Fetva Meclisi
Soru
Kur’an’da secde ayetlerinin geçtiği yerler okununca neden tilavet secdesi yapılır? Ayetlerde, okuyanın bu secdeyi yapması mı istenmiştir yoksa orada bilinçsel bir uyarı mı söz konusudur? Ayrıca bu konuyla ilgili olarak peygamberimizden nakledilen rivayetler var mıdır ve o dönemde bu secdeler yapılıyor muydu?
Cevap
Benzer fetvalar
Secde âyetlerinin Arapça lafzını okuyan veya dinleyen kimsenin, tilavet secdesi yapması Hanefî mezhebine göre vâcip, diğer mezheplere göre ise sünnettir. Kur’ân-ı Kerîm’in meal ve tefsirleri, bizatihi Kur’ân hükmünde olmamakla birlikte secde âyetinin mealini okuyan kimsenin de ihtiyaten tilavet secdesi yapması gerekir. (bk. Serahsî, el-Mebsût, 2/5; Bilmen, İlmihâl, 181)
Tilavet secdesini mümkün olan ilk vakitte yapmak gerekir. Ancak gecikmekle de sorumluluk kalkmaz. Kural olarak hemen, hemen olmazsa ilk fırsatta şeklinde zikredebiliriz.
Kur’ân-ı Kerîm okunurken secde âyetlerini okuyan veya dinleyen kimsenin tilavet secdesi yapması vaciptir. Secde âyeti okuyan kişi namazda değilse, ister âyeti okur okumaz, ister daha sonra kalkıp secdeyi yapar (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/75). Namaz kılan kişinin namazda secde âyeti okuması hâlinde secde âyetinden sonra üç âyetten daha fazla okumayıp, rükûya eğilecekse, tilavet secdesine niyet ederek rükûya gider. Yapmış olduğu bu rükû, aynı zamanda tilavet secdesi yerine de geçer. Şâyet üç âyetten daha fazla okuyacaksa, tilavet secdesine niyet ederek doğrudan secdeye gider ve bir defa secde yaptıktan sonra ayağa kalkıp kaldığı yerden kıraate devam eder (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/133). Tilavet secdesi, namaz değilse de; taharet, kıbleye dönmek, niyet etmek, avret yerlerinin örtülü olması gibi namazda aranan şartlar tilavet secdesinde de aranır. Ancak tilavet secdesinde iftitâh tekbiri sünnettir. Tilavet secdesi yapacak kişi, ellerini kaldırmadan doğrudan doğruya “Allahu ekber” diyerek bir kere secdeye gidip üç defa “Sübhâne Rabbiye’l- a‘lâ” dedikten sonra yine “Allahu ekber” diyerek secdeden kalkar. Böylece tilavet secdesi tamamlanmış olur. Yani tilavet secdesinden sonra teşehhüt miktarı oturmak ve selâm yoktur. Tilavet secdesini gerektiren âyetleri işiten kişinin, hemen secde yapmaya fırsatı yok ise “Semi‘nâ ve eta‘nâ ğufrâneke Rabbenâ ve ileyke’l-masîr” demesi müstehaptır. O anda yapamadığı secdeyi daha sonra yapar (Şürünbülâlî, Merâkı’l-felâh, 184).
Esasen tilavet secdesi Kur'an’ın kendisini okurkendir. Meal için gerekmeyebilir dense de Kur'an’ımıza tazim bakımından o emri duyanın da secde etmesini tazim bakımından tavsiye etmeliyiz.
Selamünaleyküm. Tilavet secdesi kişinin kendi okuduğu veya bir insandan duyduğu durumlar içindir. Cihazlardan duyulandan ötürü secde gerekmez. Eski yapamadıklarınız için ömrünüzün sonuna kadar yaptıklarınız geçer. Mesela bundan sonra bir secde yaparken iki üç defa yapın. O açık kapansın. Üniversite ortamında bir mümine hanım efendi olarak kendinizi korumanız, zorlanmadıkça ağzınızı açmamanız en emin yoldur. Şeytan büyük fırsatlar aramaz. En küçük fırsat onun için yeterlidir. Kendinizi koruyun.
Tilavet secdesi her durumda faziletli bir ibadettir, yapılmasını sevap vesilesi olarak görmek gerekir. TV ve diğer iletişim cihazlarından dinlenen secde ayetleri için ise şöyle bir ayrım yapabiliriz: Yayın canlı yayın ise secde ayetinden sonra tilavet secdesi yapılmalıdır. Canlı yayın değilse yapılmamasında sakınca yoktur.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
İki farklı kelimeyi yanlış anlamışsınız. Şafî شافي / Şafiiشافعي kelimelerini yeniden baktığınızda sorun kalmaz.
Velilik, Allah'a yakın olma, kullukta muvaffak olma gayreti içinde olmak demektir. Her mü'min esasen veli adayıdır. Ne var ki pek çok kul, bu velilik yolunda erkenden dökülmektedir. Bu nedenle de veli diye bilinen insan sayısı az olmaktadır. Hiç kimsenin velilik garantisi yoktur. Sadece ashabı kiram için böyle bir vasıf büyük oranda elde edilmiştir. Diğer mü'minler için veli olma ihtimali yüksek olur, o kadar. Yoksa velilik bir medreseden mezun olmak gibi diploma ile ispat edilebilir bir vasıf değildir. Veli, a- İmanında sıkıntı olmayan, b- Haramlardan ve hatta küçük günahlardan kaçınan, c- Farzları ihmal etmeyen ve hatta Sünnetleri bile harf harf tatbik eden, d- Ümmeti ile ilgilenen insan demektir. Bu özellikleri kim nerede kazanırsa o veli olur. Ne medrese şarttır ne de tarikat. Şart olan nefis cihadıdır. Eğer bu bir tarikat yardımı ile elde ediliyorsa ne âlâ. Bir medresede elde ediliyorsa o da güzel. Bir cihat meydanında elde ediliyorsa o da güzel. Bir bakkal dükkânında bakkalın ulaştığı bir makam ise ona da peki deriz. Gerisi boş, takılmaya değmez.
Seferi olan sünnet namazları kılmayabilir. Kılarsa tam kılar.
'Milli Görüşçü' olmayı bir nevi din fırkası olarak zikrediyorsanız yaptığınız elbette sakıncalıdır. Din yerine konmuş bir kimlik olur ki bunu kabul edemeyiz. Hayır, bununla bu ülke şartlarında ancak ifade edilebilecek, içinizdeki imani hissiyatı anlattığınız bir parola olarak kullanıyorsanız yaptığınız mübarek bir iştir, deriz.
Gülmek bir benimseme işaretidir. Eğer bir insan önündeki bir espriye içeriğini anlayarak gülüyorsa onu benimsiyor demektir. Küfür olan bir ifade veya eylem, onu izleyen tarafından gülme nedeni oluyorsa bunun neticesi o küfür ifade veya eylemin sonucuna ortak olmaktır. Allah Teâlâ böyle bir akıbetten muhafaza buyursun. Yalnız şunu tespit etmeliyiz: Böyle bir sonuç, durumu bilen ve bilerek gülen içindir. İnşaallah duruma vakıf olamayan biri için bu sonuç yoktur diye umut ederiz.
Bir yanlışı başka yanlışla düzeltemeyiz. Bir yanlışı, ondan daha ağır yanlışa neden olacak bir yöntemle de düzeltemeyiz. Söyleyeceğimiz sözleri bir sıralamaya göre söylememiz gerekir. En son söylenecek olanı en başta söylememiz de olmaz. Bildiğimizin doğru olduğu da doğru olmalıdır. Bu doğruyu da mü'minlerin âlimleri tespit etmelidir.