Fetva Meclisi
Soru
Hocam ben müzikte çok yetenekliyim. Bu yüzden müziğe âşık olarak büyüdüm ve en büyük hayalim hep ünlü ve başarılı bir müzisyen olmaktı. Ancak hidayet bulduktan sonra istemeyerek de olsa tamamen bıraktım müziği. Sadece kendimce dinliyorum Allah affetsin. Eğer cennete gidersem orada ünlü ve başarılı bir müzisyen olur muyum?
Cevap
Benzer fetvalar
Sizin durumunuzda şaşılacak bir şey göremedim. Şeytanla mücadele etmek zorunda olan her insanın öyle veya böyle bir mücadelesi vardır, olacaktır da. Yılmadan devam edin, Allah size er geç yardım edecektir. Allah Teâlâ sizin, dönüşünüzün güçlü olmasını istiyor, konuyu böyle anlayın. İyi bir iş bulmaya çalışın. Bulunduğunuz şehri yani sizi tanıyanların diyarını terk edin, başka bir yere taşının. Fırsat buldukça büyük şehirlere ziyaretlere çıkın; bulunduğunuz şehirde boğulup kalmayın. Çok dua edin. Kendinize meşguliyetler üretin, boş vakit geçirmeyin.
Bu işle ilgilenmemelisin. Müzik helal olmaz. Şimdi böyle düşünsen de içine girdikten sonra o seni sürükler ve kendi bataklığında kaybeder maazallah. Müzik için helal diyebilmek çok zordur. Evet, helal denebilecek bölümü olur ama onu ayırana kadar günahlar seni ezer ve sen başka biri olursun. Böyle bak konuya.
Bu hayatta imtihan için bulunuyoruz. İmtihan ise hayatın her alanı ve her dakikası ile ilgili bir durumdur. Rabbimizin bizi imtihanını sadece dışımızdaki odaklar, fakirlik, hastalık, eş ile sınırlayamayız. Kendi içimizdeki gelgitler, zayıflamalar, erimeler de bir imtihandır. Bu tür imtihan da oldukça ağırdır. Bir mü'min hanım olarak sizin bu ve benzeri iç problemler hissetmeniz imanınızdan kaynaklanıyor. Maazallah imanınız olmasa böyle şeyler hissetmezdiniz. Demek ki sizde imanî bir hayat var, kalbiniz çalışıyor, gözünüz görüyor, kulağınız duyuyor da mevsimler, çevre, ihtiyaçlar, nefis ve benzeri etkenler altında zorluk hissediyorsunuz. Sakın yılmayın, yıkılmayın. Aksine kendinizi daha güçlü tutmaya çalışın. Nefsiniz veya başka bir etken sizi mesela açılmaya zorladıkça siz bir tık daha yukarı çıkarak o baskıdan imanını güçlendirmiş olarak çıkmalısınız. Neticede biiznillah cennete ayak basınca bitecek bu sıkıntılar. Cennetten önce asla bitmesini beklemeyin. Allah Teâlâ yardımcınız olsun. Âmîn.
Hayat nasıl boş olur ki bana da yetmiyor! Zihninizi boş tutmayın; dersler dinleyin, iyi kitaplar okuyun, büyük şahsiyetleri ziyaret edin. Namazları camilerde kılın. Bir işte çalışın; hem para kazanın hem de bedeninizi rahat bırakmayın. Hayat, cennet kadar dolu ve umutludur. Biz buralardan cennete gitmek için yol almaya çalışıyoruz. Daha geniş düşünün, kendinizi salmayın; şeytan bir daha peşinizi bırakmaz.
Bu dünyanın havasına göre hayaller kuruyorsun. Orası burası gibi olmayacak. Orayı oraya göre düşünmeye bak, gerçekçi ol.
Aynı şekilde mikroplar da hayatımızı kuşatmış durumdadır. Biz, nasıl mikroplara teslim olmadan yaşamaya çalışıyorsak aynı şekilde haramlardan bir haramı da o şekilde algılarız. Sıyrılabildiğimiz kadar sıyrılır gerisinde Allah'ın mağfiretine iltica ederiz. Sorun, kendimizi salmak veya salmamaktadır. Nefsi gıdıklayan, vakti öldüren, daha efdal bir işi yapmaya mani olan her ne ise onun adı mâlâyânidir. Her mâlâyâni zayiattır. Ölçümüz bu olsun. Allah'a emanet olunuz; Kur'an'la yüreğinizi ferahlatma seviyesine gelmeye çalışınız.
cennet konusundaki diğer fetvalar
Şöyle özetleyelim: Peygamber aleyhisselam efendimize salavat getirmek Allah’ın mü'min kullarına emridir. Bu noktada bir tereddüt yoktur. Allah’ın emri mü'min için “şu nedenle bu sebeple” gibi bir irdelemeye tabi tutulamaz. Peygamber aleyhisselama salavat getirmek bir sevap kazanma yoludur. Bu yol her mü'min için bir fırsattır. Her gün ve her zaman dilimi salavat için uygundur. Özellikle de cuma günleri ise daha bereketli ve kazançlı bir ibadettir. Her salavat mü'min insanın kalbinde Peygamber aleyhisselam sevgisi ve alakasını büyütecek bir yatırım demektir. Salavat getirilen bir ortam manevi olarak bereketli bir ortama dönüşür. Salavat şefaate yatırımdır.
Biz, imtihan için bulunduğumuz bu dünyada, bizim imtihanımızın sırlarını keşfetme imkânına sahip değiliz. Nasıl ve nedenleri öğrenmemiz sınırlarımızı aşmamızı gerektirir. Bu sorularınıza verilecek binlerce cevap bulunabilir ama hiçbiri kesin doğru cevap değildir. Her cevap kendisi gibi pek çok soruyu beraberinde getirir ve kul olarak o sorularla ya da cevapları ile uğraşan sadece vaktini kaybeder, zihin safiyetini yitirir. Size tavsiyemiz bu tür sorularla zihninizi yormamanızdır. Allah Teâlâ afiyetinizi daim etsin.
Cennetin anahtarı kelimeişahadettir. Başka hiçbir anahtar onu asla açmaz. O tarz iyilikler ise dünyada karşılığını bulur. Öyle iyilik açısından bakacak olursak, Allah Teâlâ da ona hayat verip yaşattı ama o iman etmedi, teslis gibi bir bataklığa battı... Ona ne denecek?
Tekfir, bizde yani dinimizde olmayan bir şey değildir. Dinden çıkana dinden çıktığı elbette söylenecektir ancak bu, önüne gelenin yapabileceği iş olarak görüldüğünde sakınca oluşur. İnsanlar birbirlerinin dini hakkında karar vermemelidirler. Bir mahkeme yoksa ilim heyeti gibi bir kurulun üslenmesi gereken işi önüne gelen yaptığında fikir terörü oluşur. Bu da mü'min insanları parçalar. Netice olarak başkalarının imanını irdelemeyi kendinize görev gibi görmenizin ne kadar ağır bir riskle oynadığınızı size anlatması gerekir. Cenneti kazanmak varken, başkasının cehennemi ile neden alakadar oluyorsunuz? Bir de bunu düşünün.
Gecenin üçte ikisi geçtikten sonra ya da imsak vaktine yaklaşık bir saat kalarak kalkılıp kılınan namaza teheccüd namazı adı verilir. Bu namaz farz değildir, nafile bir ibadettir ama nafile ibadetlerin en efdallerindendir. Salih kullar için adeta bir farz namaz gibi görülmüştür. Mü'min bu namazı sürekli kıldığında dünya ve ahiret kazancı bakımından büyük mesafeler kat eder biiznillah. Nefis terbiyesi açısından benzersizdir. Cennete girmek için uğraşan bir mü'min için farzlardan sonraki en efdal ibadetlerdendir. Tevbe etmek için, zikir için en uygun vakit o vakittir. Şükreden bir mü'min olmak için de teheccüd emsalsizdir. Bilhassa dua etmek için en uygun zaman olarak teheccüdden sonraki zaman görülebilir. İki rekât en azıdır. Sekiz rekâta kadar kılınabilir.
Bütün bu olanlar, Allah’ın sizi sevdiği için olması mümkün değil mi? Bir de bu açıdan baksanız! Eğer bulunduğunuz dünya kalıcı bir yer olsa idi siz haklı idiniz. Burası terk edilmek içindir. Asıl kalınacak yer ise buradaki imtihanın durumuna göredir. Zannedersem siz, yanlış pencereden baktığınız için görülmesi gereken yeri göremiyorsunuz. Belki de seçildiniz, önceden okuduğunuz Kur'an veya size yapılmış bir dua tuttu ve siz cennetlere hazırlanan bir sürece alındınız. O da çetin bir süreç olunca tereddüt ettiniz. Bu pencereyi açın ve oradan bakın lütfen.