Fetva Meclisi
Soru
Yanlışlıkla bir şey söyleyip pişman olunca dil alışkanlığı olarak ''tövbe Allah’cım'' derdim. Bir arkadaşım bunun çok yanlış olduğunu söyledi. Niyet olarak canım Allah’ım gibi sevgi niyetiyle öyle diyordum. Böyle söylemek günah mıdır hocam?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Öğretmeni bulabilirseniz helallik talep edin.
Aleykümselam. Tövbe edip istiğfar etmelidir. Tövbesinde samimi olur ve salih ameller yaparsa Allah Ğafûr ve Rahîmdir. Siz de öyle birini arkadaş olarak adlandırmamalısınız kendinize.
Tevbe var tevbe var. Tevbene bak. Onun dinin ve iffetin bil. Gerçekçi ol. İbadetlerinle tevbeni takviye et. İnşaallah sonu hayır olur.
Bunu kendine bir ders yap ve diline hâkim olmayı öğrenmiş ol. İstiğfar et. Bolca Kur'an oku. İnşaallah bir sıkıntı olmaz.
Tevbe etti isen ve tevbende samimi isen tevbeyi kendisine karşı yaptığın Rabbine güvenmen gerekir. Böyle bak meseleye.
Eğer o verdiğiniz bilgi insanlar tarafından uygulandığında bir yanlış yapacaklarsa ulaşabildiğiniz kadar insanlara ulaşıp bilginin doğrusunu söylemeniz gerekir. Böylece hem mü'mince bir tavır göstermiş hem de hatayı düzeltmiş olursunuz. İnsanız elbette hata ederiz. Hatada inatlaşırsak asıl yanlışı yapmış oluruz.
Allah konusundaki diğer fetvalar
Hayır, hayâ için “utanma” diye bir açıklama çok kısır kalır. Hayâyı arlanma, sıkılma olarak dar bir dairede görmenin yerine daha geniş bir çerçevede şöyle anlamalıyız: Bir numaralı hayâ başlığı insanın Allah’tan hayâ etmesidir. Allah’ın kulu üzerindeki nimetlerini ve o nimetlere karşı kulun yetersizliğini düşünerek, Allah’ın azametini ve ona karşı ona asi olmanın ne kadar büyük bir hata olacağını tefekkür ederek daha iyi Müslüman, daha iyi bir kul olmaya gayret eder. Bu bir hayâ sahibi olma gerçeğidir. İkinci bir hayâ konusu da meleklerdir. İnsanı sürekli izleyen meleklerin varlığına iman eden biri onların izlemesine karşı kulluğunda hata ederken veya yarın hesabı sorulduğunda meleklerin şahit olacağını düşünürken hayâ ile donanmış olduğu anlaşılır. Üçüncü bir hayâ durumu da insanlardan hayâ etmektir. İnsanlara zulmederek, kendisini yanlışa düşürerek yanlış yapmayıp hayâ etmiş olur. Bir dördüncü hayâ çeşidi de insanın kendi kişiliğine karşı dikkatli olmasıdır. İnsan olarak, Müslüman olarak toplum içinde şahsiyetini yıpratacak işler yapmaktan hayâ eder ki bu bir kendi şahsiyetini kendin koruma anlayışıdır. Hayâ ve pısırıklık, ezilmişlik aynı şeyler değildir. Buna da dikkat edilmelidir. Hayâ hayatı kuşanmalıdır. Tartışırken, sinirli iken, açık veya gizli bir yerde iken, sevinç ve üzüntü anında, eli darda veya bollukta, zengin veya fakir durum ne olursa olsun hayâ kişiliğimiz ve tavrımız olmalıdır. Bu düzeyde ve sürekli bir hayâ için Allah’a ve ahiret gününe imanın aktif olması gerekir. Iman zayıfladıkça hayâ da zayıflayacaktır. Allah’ın nimetleri ve azabı, kudreti unutulmamalıdır. Allah’ın kulunu her an murakabe ettiği bilinmelidir. Hayâ açısından güzel örnek olabileceklerle beraberlik gerekir. Ve hayâ için kişinin nefsi ile sürekli bir mücadele içinde olması gerekir.
Allah ismi bizim imanımızın özüdür. Pastanın üzerine yazılması (Arapça harflerle veya Türkçe harflerle olması fark etmez) asla uygun bir iş değildir. En üst noktadaki mukaddesatımızı böyle şeylere alet edemeyiz. Pastanın üzerine lafza-ı celali yazmak bir dindarlık değildir. Basit bir taklit ve benzeşmektir. Bu benzeşmeye de dini değerleri alet etmek hatadır.
Allah Teâlâ’ya hamd etmek kulun hakkını vermekte zorlanacağı bir hakikattir. Kul becermeye çalışır, yapabildiğinin ecrini bulur. Allah Teâlâ ise bize hamdın niteliğini öğretecek şekilde bir hamd eder. Şunu bilmemiz gerekir ki, hamd dâhil olmak üzere ibadete taalluk eden kavramlar yüzeysel ifadelerle anlaşılmayabilir. Daha derin manaları ve dalaletleri bulunur. Kul, kapasitesini zorlayıp derinlere indiğinde kendine ve imanına zarar vermiş olabilir. Allah Teâlâ hakkıyla onu hamd etmeye bizi muvaffak kılsın.
Bunu hatıra olarak çantasında saklasa daha bereketli bir iş yapmış olursunuz.
Rabbimizin isimlerinden olan LAFZAYICELAL bir Arapça kelimedir. Başında bulunan elif harfinin Arapçada olduğu gibi aynen Türkçe ile söylenmesi ve yazılması mümkün olmayabilir. Yaygın olarak ALLAH şeklinde söylenip yazılmaktadır. Yakın yıllara kadar Osmanlı döneminde yetişmiş bazı hocaefendiler ise özellikle ELLAH şeklinde söyleyip yazıyorlardı. Yazıda bir harf farkı gibi duran bu farkı sözlü telaffuzda bir harf farkı kadar farklı görmenin zor olduğunu zannederiz. Yaygın olan A seslendirmesinde de E seslendirmesinde de sakınca olmaz biiznillah.
Evet, mukaddesatımızın süs ve dekor olarak kullanılmasının böyle bir sorunu da vardır. Bu sebeple mukaddesattan süs yapılmamasını tavsiye ediyoruz. Belirttiğiniz gibi bir kırılma ve benzeri durum olduğunda ya gömülür ya da yakılır o tür eşya.