Fetva Meclisi
Soru
Hocam, bugün 'selefilik' adında bir ekol var. Aralarında Türk hocalarımız da çok sayıda mevcut. İlim ehli olmadığımız için, bizim basiretimiz bazı şeyleri görmede eksik kalabiliyor. Davete çok önem veriyorlar, mezhep konusunda sizle aynı fikirdeler (bazıları), selefin menhecinden bahsediyorlar sürekli. Kur'an ve sünnetle amel etmeye önem veriyorlar. Bu arkadaşların sohbetleri çok hoşuma gidiyor, ayet ve hadislere verdikleri önem de. Dinimi yaşamamda büyük katkıları var, bu ekol ile birlikte hareket etmiş olsam, bazılarının dediği gibi sapıtmış olur muyum?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Bir insan iman esaslarını kabul edip yaşadıktan sonra Mü'min olmanın gereklerini yerine getirmiş olur. Bu sözlerinden dolayı ona kâfir diyecek hâlimiz yoktur. Ama bu sözlerin durduğu sabit bir yer de yoktur.
Kur'an’ımız hidayet ve saadet kaynağımızdır. Ondan yoksunluğumuz veya uzaklığımız ise şekavet sebebimizdir. Bugünkü dünyamızda Kur'an’dan uzak kalmanın oluşturduğu iman zafiyeti, ümmet olma kabiliyetimizin kaybolması, ardı ardına gelmeye devam eden semavi ve beşerî musibetler, insanlar arasında hatta mü'minler arasında hızla yayılan şüpheler ve şehvetler ve netice olarak başta aile olmak üzere en temel değerlerimizi kaybetmemiz yanlış gidişatın işaretleri olarak anlaşılabilir. Ortada bir iman zafiyeti vardır. İbadetlerdeki tembellik, günahlardaki kabarmalar da bu nedene dayanmaktadır. Şeriatımıza ait ilimlerdeki geri kalmışlık da adeta tuz biber olmaktadır. Gelişen iletişim imkânları, insanlara pompalanan hümanist idrakler gözle görülür bir kibir, bencillik, kendini beğenmişlik salgını getirmiştir. İnsanlar ahirete imanı neredeyse lütfedip benimseyecek tavırlar gösterebilmektedirler. Buna ilave olarak dine davetle yükümlü kimselerin vazifelerini ibadet heyecanı ile değil de maaş takibi ile yapıyor olmaları ise ayrı bir bereketsizlik getirmektedir. Kötü arkadaş çevresi, derin gaflet, tapınılırcasına peşinden koşulan dünya nimetleri, mubahlarda aşırılık, israf, vakti en değersiz nesne gibi tüketme gibi sıkıntılar bir fikir sapmasını, düşünememeyi beraberinde getirmektedir. Bunun sonuçlarından biri olarak bid’atler ibadetlerin düzeyine çıkarılmış, ahireti hatırlatmaya yönelik uyarılar aşırılık olarak yorumlanmıştır. Siyasetten ve ticaretten tamamen uzaklaştırılmış bir Kur'an ile baş başa kalmış olduk. Kadın ve aile, gençlik hedef tahtasına konan ilk değerlerimiz oldu. İçerideki bu çürümeye dışarıdaki saldırılar katılınca birbirlerine destek olup Kur'an’ımızdan uzak kalacağımız ortama zemin hazırlandı. Bütün bunları gözümüzle görebileceğimiz kadar açık ve itirazsız izleyebildiğimize göre, dönüş için neler gerektiği de bilinmiş olmaktadır. Âlimlerimiz yeniden bir Kur'an’a dönüş hamlesi yapmalı ve hepimiz dünyanın faniliğine imanımızı tazeleyerek çalışıp salih ameller yapmak durumundayız. Allah yardımcımız olsun. Âmîn.
Selamünaleyküm. Çözümü görünmeyen sorunların içinde bocalamayın. İslam'ın berrak yüzü önümüzdedir Siz neden negatiflerle ilgileniyorsunuz? İslam'ın Müslümanlarında sorun var ama Peygamberinde sorun var mı? Kur'an'da sorun var mı? Şeytanın sizi oyalayacağı işlerle ilgilenmeyin, rahat edin.
Selamünaleyküm. Bu anlattıklarınızda bir aşırılık olduğunu siz de görüyorsunuz. O söylenenler ise ZAMANSIZ VE YERSİZ SÖYLENMİŞ DOĞRU SÖZLERDİR. Uygulanmak için değil de muhalefet etmek için söylenen sözlerin peşinden gitmemiz gerekmiyor. Elbette Kur'an ve sünnet'ten alacağız ama kim alacak nasıl alacak? Din, oynamak için değildir!
Selamünaleyküm. Benzer bir soruya daha önce verdiğimiz cevabı size tekrar yazmak istiyorum. Meselemiz, dinimize hizmet etmek midir yoksa dinimizden hizmet görmek midir? Bunu tespit etmeliyiz. Ne yazık ki bu konuda kalbimiz huzurlu değildir. Ashabı kiramdan başka mükemmel denebilecek örneğimiz neredeyse yoktur. Siz mümkün olduğunca ashabı kiramı okuyun, inceleyin, değerlendirim. Allah yardımcınız olsun. Size önceki bir cevabımızı tekrarlıyoruz: 'İslam’ı bir bütün olarak gören; cihadı namazdan, eğitimi zekâttan, seyahati hacdan, siyaseti takvadan ayırmayan, mü’minleri kardeşler olarak görüp ırk ayrımı yapmayan, kendisini davası önünde yok sayan, biriktirmeyen, zühd içinde yaşayan, gündüzü hizmetle gecesi ibadetle geçen, televizyon ile vakit israf etmeyen, Kur’an okurken haşyet içinde eriyip giden, infak eden, ümmetin dertleri ile dertli yaşayan, affeden bağışlayan, küfre ve kâfire karşı ğayz dolu olan, Kur’an ve hadis ilimlerini can bilen, fıkıh öğrenen ve öğreten, şehadeti özleyip duran, kendisine ashabı kiramı örnek alan, çok çocuk sahibi olup her birini şeriatına adayan bir cemaat önderi bulur bulmaz onun peşine takılmakta kurtuluş vardır biiznillah. Bu ölçüleri yakalayamayan biri ise ne kadar ise ona bağlanmak da o kadar olur.'
Selamünaleyküm. Hiç bir bid'atte hayır yoktur; hayır olduğu gibi Sünnet'tedir.Ancak, mümin iki risk arasında kaldığında hafif olan riski tercih eder. Bu bir fıkıh kaidesidir. İnsanlara tebliğ yollarını tıkatacaksa öyle bir toplantıya katılmak hafif olan riski tercih etmektir. Gidip orada asıl işin dünyada iken Kur'an'la amel etmek olduğunu anlatacaksak, gidebiliriz. O tip toplantılarda mü'min şahsiyetimizin erimemesine dikkat etmeliyiz.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Evet, VİTİR namazının kılınışında Sünnet'te farklılıklar vardır. Kafanızı karıştırmayın, kıldığınız gibi kılmaya devam edin. İbadet lezzetini kaybedebileceğiniz tehlikeli işlere girişmeyelim. Allah'a emanet olun.
Nikâh akdinde size verilen söz ne ise onun aynen yerine getirilmesi şarttır. Eğer sözünde durmuyorsa kendinizi ondan uzak tutarak sözünü tutmaya zorlayabilirsiniz. Allah sabırlar versin size.
Kayınvalide veya kayınpeder anne ve baba hükmündedir. Eğer çok özel bir fitne söz konusu değilse ellerinin öpülmesinde bir sakınca yoktur. Ancak ulema bilhassa genç ve çekici olmak gibi bir fitneye karşı tedbirli olmak daha evladır. Kayın ise 'yabancı' hükmündedir. Çünkü evlilik için sürekli bir engel söz konusu değildir. Nisa suresinin yirmi üçüncü âyetinde kimin kime haram olduğu anlatılmaktadır. Bu hükümlerin önemli bir bölümü de oradan çıkmaktadır.
Sarık, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem döneminin genel kıyafeti arasında vardır. Dolayısıyla Müslümanlar olarak bizim için en azından bir kültürdür. Ama farz vacip düzeyinde bir emir olarak alınan ibadetlerden biri değildir. Bilhassa namazın gerekleri arasında muteber fıkıh kitaplarında zikredilmemiştir. İmkânı olanın sarık kullanması tavsiye edilebilir. Ama sarığı İslam için yapılacaklar arasında yeterli nihai görev olarak görmek doğru değildir. Önce kafaların içini Sünnet'e göre ayarlamalıyız ardından da dışını. Allah'a emanet olun.
Mesele sadece el bağlamakla bitmiyor ki? Her meseleyi bu şekilde araştırmaya ne kadar vaktiniz ve imkânınız olacak? Ayrıca zayıf diyenlerin yanında, değil diyenlerin de bulunduğu bir tartışma ile karşılaşınca ne yapacaksınız? Şunu bilmekte yarar vardır: Mezhepler, kör bir taassubun sonucunda oluşmamıştır. Daha makul düşünerek yolumuza devam edelim. Allah'a emanet olun.
Bereketsiz bir iş yapıyorsunuz. Kökten bırakıp uzak durun. Allah yardımcınız olsun.