elbise de temiz olur. Bu ölçüyü tüm necaset bulaşmış elbise temizliği için kullanabilirsiniz.