Fetva Meclisi
Soru
Hocam arkadaşımız bize bir pasta hediye getirdi. Pastanın üzerine zannederim krema ile Allah yazıyordu. Biz bunu yiyelim mi yemeyelim mi diye şaşırdık. Böyle bir pasta yenebilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Mukaddesatımızı ticaretimize alet etmemiz asla uygun değildir. Kaldı ki böyle bir işte saygı ve tazim sınırları dışında bir iş yapılmış olacaktır. Pasta ve benzeri tüketilecek gıda üzerine âyet yazılmasını en azından mekruh görürüz. Bazı fakihler ise haram olacağı kanaatine varmışlardır. Hiç değilse bir bereketsizliktir bu. Sadece şifa maksadı ile gıda üzerine şifa âyetleri yazılıp hastaya yedirilmesi bazı âlimlerce caiz görülmüştür.
Bütün Müslümanlar her durumda ve her yerde Kur'an’a saygı ve tazim ile yükümlüdürler. İyi niyetle bile olsa Kur'an’a, Kur'an’dan bir âyete saygıyı zedeleyecek bir iş yapamazlar. Pasta yenmek için yapılan bir şeydir. Pastanın kendisini yapıp yemek caiz olsa bile üzerinde bir âyet yazılı olması veya Mushaf’a benzetilmesi abes bir iş olur. İnsanların düğünlerde ve toplantılarda kimi zaman alkolle beraber kutlama yapmak için kullandıkları bir yöntem ile Kur'an sevdirmek isabetsiz bir görüş olur.
Aleykümselam. Ürettiğiniz mamüller helal, yenebilir mamüller olacaksa pastanenizden Yahudilerin pasta alıp onunla bir işler yapmaları sizin kazancınızı haramlaştırmaz. Böyle bir mantık güdülürse, içki masasında yenme ihtimali olan ekmeğin de üretilmesi caiz olmaması gerekir. Helal ve temiz şeyler ürettikçe pastane açabilirsiniz.
Selamünaleyküm. Hedefimiz yüzde yüz helal olsun. Hedefimize yürürken, elimizde olmayan nedenlerle midemize girebilecek haramdan ötürü de Rabbimizin rahmetine sığınız. Kazancının tümü haramdan olanın verdiğini yemeyiz. Kazancına haram karışan için ise aynı şey söz konusu değildir. Dikkatli ve titiz olalım yeter. Allah'a emanet olunuz.
Hayır. Yemek tarifiyle meşgul olma, farklı yemekler üretmek için uğraşmak kötü çığır açmak değildir. Bilhassa hanımlar bunu yapmalıdırlar da. Ancak yemek için ömür tüketmek, mutfağı ibadethane durumuna getirmek tehlikelidir. Kısacası ölçüsü kaçan şey tehlikelidir. Siz, bu şuuru da verecek bir yol izliyorsanız iyi bir iş yapıyorsunuz demektir. Allah yardımcınız olsun.
Selamünaleyküm.Allah sizden razı olsun. Din hepimizin dinidir. Hepimiz bu din ile cennete girmek istediğimize göre hepimiz, hocamızla talebemizle dinimize hizmet edeceğiz. Sahabe mantığı budur. Elbette serbestsiniz, dilediğiniz gibi yapabilirsiniz. Vakıftaki arkadaşlardan yardım almanız da mümkündür. Allah'a emanet olun.
Allah konusundaki diğer fetvalar
Hayır, hayâ için “utanma” diye bir açıklama çok kısır kalır. Hayâyı arlanma, sıkılma olarak dar bir dairede görmenin yerine daha geniş bir çerçevede şöyle anlamalıyız: Bir numaralı hayâ başlığı insanın Allah’tan hayâ etmesidir. Allah’ın kulu üzerindeki nimetlerini ve o nimetlere karşı kulun yetersizliğini düşünerek, Allah’ın azametini ve ona karşı ona asi olmanın ne kadar büyük bir hata olacağını tefekkür ederek daha iyi Müslüman, daha iyi bir kul olmaya gayret eder. Bu bir hayâ sahibi olma gerçeğidir. İkinci bir hayâ konusu da meleklerdir. İnsanı sürekli izleyen meleklerin varlığına iman eden biri onların izlemesine karşı kulluğunda hata ederken veya yarın hesabı sorulduğunda meleklerin şahit olacağını düşünürken hayâ ile donanmış olduğu anlaşılır. Üçüncü bir hayâ durumu da insanlardan hayâ etmektir. İnsanlara zulmederek, kendisini yanlışa düşürerek yanlış yapmayıp hayâ etmiş olur. Bir dördüncü hayâ çeşidi de insanın kendi kişiliğine karşı dikkatli olmasıdır. İnsan olarak, Müslüman olarak toplum içinde şahsiyetini yıpratacak işler yapmaktan hayâ eder ki bu bir kendi şahsiyetini kendin koruma anlayışıdır. Hayâ ve pısırıklık, ezilmişlik aynı şeyler değildir. Buna da dikkat edilmelidir. Hayâ hayatı kuşanmalıdır. Tartışırken, sinirli iken, açık veya gizli bir yerde iken, sevinç ve üzüntü anında, eli darda veya bollukta, zengin veya fakir durum ne olursa olsun hayâ kişiliğimiz ve tavrımız olmalıdır. Bu düzeyde ve sürekli bir hayâ için Allah’a ve ahiret gününe imanın aktif olması gerekir. Iman zayıfladıkça hayâ da zayıflayacaktır. Allah’ın nimetleri ve azabı, kudreti unutulmamalıdır. Allah’ın kulunu her an murakabe ettiği bilinmelidir. Hayâ açısından güzel örnek olabileceklerle beraberlik gerekir. Ve hayâ için kişinin nefsi ile sürekli bir mücadele içinde olması gerekir.
Allah Teâlâ’ya hamd etmek kulun hakkını vermekte zorlanacağı bir hakikattir. Kul becermeye çalışır, yapabildiğinin ecrini bulur. Allah Teâlâ ise bize hamdın niteliğini öğretecek şekilde bir hamd eder. Şunu bilmemiz gerekir ki, hamd dâhil olmak üzere ibadete taalluk eden kavramlar yüzeysel ifadelerle anlaşılmayabilir. Daha derin manaları ve dalaletleri bulunur. Kul, kapasitesini zorlayıp derinlere indiğinde kendine ve imanına zarar vermiş olabilir. Allah Teâlâ hakkıyla onu hamd etmeye bizi muvaffak kılsın.
İnşaallah bundan ağır bir vebal oluşmaz ancak mukaddesatımıza ait isimleri, kullanımları aslına uygun olarak yapmamız gerekir, bunu da bilelim.
Bunu hatıra olarak çantasında saklasa daha bereketli bir iş yapmış olursunuz.
Rabbimizin isimlerinden olan LAFZAYICELAL bir Arapça kelimedir. Başında bulunan elif harfinin Arapçada olduğu gibi aynen Türkçe ile söylenmesi ve yazılması mümkün olmayabilir. Yaygın olarak ALLAH şeklinde söylenip yazılmaktadır. Yakın yıllara kadar Osmanlı döneminde yetişmiş bazı hocaefendiler ise özellikle ELLAH şeklinde söyleyip yazıyorlardı. Yazıda bir harf farkı gibi duran bu farkı sözlü telaffuzda bir harf farkı kadar farklı görmenin zor olduğunu zannederiz. Yaygın olan A seslendirmesinde de E seslendirmesinde de sakınca olmaz biiznillah.
Bu ve benzeri konularda onlarca cilt kitap yazılmıştır. Onlarca da fırka oluşmuştur etrafında. Asırlardır tartışılmaya devam etmektedir. İlk günkü bakış farklılıkları ve derin anlama sıkıntıları ağırlaşarak devam etmiştir. Tek bir kelime üzerinde söz birliği sağlanamamıştır. Tek bir kelime! Bu birinci hakikat. İkinci hakikat: Sahabeden hiçbiri bu konuları merak edip uykusuz kalmamıştır. Duyduklarına iman edip yollarına devam ettiler. Üçüncü hakikat: Sahabeden sonraki nesiller pek merak saldılar bu ayrıntılara. Araştırdılar, tartıştılar, ayrıştırdılar. Dördüncü hakikat: Sahabe, Allah onlardan razı olmuş olarak gittiler bu dünyadan. Sonraki nesiller ise birbirlerini tekfir ederek, kendi düşüncesini uymayanların kuyusunu kazarak gittiler neredeyse. Beşinci hakikat: Bugün, içinde boğulduğumuz dünya sorunları ve dinimize dair kaybettiklerimize bu ve benzeri meselelerin çözümünün ne katkısı olacak? Sadece mü'minler arasındaki mesafeyi derinleştirecek! Farzı ayın olmayan bilgi üzerinde harcadığımız vakitler bizi farzı ayın görevlerimizden alıkoyuyorsa bu bir kayıptır. Lütfen bu açıdan da bakınız konuya.