Fetva Meclisi
Soru
Hocam aklıma takılan birkaç soru sormak istiyorum size. Hz. Âdem ve Hz. Havva cennetteyken şeytan nasıl cennete girmiştir? Hz. Musa’yla ilgili bazı kimseler firavuna haber vermişler, bir erkek çocuk doğacak ve onun yerine geçecek diye. Bunu söyleyen insanlar gaybı nasıl bilmişlerdir? Son sorum ise Allah ezelde olan her şeyi biliyor ama neden bizi imtihan ediyor? Bizleri neden direkt cennete veya cehenneme koymuyor?
Cevap
Benzer fetvalar
Cennete girmenin ana şartı Allah’a iman etmiş olmaktır. İman edip imanın gereklerini yapanlar için cennet vaadi vardır. İman etmeyenler için ise cehennem vardır. İman etmemiş sayılan hiç kimse için asla cehennemden kurtuluş umudu yoktur. İman ettiği hâlde imana aykırı günah işleyenler, günahlarından hakkıyla tevbe ederlerse ve o şekilde ölürlerse onların da cennette olmalarında sıkıntı yoktur. İman ettikleri hâlde günah sahibi olanlar tevbe etmeden ölürlerse onların durumu Allah’a kalmıştır; dilerse affeder direkt cennete koyar, dilerse de cehenneme koyup belli bir ceza çektirdikten sonra cennete koyar. Kime ne yapacağını burada bilemeyiz.
Çocuklara kapasitelerinin üstünde eşya taşıtamayacağımız gibi bilgi de veremeyiz. Neyi ne kadar anlattığınızın ayrıntısını bilmediğimiz için şu kadarı fazla olmuş diyemeyeceğiz size. Bir fazlalık olduğu ise muhakkaktır. Bir de o çocuğa mahsus özel bir durum da bulunmuş olabilir; çocuk hassastır, ince duyguludur veya benzeri bir durum olabilir. Netice olarak dert etmeyin. O konuları bir süre konuşmayın. Çocuğu rahatlatacak konulara dalın. Cennetten, meleklerden, çocukların güzelliklerinden bolca konuşun. Yemek fazla tuzlu olunca ne yapıyorsanız burada da onu yapın, hafif şekerle yemeği biraz daha kaynatın, denge kurulur biiznillah. Endişe etmenize gerek yoktur.
Selamünaleyküm. Güzel kardeşim, Bu üç sorudan hangisi senin ahiretinle direk alakalıdır? Dünyanın şu berbat hâliyle alakalı neyi çözecek bu sorular? Bunları bilmenin günlük ibadet hayatında sana katkısı ne olacak? Lütfen bunları düşününüz. Şeytan bizi, asıl işlerimizden alıkoymak için bu ve benzeri tali konularla meşgul etmesine karşı uyanık olmalıyız.
Fazla detaya girmeden konuyu üstünden anlatmakla iyi etmişsiniz. Çocuğun bu tür şeyleri merak etmesi normal. "Uzaklara gitti." "Allah yanına aldı." gibi cevaplar çocuğun kafasını karıştırabilir. İnsanın gömüldükten sonra başka bir âleme gittiğini yine detaya girmeden, onun kabul edebileceği şekilde anlatabilirsiniz. Bu biraz da sizin iletişim ve ilişki şeklinize ve çocuğunuzun durumuna ve tarzına göre değişir. Ama sakin olun, siz de telaş yapmayın ki çocuk da telaş yapmasın. Allah'a emanet olun.
Evet, asıl endişemizin cennete girmenin “bize de nasip olması” olmalıdır. Allah Teâlâ lütfu ve keremi ile hepimizi mü'min kulları olarak cennetlerine kabul buyursun. Âmîn. Bu konudaki bilgimizi şöyle özetleyebilirim: Âlimlerimiz, ruh verilip yaratıldıktan sonra buluğa ermeden vefat eden annesi babası Müslüman çocukların cennette olduklarını söylemişlerdir. Elimizdeki hadislerden anlaşılan da budur. Bu da esasen onların anne ve babalarına Allah Teâlâ’nın bir ikramıdır. Öldükten sonra berzah âlemindeki çocukların ruhları direkt cennete geçer ve İbrahim aleyhisselamın himayesinde kıyameti beklerler. Bu da hadislerden anlaşılıyor. Kıyamet koptuğunda ise çocuklar da kabirlerinden büyükler gibi diriltilecekler ve anne babalarına şefaat edecekler. Allah’ın lütfu ile de cennete girecekler. Cennete girdikten sonra da herkes otuz üç yaşında olacak. Âlimlerin önemli bir bölümünün kanaatine göre anne babası Müslüman olmayan çocuklar da çocuk olarak öldü iseler onlar da sonuçta cennette olacaklardır.
Selamünaleyküm. Öncelikle tıbbî yöntemleri ihmal etmemelisiniz. Son noktaya kadar tıp eşliğinde gidin. Daha sonra diğer yöntemlere başvurun.
cennet konusundaki diğer fetvalar
Cennetin anahtarı kelimeişahadettir. Başka hiçbir anahtar onu asla açmaz. O tarz iyilikler ise dünyada karşılığını bulur. Öyle iyilik açısından bakacak olursak, Allah Teâlâ da ona hayat verip yaşattı ama o iman etmedi, teslis gibi bir bataklığa battı... Ona ne denecek?
Şöyle özetleyelim: Peygamber aleyhisselam efendimize salavat getirmek Allah’ın mü'min kullarına emridir. Bu noktada bir tereddüt yoktur. Allah’ın emri mü'min için “şu nedenle bu sebeple” gibi bir irdelemeye tabi tutulamaz. Peygamber aleyhisselama salavat getirmek bir sevap kazanma yoludur. Bu yol her mü'min için bir fırsattır. Her gün ve her zaman dilimi salavat için uygundur. Özellikle de cuma günleri ise daha bereketli ve kazançlı bir ibadettir. Her salavat mü'min insanın kalbinde Peygamber aleyhisselam sevgisi ve alakasını büyütecek bir yatırım demektir. Salavat getirilen bir ortam manevi olarak bereketli bir ortama dönüşür. Salavat şefaate yatırımdır.
Tekfir, bizde yani dinimizde olmayan bir şey değildir. Dinden çıkana dinden çıktığı elbette söylenecektir ancak bu, önüne gelenin yapabileceği iş olarak görüldüğünde sakınca oluşur. İnsanlar birbirlerinin dini hakkında karar vermemelidirler. Bir mahkeme yoksa ilim heyeti gibi bir kurulun üslenmesi gereken işi önüne gelen yaptığında fikir terörü oluşur. Bu da mü'min insanları parçalar. Netice olarak başkalarının imanını irdelemeyi kendinize görev gibi görmenizin ne kadar ağır bir riskle oynadığınızı size anlatması gerekir. Cenneti kazanmak varken, başkasının cehennemi ile neden alakadar oluyorsunuz? Bir de bunu düşünün.
Cennet yasakların olmadığı bir yerdir. Bunu bilin. İkincisi de bu dünyadaki bedenlerimizin iştahları, arzu ve zevkleri buraya aittir. İnşaallah cennetlerde bu dünyanın zevkleri ile yaşamayacağız. Rabbim size nefsinizin ihtiraslarına karşı direnç lütfetsin. Sizi korusun ve cennetine kavuştursun.
Bütün bu olanlar, Allah’ın sizi sevdiği için olması mümkün değil mi? Bir de bu açıdan baksanız! Eğer bulunduğunuz dünya kalıcı bir yer olsa idi siz haklı idiniz. Burası terk edilmek içindir. Asıl kalınacak yer ise buradaki imtihanın durumuna göredir. Zannedersem siz, yanlış pencereden baktığınız için görülmesi gereken yeri göremiyorsunuz. Belki de seçildiniz, önceden okuduğunuz Kur'an veya size yapılmış bir dua tuttu ve siz cennetlere hazırlanan bir sürece alındınız. O da çetin bir süreç olunca tereddüt ettiniz. Bu pencereyi açın ve oradan bakın lütfen.
Gecenin üçte ikisi geçtikten sonra ya da imsak vaktine yaklaşık bir saat kalarak kalkılıp kılınan namaza teheccüd namazı adı verilir. Bu namaz farz değildir, nafile bir ibadettir ama nafile ibadetlerin en efdallerindendir. Salih kullar için adeta bir farz namaz gibi görülmüştür. Mü'min bu namazı sürekli kıldığında dünya ve ahiret kazancı bakımından büyük mesafeler kat eder biiznillah. Nefis terbiyesi açısından benzersizdir. Cennete girmek için uğraşan bir mü'min için farzlardan sonraki en efdal ibadetlerdendir. Tevbe etmek için, zikir için en uygun vakit o vakittir. Şükreden bir mü'min olmak için de teheccüd emsalsizdir. Bilhassa dua etmek için en uygun zaman olarak teheccüdden sonraki zaman görülebilir. İki rekât en azıdır. Sekiz rekâta kadar kılınabilir.